Türkiye’nin az zamanda kalkınması için seçkin kabiliyetlerin mütehassıs zümre olarak yetiştirilmesi daha faydalıdır. Yalnız Milli Eğitim konusundaki görüşlerimizi bir yanlışlığa yer verilmemesi için biraz açıklamak istiyorum. Türkiye’nin Milli Eğitim davası Cumhuriyetin kuruluşundan beri gayet plânsız ve çok yanlış bir şekilde yürütüle gelmiş. Bugün de aynı kör dövüşü sistem devam ettirilmektedir. Eğitimin milletimizin sosyal ve ekonomik durumu ve ihtiyaçları dikkate alınarak Türkiye’yi en kısa zamanda kalkındıracak bir plâna bağlanması lazımdır. Onun için de önce Türkiye’nin muhtaç bulunduğu elemanların sayısı, branşlarının tespit olunması ve belirli süreler içinde ulaşılması gereken hedefler tayin olunarak buna göre eğitim faaliyetlerinin düzenlenmesi gereklidir. Yani Türkiye’de halkın sağlığı için ne kadar doktora ihtiyaç var, ne kadar sağlık memuruna, ebeye, hemşireye ihtiyaç olduğu ve bunun gibi ne kadar makine mühendisine, inşaat mühendisine ve böylece nelere ihtiyaç olduğu neticesine bilimsel bir şekilde varılmalıdır. Bundan sonra da Milli Eğitimin buna göre ayarlanması gerekir. Türkiye’de bugün uygulanan şekil ise şöyledir: Her tarafta alabildiğine ilköğretimi sağlamak için ilkokullar açılmaya çalışılıyor. Ve bu ilkokuldan mezun olan öğrencileri okutmak için de ortaokullar açılmaya, ortaokulu bitirenler için de liseler açılmaya çalışılıyor. Böylece liseleri bitiren öğrencilerimiz üniversiteye sığamıyorlar. Liselerden mezun olan öğrencilere yetecek kadar üniversite kurulabilse dahi, bu üniversitelerden mezun olan çocuklarımız bu sefer de belli kapılarında vazife almak isteyecekler. Bu kadar kalabalık üniversite mezununu da devlet kadrolarına yerleştirmek mümkün olmadığından başlı başına bir tedirginlik konusu ortaya çıkacaktır. Şimdiki halde liseyi bitiren çocuklarımızın hepsini birden üniversiteye alamıyoruz. Bu durum dahi birçok üzücü olaylara sebep olmaktadır. Kaldı ki, Türkiye’nin en önemli ihtiyaçlarından birisi de teknik eleman yetiştirmektir. Bunun için de eğitimin yine memleketini sosyal ve ekonomik hedeflerine uygun olarak teknik eğitime yöneltilmesi zorunludur. Genel olarak bütün milletin yüksek eğitim görmüş hale getirilmesi elbette istenen bir amaçtır. Fakat bu çok geniş imkânlar gerektiren bir husustur. Onun için merhaleler tayin etmek ve kısa yoldan memleketi kalkındıracak bir plâna başvurmak gereklidir. Dünyanın bugünkü gidişatı içerisinde ilim ve teknik alanındaki büyük ilerlemeler milletlere geniş ufuklar açmıştır. Fakir, geri kalmış, nüfuzu az, toprağı küçük milletler dahi ilim ve teknikte yüksek bir durum elde ettikleri takdirde, zengin nüfuzlu, kalabalık ve kuvvetli milletlerle denge kurabilirler. İlim ve teknikte geri kalmış bir milletin hızla yükselmesi için üç-dört bin kişilik ilim adamı ve teknisyen kadrosu hazırlanması onun için büyük imkânlar sağlar. Bu da milyonlarca nüfus teşkil eden bütün millet halkın üniversiteden geçirmeye kalkışmaktan çok daha kolay ve ucuzdur. Bu sebeple milli eğitim davamızın en faydalı biçimde çözümlenmesi için bizim görüşlerimiz şöyle özetleyebiliriz: a) Seçkin kabiliyetler mütehassıs zümre olarak ve memleketin sosyal, ekonomik ihtiyaçları, hedeflerine göre yetiştirilmelidir. b) Eğitim, memleket ihtiyaçlarını karşılayacak bol sayıda teknik eleman yetiştirecek şekilde teknik eğitime çevrilmelidir. c) Bütün halkın süratle eğitilmesini sağlayabilmek için bizim Dokuz Işık doktrininde de ileri sürmüş olduğumuz köy plânlan sistemi uygulanmalıdır. En çok meşgul olduğum problem Türkiye’yi ilim ve teknik alanında süratle en yüksek bir seviyeye çıkarmak konusudur. Memleketimizin kalkınmasının birinci derecede buna bağlı olduğuna inancındayım. Tabii bunun içine ziraatımızın modernleştirilmesi ve Türkiye’nin ağır sanayinin kurulması hususları girmektedir. Dünya yeni bir çağın eşiğinde bulunuyor. Bu çağ atom ve füze çağıdır. Buna ilim ve teknik çağı da diyebiliriz. Bu yeniçağ, nasıl ki sanayi hareketi on sekizinci yüzyılda başlayıp geliştikçe toplumların sosyal yaşayışları üzerinde büyük tesirler yapmış ise, aynı şekilde insanların hayatını da değiştirecektir. Bunu şimdiden görmek lazımdır. Bu sebepten memleketimizde de ben 27 Mayıs’tan sonra ilk defa milletimizin asırlar üzerinden bir sıçrama yaparak atlamasını ve atom, feza çağına ulaşmasını ileri sürdüm. Bugün de aynı görüşteyim. Türkiye’miz var olup yaşayacaksa birtakım şekil ve gösterişlerle oyalanma, zaman ve varlığını israf etme yerine bütün gücünü buhar, elektrik çağların üzerinden aşıp atom ve feza çağına girmek için ilim ve teknikte güç kazanmaya harcamalıdır. Bugün üniversite gençliğinde görmekte olduğum en büyük eksiklik ve kusurlar aynı zamanda Türk toplumunda da gördüğümüz kusurlardır. Bunları sırayla şöyle söyleyebilirim: a) Gayesizlik, milli ülküden yoksun oluş, b) Ciddiyetsizlik, c) Disiplinsizlik ve bunlarla birlikte insanların haklarına karşı saygılı olmamak. İnsanları sevmek ve bencil olmamak gibi vasıflarını kaybedişi, buhran içinde bulunuşudur. Bu saydıklarımıza bir de çalışmamalarını, tembel oluşlarını ekleyebiliriz. Ayrıca ne pahasına olursa oisun sınıf geçmek ve diploma sahibi olmak zihniyeti memleketimiz için çok yıkıcı olmaktadır. Çocuklarımızda maalesef kopya yapmak bir âdet halinde olup çok kere de kahramanlık sayılmaktadır. Hâlbuki kopyacılık çok çirkin bir huy olduğu gibi adî bir sahtekârlıktır da. Ne evlerimizde, ne de milli eğitim görevlilerimizin çalışmalarında çocuklarımızın bu manevî eksikliklerini gidermek için gerekli ilgi görülmemektedir. Son yıllarda üniversite gençleri arasında yayılan aşın sol akımlar memleketimiz için ciddi bir tehlikedir. Gençlerimiz okullarımızda bir takım teorik bilgilerle yükletilmektedir. Fakat çocuklarımıza gönülleriyle kafaları çoğunlukla bu yönde boş bırakılmaktadır. Boş bırakılan her kaba ne rast gelirse o dolar. Onun için memleket evlâtlarına komünizm sadece yanlış ve batıl olduğunu, kötü ve zararlı bulunduğunu anlatmaya çalışmak yetmez. Türkiye’nin kalkındırılması için komünizmin uygun bir sistem olmadığını açıkça göstermek ve ondan sonra da Türkiye’yi hızla kalkındıracak milli bir sistemi, milli bir doktrini salık vermelidir. Türk Gençliğinin Hedefleri Ülke ve ulusların bugünü için ve yarını için umut kaynağı olan gençlik, aynı zamanda, bir devletin devamlılık konusundaki güvenidir. Önemi büyüktür, yücedir. Üzülerek belirtmek gerekir ki, bugüne kadar ülkemizde gençlik konusu bir milli dava olarak ele alınmamış, gençliğe hizmet yolunda bir metot tespit edilmemiştir. Türk Gençliği, Türk Milletinin geleceğinin biricik ümidi ve kurtuluş kaynağıdır. Bu görüşle gençleri teşkilatlandırmak, memleket kalkınmasında başarılı hizmetler yapmaları için hazırlamak ve yetiştirmek gereklidir. Bugüne kadar yöneticiler tarafından gençliğin hamle gücü değerlendirilmemiş ve gençlik gelişi güzel bir atmosfer içinde sosyal, ekonomik, siyasal, teknik imkânsızlıklar karşısında yapayalnız ve yardımsız bırakılmıştır. Gençliğin ruh ve beden sağlığı büyük ölçüde ihmale uğramıştır. İyilik, doğruluk, güzellik gerçek ülküsü ve ilmin meydana getirdiği sonuçlar sistemli bir şekilde gençliğe verilmemiş ve gençliğin temel eğitimi görüntüler ve tesadüflere dayandırılmıştır. Devletin gençliğe ait yükümlülükleri yerine getirilmemiştir. Gençlik zümrecilik ve kaba particilik anlayışı içinde lider kadroların ülke yararına çizilmeyen dar fikirler hücresine kapatılmak istenmiştir. Partiler gençliği bir bütün olarak görmek ve ana programlar düzeni içinde bu milli davayı çözümlemek yolunu seçmemiş, yabancı fikir ve politika akımlarının tesirinde doğacak zararlı sonuçları düşünmemiş, gereken tedbirleri almamıştır. Sonuç olarak diyebiliriz ki, gençlik yetişimi Türkiye’de nicelik yönünden olduğu kadar, nitelik bakımından da yetersiz bırakılmıştır. Gençlik, yorgun ve yıpranmış yetişkinlerin baskı ve istismarına hedef kabul edilmiştir. Fakat bütün bunlara rağmen, yetişimi eksik ve kusurlu olmakla beraber, genç kuşakların formasyonu yaşlı kuşaklardan ileridir. Yarına güvenimiz de bundan doğmaktadır. Bunu mutluluk sayarız. Bugün dünya nüfusunun üçte biri gençlerden müteşekkildir. Bu rakam küçümsenemez, hele az gelişmiş ülkelerde ise toplam nüfusun yarısını bulmaktadır. Bu ülkelerde gençlik toplum sorunları ile uğraşmakta ve daha aktif bir rol oynamaya hazırlanmaktadır. Türkiye’de gençliğin oranı, toplam nüfusun yüzde 40’ını aşkındır. Türk gençliği diğer az gelişmiş ülke gençlerine oranla daha fazla çağdaş uygarlık düzeyinde, meselelerin güç ve daha nazik duruma gelmiş olması idraki içinde itici, hamleci kuvvet olma zorunluluğundadır. Türk Milletinin birliği, Türk temel değerini korumak ve bunu bozmak için çaba gösteren fesat güçlere karşı savaşmak bilincini ve heyecanını daima taşımalıdır. Doğu ve Batı ülkeleri kendi gençliklerinin önemli rolünü bilerek, gençlik politika ve hedeflerini tahakkuk ettirmişlerdir, ettirmektedirler. Bunun yanında dünya ülkelerinin gençliğine ve onun problemlerine, kendi görüşlerini kazandırmak için, uygulanacak politikanın tespit, tatbik ve tahliline eğilmişlerdir.