Ana sayfa Yararlı Bilgiler Ziya Gökalp Şiirleri

Ziya Gökalp Şiirleri

18.218 Kez

KÖY

Ey Türk, senin köyün hür bir yuvadır

Çiftlik değil, yoktur beyi ağası

Her köylünün var bir çifti tarlası,

Öz evinde o hem bey hem ağa’dır.

Hiç kimsenin yarıcısı rençberi

Olmaz, ancak olur vatan askeri.

Ümmi değil, muallimsiz kalsa da

İmamı yok, gene bilir dinini.

Dost ve düşman kimdir, bilir dünyada,

Doğru bulur… sevgisini kinini.

Ona cami, mektep, kitap yapınız.

Emin kalır hudutta her kapımız…

Lakin ey Türk, bu mesut köy bitiyor!

Mültezimin, faizcinin, tüccarın

Pençesinde diyor beni kurtarın;

Bu üç işi senden çabuk istiyor.

Kaldır a’şar usülünü aç banka

Yap her semtte bir ziraî sendika.

Ziya Gökalp

Kaynak: Yeni Hayat, s. 16

ÖZ DİLİMİZE DOĞRU

…Bugün bile birçok yazarlarımız

Arapça yazmayı sayarlar ikiz

Türkçe yazanlarsa lügat paralar

Frenkçe ağzı bir şeyler karalar.

Gerçek benliğimiz, temiz dilimiz

Bağırır onlara: “Bize geliniz!

Bizdedir düşünceye, duyguya can

Bulunçlara esin, yazara şan.”

Güzel dil Türkçe bize

Başka dil gece bize

“Mehmed’in konuşması En ar, en ince bize.”

Ziya Gökalp

MESLEK KADINI

Dersiniz “bir genç kız yaşı dolunca

Mutlaka kendine bulur bir koca

Kocası evine getirir ekmek

O halde kadına meslek ne gerek?

Kadının mesleki olmaktır karı

O çıkmasın sakın bundan dışarı

Ne lazım erkek rakibi olmak

Değil mi ikisi ezelden ortak

İşçiye olunca rakip karısı

Kol artar, ücretin gider yarısı,

İkisi alırlar aynı ücreti

Ocağın eksilir, artmaz serveti.”

Bu sözler hep doğru, fakat her kadın

Bulur mu bir koca, bulsada yarın

Bu adam ölmez mi? O halde nasıl

Dersiniz “kazanma işte muttasıl !”

Görürken ortada işte binlerce

Kocasız kadınlar çeker işkence

Dersiniz “değiller mesleğe muhtaç

Ya koca bulmalı, ya kalmalı aç.

” Evvelce melcedi, hep zengin evler Kadınlar bulurdu, sığınacak yer Yaşamak güçleşti, şimdi her erkek Ancak karısına yedirir ekmek Sanmayın, hepsi de bir yük taşıyor Birçoğu hodkâmdır, bekâr yaşıyor Çünkü var, binlerce sefih kocalar Ya muttasıl içer, ya kumar oynar. Kimi de mahpusta alır soluğu Aç kalır evinde çoluk çocuğu Bunlarda olmasa kadın insandır İnsanın en büyük hakkı irfandır Kadın çalışmazsa fikri yükselmez Tabii o zaman size denk gelmez. Kadın yükselmezse alçalır vatan Samimi olamaz onsuz bir irfan. Kocalı, kocasız birçok kadınlar Açtırlar dersiniz işsiz kalsınlar”””

Derim ki “o halde kastiniz mutlak

Bunları umuma odalık yapmak.”

Ziya Gökalp

MİLLET

Sorma bana oymağımı, boyumu

Beş bin yıldır millet gibi yaşarım

Sorma bana ailemi, soyumu

Soyum Türk’tür, soy büyüğüm hünkârım.

Süngü beni ayırsa da vahdetimi unutmam

Dilde, dinde müşterekiz, hep gelmişiz bir belden

Devletimin kaygusuyla milletimi unutmam

Anadolu bir iç deniz, ayrılamaz dış elden.

Deme bana Oğuz, Kayı, Osmanlı

Türk’üm, bu ad her unvandan üstündür

Yoktur Özbek, Nogay, Kırgız, Kazanlı

Türk milleti bir bölünmez bütündür.

Gök, Ay, Yıldız, Dağ ve Deniz Hanlar bütün ölmüşler

Yalnız diri Gün Han kalmış altun yayı elinde

Baktı, dedi: Moskof’la Çin Türk kavmini bölmüşler

Artık onlar hür olacak Rus ilinde ve Çin’de.

Her ülkede Türk bir devlet yapacak

Fakat bunlar birleşecek nihayet

Hep bir dille aynı dine tapacak

Olacak tek harsa malik bir millet.

Ey Türkoğlu, artık ne ben, ne sen, ne o bir şey yok

Uluslar yok, uruklar yok, ancak büyük Turan var

Siyasette şirk olamaz ayrıca, Han ve Bey yok

Türk ruhunda yalnız bir il, yalnız bir tek İlhan var.

1915 (Yeni Hayat) Ziya Gökalp

TEVHİD

-İçtimaî tasavvufa göre-.

Tanrımız bir tek ilâh

Yok bize başka penah

İkiye tapmak günah,

Lâilâheillâllah !

Yurtta bir kaç can olmaz

Birden çok vicdan olmaz

Ortaklı canan olmaz

Lâilâheillâllah !

Gövdelerde kesret var

Gönüllerde vahdet var

Ferdler yok, cemiyet var

Lâilâheillâllah !

Kalkar, ruhlar bir yerde

Olunca kalbden perde

Bir göz doğar içerde

Lâilâheillâllah !

Bir göz ki Yezdan odur

Millet o, vatan odur

Örf, icma, Kur’an odur

Lâilâheillâllah !

Muhammed Resulullah!

Ziya Gökalp

ÜNİVERSİTE

Diyorsunuz ki hükümetin idarî

Vilayeti fenlere de şamildir

Ben derim ki idare her hüneri

Bilmez, çünki mütehassıs değildir.

Selâhiyet mansıp gibi yukardan

Verilmez hep ihtisasla alınır

Hiçbir âlim nüfuzunu hünkârdan

Almaz, gerçi ondan alır her nazır.

Bir müderris ya ilmiyle taayyün

Eylemiştir sizden tayin istemez

Yahut etmemişken taayyün

Ederseniz tayin, kalır bir çömez.

Bırakınız bunlar kendi kendine

Seçsinler, siz seyirci kalınız

İlmi verin âlimlere siz yine

Ele mülkün dizginini alınız.

Üniversite emirlerle düzelmez

Onu yapar ancak serbest bir ilim

Bir mesleğe haricinden fer gelmez

Bırakınız ilmi yapsın muallim.

Ziya Gökalp

VATAN

Bir ülke ki camiinde Türkçe ezan okunur

Köylü anlar manâsını namazdaki duanın

Bir ülke ki mektebinde Türkçe Kur’an okunur

Küçük büyük herkes bilir buyruğunu Huda’nın

Ey Türk oğlu, işte senin orasıdır vatanın.

Bir ülke ki toprağında başka ilin gözü yok

Her ferdinde mefkure bir, lisan, âdet, din birdir

Meb’usanı temiz, orda “Boşo” ların sözü yok

Hududunda evlâtları seve seve can verir

Ey Türk oğlu, işte senin orasıdır vatanın.

Bir ülke ki çarşısında dönen bütün sermaye

Sanatına yol gösteren ilimle fen Türk’ündür

Hirfetleri birbirini daim eder himaye

Tersaneler, fabrikalar, vapur, tren Türk’ündür

Ey Türk oğlu, işte senin orasıdır vatanın.

Ziya Gökalp

VAZİFE

O gönlüme arştan inen bir sestir

Milletimin vicdanına makestir

Ben askerim, o üstümde kumandan

Baş eğerim her emrine sormadan.

Gözlerimi kaparım

Vazifemi yaparım.

Hikmetini sormam, ince elemem

Âmirimdir, ona karşı gelemem

Haklılığına eylemişim kanaat

Benden ona kayıtsız, şartsız itâat

Gözlerimi kaparım

Vazifemi yaparım.

Benim hakkım, menfaatim, arzum yok

Vazifem var, başka şeye lüzum yok

Aklım gönlüm, düşünmezler duyarlar

Ondan gelen emirlere uyarlar

Gözlerimi kaparım Vazifemi yaparım.

Var demezdim bu dünyanın ötesi

Gelmeseydi vazifenin gür sesi

Bu ses mutlak maveradan geliyor

Hak nerdeyse, tâ oradan geliyor

Gözlerimi kaparım

Vazifemi yaparım.

Ziya Gökalp

YÜCE TANRI

Bir okum ki yoktur yayım

Ben yerdeyim, gökte ayım,

Kanat ver ki fırlayayım

Kanat sensin yüce Tanrı.

Kalbim gece, sen bir güneş

Kışın senden alır ateş

Yalnızlıkta sen ona eş

Neşad sensin yüce Tanrı.

Âşık ağlar “Canan” diye

Asker ölür “Vatan” diye

Ders okunur “irfan” diye

Murat sensin yüce Tanrı.

Yoksulların haznesisin

Öksüzlerin annesisin

Sen bir şefkat sinesisin

İmdad sensin yüce Tanrı.

Her yanımda bir uçurum

Sırtındadır benim yolum

Tut elimden düşüyorum

Sırat sensin yüce Tanrı.

Aşkımdandır eza bana

Sen etmedin ceza bana

Ruhum açtı gaza bana

Pusat sensin yüce Tanrı.

Hem gönlüme göz vermişsin

Hem didare söz vermişsin

Hayat ta ver, öz vermişsin

Hayat sensin yüce Tanrı.

Kaç gel dedin Karakulu

Geçemedim gözcü dolu

Aramızdan kaldır yolu

Necat sensin yüce Tanrı.

Ziya Gökalp

ERENLER NASİHATİ

İki mahlûk yaşar sende beraber

Birisi melektir, öteki hayvan.

Hayvana köpek de, istersen arslan

O da onlar gibi uyur, yer içer

Fakat melek, vecdi arar daima.

Meleğin gıdası din, şiir, ahlâk

Dalmak İster daim derûni vecde

Maksadı yaşamak daima Hacc’da.

Lâkin gürültüde olmaz istiğrak

Meleğin huzuru sükûna muhtaç

Fakat köpek susmaz, çünkü karnı aç…

Meleği kurtarmak için mihnetten

Kalkışma boğmağa sakın köpeği,

Düşün ki ayrılmaz ruhundan beden

Öldürmüş olursan ma’sum meleği.

Köpeği öldürme, karnını doyur

Doyunca havlamaz, çünkü hep uyur.

Lâkin köpek ağa hoşlansın diye,

Çekme ona her gün nefis ziyafet

Şımarır, atınca çok şey gövdeye.

Yetmez mi bir lokma ekmek, yahut et?

Doyur onu, fakat azdırma zinhar

Çünkü ona uyup melek de azar.

ERENLER AŞKI

Sevdiğim gitmekle senden uzağa

Zannetme aşkının çevrinden kaçtım

Kalmadı ihtiyaç göze, kulağa

Gönlümden gönlüne pencere açtım göze, kulağa

Ayrılığa düştük zannetme sakın

Dışardan uzağız içerden yakın.

Aramızda gerçi dağ var, deniz var

Görürüm ben seni her dem yanımda

Dudağından uzak düşsem ne zarar

Duyarım sesini tannân canımda

Ruhların birliği hakiki visal

Gövdeler heyulâ, çehreler hayâl.

KARADAĞ (*)

Kara dağ kış Hürrem

Beyaz kürke bürünürdü

Yüksekteydi kütüphanem

Pencereden görünürdü,

İlkbaharda kar azalır

Yeşerirdi yamaçları

Çocuklukta penceremin

Ufukları bu dağlardı

Aşıkıydım ben hücremin

İçinde bin his çağlardı.

Babam bir gün dedi: “Dalgın

Hep okursun, biraz da bak

Karşındaki karlı dağın

Şiirleri daha sıcak.

(*) Şair, oturduğu evin karşısındaki dağı anlatıyor. Hürrem: Gönül açıcı

HÜRRİYYET MARŞI

Yaklaştı Yıldız’ın inkirâz günü

Bozuldu yaldızı, çıktı düzgünü

Siyaset mahkûmu, jurnal sürgünü

Germeğe gelecek şanlı düğünü.

Toplanın kardeşler, bayrak açalım

Yıldız’ın üstüne ateş saçalım. .

Bir millet efradı hep me’yûs oldu

Ya mahbûs ya menfî ya casus oldu

Padişah millete bir kâbus oldu

Vücûdu vatana çok menhus oldu,

Toplanın kardeşler, bayrak açalım

Yıldız’ın üstüne ateş saçalım.

Kükreyen arslana zincir takılmaz

Adalet zalime merhamet kılmaz

Vatanın mahvına sessiz bakılmaz

Bir saray yakılır, bir mülk yakılmaz.

Toplanın kardeşler, bayrak açalım

Yıldız’ın üstüne ateş saçalım.

Daha mı zalimler bidâd edecek?

Bir millet zincirde feryad edecek?

Ziya Gökalp

MALTA İMAMININ VEDANÂMESİ

Yoldaşlar çileyi bu gün doldurdum

Size de dilerim, bunu yürekten

Feleğin de artık çarhı bozuldu

Pervanız olmasın kambur felekten.

Bir gemi gelecek altın direkli

Bütün yelkenleri beyaz ipekten

Buradan alacak bütün Türkleri

İşittim ben bunu bir ak melekten,

İstanbul şimdi arslan yatağı

Temizlenmiş artık, itten köpekten

Vecidlerle sizi karşılayacak

Yolunuz dolacak binbir çiçekten.

Yeni Nesil 30.6.1921

Ziya Gökalp

MEVLiD DUASI

Bütün güzellikler bir vücud oldu

Sen onun adını koydun Muhammed.

Bütün iyilikler bir kalbe doldu

Türklerin kıblesi odur müebbed.

Türk ili şimdi kan ağlar Yârabbi

Kıble hürmetine kurtar Yârabbi

Muhammed bir nurdur, kandili sensin

Bütün güzellikler ondan dağıldı.

Bir şeytan müstesna ki oldu emin

Meleklere nura hep secde kıldı

Türk hâlâ o nuru arar Yârabbi

O nur hürmetine kurtar Yârabbi.

Bir gece Kur’an’ın indiği yoldan

Muhammed arşa çıktı gizlice

Dedi, Türk müstakil kalsın her zaman

Sen, ona vaad ettin bunu o gece.

Şimdi Türk o vaadi anar Yârabbi

Miraç hürmetine kurtar Yârabbi

Şen bizi çiçekle hiç bezer mi idin?

Üstünde Emine doğurmasaydı.

O zümrüd kubbeyi hiç düzer miydin?

Altında sevgilin oturmasaydı

Türk bunun sırrını anlar Yârabbi

Mevlid hürmetine kurtar Yârabbi.

Yeni Nesil 23.6.1337

KIT’A(*)

Türk’üm, adım Türkândır

Muallimim Kur’ân’dır.

Düşmanlarım çok değil

İngiliz’le Yunan’dır.

* Ziya Gökalp, Malta’dan döndükten sonra Diyarbakır’da

küçük kızı Türkan’a yazıp ezberlettiği şiir.

ÇOCUK DUALARI’NDAN

Şimdi gün doğar

Der hep insanlar

Vazifemiz var:

Elhamdülillah.

Gazada ordu,

Çıkar Bozkurt’u

Kurtarsın yurdu

Elhamdülillah.

MEFKÛRE (*)

Bir peri kızıdır görünmez göze

Onunla yaşarım daim öz öze

Ben sükût ettikçe o başlar söze

Ruhumun onunla izdivacı var.

Ben âşık bir kalbim cananım odur

Bu fani dünyada Rahmanım odur

Ben hasta bir ruhum, Lokman’ım odur

Elinde gönlümün öz ilâcı var.

Demeyin o mevcut değil, hayaldir

Vücut metin değil, bence mealdir.

(*) Ziya Gökalp, bu şiiri ölümünden bir ay önce kızının defterine yazmıştı.

Ala Geyik

Çocuktum, ufacıktım,

Top oynadım,acıktım.

Buldum yerde bir erik,

Kaptı bir Ala Geyik.

Geyik kaçtı ormana,

Bindim bir ak doğana.

Doğan, yolu şaşırdı,

Kaf Dağından aşırdı.

Attı beni bir göle;

Gölden çıktım bir çöle,

Çölde buldum izini,

Koştum, tuttum dizini.

Geyik beni görünce,

Düştü büyük sevince.

Verdi bana bir elma,

Dedi, dinlenme, durma.

Dağdan yürü, kırdan git,

Altın Köşke çabuk yet.

Seni bekler ezeli,

Orda dünya güzeli.

Bin yıllık çile doldu!

Bunu dedi, kayboldu.

Yedim sırlı elmayı,

Gördüm gizli dünyayı.

Gündüz oldu, geceler;

Ak sakallı cüceler,

Korkunç devler hortladı,

Cinler, cirit oynadı.

Kesik başlar yürürdü,

Saçlarını sürürdü.

Bir de baktım, melekler,

Başlarında çiçekler.

Devlere el bağlıyor,

Gizli gizli ağlıyor.

Kılıcımı çıkardım,

Perileri kurtardım.

Kurtardığım periler,

Adım adım geriler,

Kanadını açardı,

Selam verir, kaçardı.

Az, uz gittim, dolaştım,

Altın Köşke ulaştım.

Bir kapısı açıktı,

Öteki kapanıktı.

Kapalıyı açarak,

Açığa vurdum kapak.

At önünde et vardı,

İt, ot yemez ağlardı;

Otu ata yedirdim,

Eti ite yedirdim.

Açtım bir elmas oda;

Dev şahı uykuda

Gördüm, kestim başını,

Dedim, Ey dev nerede?

Nerede Dünya Güzeli?

Dedi, Elinde eli!

Döndüm, baktım. Bir Kırgız

Elbiseli güzel kız.

Durmuş, bakar yanımda,

Şimşek çaktı canımda.

Güldü, dedi, Türk Beyi!

Tanıdın mı geyiği?

Kimse, beni bu devden

Alamazdı. Ancak sen,

Kaya deldin, dağ yardın,

Geldin, beni kurtardın.

Ah o imiş anladım,

Sevincimden ağladım,

Dedim, Turan Meleği!

Türkün yüce dileği!

Yüz milyon Türk bu anda

Seni bekler Turanda.

Haydi, çabuk varalım,

Karanlığı yaralım;

Sönük ocak canlansın,

Yoksul ülke şanlansın

İndik, iti okşadık,

At sırtına atladık.

Geçtik nice dağ, kaya,

Geldik Demirkapıya.

Kapanması, çok yıldı,

Açıl! dedim, açıldı.

Yol verince gizli yurt,

Aldı bizi Bozkurt,

Kaf Dağından geçirdi,

Türk Eline getirdi.

Ziya Gökalp

Ali Kemal’e

(Ziya Gökalp Malta’da sürgünde iken, Ali Kemal’in yazdığı

düşmanca yazılara bu şiirle cevap vermiştir.)

Ben Türküm! diyorsun, sen Türk değilsin!

Ve İslamım! diyorsun, değilsin İslam!

Ben, ne ırkım için senden vesika,

Ne de dinim için istedim ilam!

Türklüğe çalıştım sırf zevkim için,

Ummadım bu işten asla mükafat!

Bu yüzden bin türlü felaket çektim,

Hiç bir an esefle demedim: Heyhat!

Hatta ben olsaydım: Kürd, Arap, Çerkes;

İlk gayem olurdu Türk milliyeti

Çünkü Türk kuvvetli olursa, mutlak,

Kurtarır her İslam olan milleti!

Türk olsam olmasam ben Türk dostuyum,

Türk olsan olmasan sen Türk düşmanı!

Çünkü benim gayem Türkü yaşatmak,

Seninki öldürmek her yaşatanı!

Türklük, hem mefkurem, hem de kanımdır:

Sırtımdan alınmaz, çünkü kürk değil!

Türklük hadimine ‘Türk değil! ‘ diyen

Soyca Türk olsa da ‘piçtir’, Türk değil!

Ziya Gökalp

Altın Destan

I

Sürüden koyunlar hep takım takım

Ayrılmış, sürüde kalmamış bakım;

Asmanın üzümü dağılmış; salkım

Olmak ister, fakat bağban nerede?

Gideyim, arayım: çoban nerede?

II

Yüce dağlar çökmüş, belleri kalmış,

Coşkun ırmakların selleri kalmış,

Hanlar yok meydanda, illeri kalmış,

Dü.enler çok ama, kalkan nerede?

Gideyim arayım: Hakan nerede?

III

Türk yurdu uykuda ey düşman sakın!

Uyuyan ülkeye yapılmaz akın.

Tan yeri ağardı, yiğitler kalkın.

Bakın yurd ne halde, vatan nerede?

Gideyim arayım: yatan nerede?

IV

Herkesin gözünde vatan öz yurdu,

Çitlerin yağısı, derenin kurdu,

Yad iller, Turan’da hanlıklar kurdu,

Turan’dan yadları koğan nerede?

Gideyim arayım: ogan nerede?

Ziya Gökalp

Anne Sevgisi

Anneye karşı gelmeyelim,

Nergis çiçeği gibi,

Ne güzel kokarlar,

Ellerinde çiçek çok güzel durur.

Ziya Gökalp

Asker Duası

Elimde tüfenk, gönlümde iman,

Dileğim iki: Din ile vatan…

Ocağım ordu, büyüğüm Sultan,

Sultan’a imdâd eyle Yârabbi!

Ömrünü müzdâd eyle Yârabbi!

Yolumuz gaza, sonu şehâdet,

Dinimiz ister sıdk ile hizmet,

Anamız vatan, babamız millet,

Vatanı ma’mur eyle Yârabbi!

Milleti mesrur eyle Yârabbi!

Sancağım tevhid, bayrağım hilâl,

Birisi yeşil, ötekisi al,

İslâm’a acı, düşmandan öc al,

İslâm’ı âbâd eyle Yârabbi!

Düşmanı berbâd eyle Yârabbi!

Kumandan, zabit, babalarımız.

Çavuş, onbaşı, ağalarımız.

Sıra ve saygı, yasalarımız.

Orduyu düzgün eyle Yârabbi!

Sancağı üstün eyle Yârabbi!

Cenk meydanında nice koç yiğid,

Din ve yurd için oldular şehid,

Ocağı tütsün, sönmesin ümid,

Şehidi mahzun etme Yârabbi!

Soyunu zebun etme Yârabbi!

Ziya Gökalp

Cenk Türküsü

Türk Oğullarına,

Düşman yine öz yurduna el attı,

Mezarından ata’n kılıç uzattı,

Yürü diyor, hakkı zulüm kanattı,

Attilâ’nın oğlusun sen unutma!

Medeniyet deme, duymaz o sağır;

Taş üstünde taş kalmasın durma kır:

Kafalarla düz yol olsun her bayır,

Attilâ’nın oğlusun sen unutma!

Koş, Pilevne yine al bayrak taksın,

Gece gündüz Tuna suyu kan aksın,

Yaksın kahrın, bütün Balkan’ı yaksın;

Attilâ’nın oğlusun sen unutma!

Ziya Gökalp

Çobanla Bülbül

Çoban kaval çaldı,sordu bülbüle:

“Sürülerin hani,ovan nerede? ”

Bülbül sordu,boynu bükük bir güle:

“Şarkılarım hani,yavrum nerede? ”

Ağla çoban ağla.Ovan kalmadı.

Göz yaşı dök bülbül,yuvan kalmadı.

Çoban dedi:”Ülkeler hep gitse de,

Kopmaz bende Anadolu Ülkesi,”

Bülbül dedi:”Düşman Hased etse de

İstanbul da şakıyacak Türk sesi”

Çalış çoban,kurtar öz yurdunu.

Şairlerden topla,bülbül bir ordu.

Çoban dedi:”Edirne’den ta Van’a

Erzurum’a kadar benim mülklerim.”

Bülbül dedi:”İzmir,Maraş,Adana,

İskenderun,Kerkük en saf Türklerim”

Sarıl çoban,Sarıl.Mülkü bırakma.

Yad elinde,bülbül,Türk’ü bırakma.

Çoban dedi: Sürülerin hep kaçsa

Benim sürüm var, kaçmaz, adı Türk ili.

Bülbül dedi: “Şarkı ölsün, yok tasa;

Türkülerim yaşar söyler halk dili.

Yalvar çoban,yalvar.İlin kurtulsun.

Dile haktan,bülbül,dilin kurtulsun.

Ziya Gökalp

Ergenekon

Biz Türk Han’ın beş oğluyuz,

Gök Tanrı’nın öz kuluyuz,

Beş bin yıllık bir orduyuz,

Turan yurdu durağımız!

Ak ordumuz sola gitti,

Üç hakanlık tesis etti,

Medi, “Sümer Akad”, “Hitti”

Bu üç şanlı oymağımız!

Birincisi Azerbaycan,

İkincisi Geldanistan,

Üçüncüsü Arz-ı Kenan,

Fışkırdı üç kaynağımız!

Gök ordumuz sağa vardı,

Çin’i baştan başa sardı,

Hiyong-nular bu Hanlardı,

Set olmadı tutağımız!

Kara ordu gitti, İskit,

Ülkesinde yaptı bir çit.

Atilla ol, Şalon’a git,

Sözü oldu adağımız!

Kızıl ordu dağlar aştı,

Efganlarla çok savaştı,

Bir alayı Hind’e taştı,

Sind oldu bir ırmağımız.

Sarı ordu tekin durdu,

Şehir yaptı, çiftlik kurdu,

Uygurların bu iç yurdu,

Kaldı ana toprağımız!

Yüce Tanrı Oğuz Han’ı,

Göndererek Türk hakanı,

Birleştirdi beş Turan’ı,

Doğdu güneş sancağımız!

Oğuz Han’dan sonra Hanlar

Kazandılar yüce şanlar,

Bilinmek için bu boş anlar,

Şahnamedir sorağımız,

Yıllar geçti bir an geldi,

Türk Tahtına İlhan geldi,

Sağdan, soldan düşman geldi,

Kurulmuştu tuzağımız.

Verilmedi bir dem soluk,

Kanlar aktı oluk oluk,

Öldü bütün çoluk çocuk,

Han, Bey, Çeri, Uşağımız.

Yalnız Nököz ile Kıyan

İki kızı alıp yayan,

Bir sarp dağa attılar can

Bunlar oldu kaçağımız.

Dağdan dağa hep gizlice,

Yürüdüler beş-on gece,

Bir tan vaktı gayet ince,

Bir iz oldu uğrağımız!

Bu iz yolu çok uzattı,

Sonra Alageyik çattı,

Bir dik yardan bizi attı,

Kanadı her bucağımız!

Bir de baktık yeşil bir bağ

Her tarafi bir yüce dağ,

Geniş, fakat sıkı bir ağ,

Dedik ne hoş bu ağımız!

Alageyik çayır yerdi

Yavrusunu emzirirdi,

Bizi gördü meme verdi,

Oldu Ana Kucağımız!

Dörtyüz sene burda kaldık,

Geyik arttı, biz çoğaldık,

Çıkamadık İşe daldık,

Pek şenlendi konağımız!

Elma,erik çoktu yedik,

Demir bulduk, ör işledik,

Bir gizli yol bulsak dedik,

Dağ delerdi bıçağımız!

Kurt’tan hali iken bu yurt,

Bir gün peyda oldu bir kurt,

Bir geyiğe attı avurt,

Gördü çoban yamağımız!

Kurt bir delik buldu,gitti,

Bir demirci takip etti,

Ocak yaktı taş eritti,

Açıldı yol kapağımız!

Büyük sevinç, büyük müjde,

Bayram yaptık kentte,köyde,

Torun, oğul, baba, dede,

Büyüğümüz, ufağımız!

Demircye Bozkurt dendi

Han tanıldı,taç giyildi,

Yoldan önce kendi indi,

Sağ elinde bayrağımız!

Börteçine kurdun adı,

Ergenekon yurdun adı,

Dörtyüzsene durdun hadi,

Çık ey, yüzbin mızrağımız!

Oldu sana Kaf bu eşik,

Tarih kaldı delik,deşik,

Artık yeter bu taş beşik,

Oldu körpe yatağımız!

Uzaklarda hoş ülkeler,

Issız yurtlar seni bekler,

İşte Kıpçak, işte Kaşgar,

Ta karşıda Gökdağ’ımız!

Tarhandağı gözler seni;

Tanrı orada sözler seni,

Dört asırdır özler seni,

Tukin dağda otağımız!

Turan, eski toprak bize;

Hind, bir altın konak bize;

Çin köşkleri kışlak bize,

Tuna boyu yaylağımız!

Yunus gibi çıktık Hut’tan!

Büyük yurda küçük yurttan,

Geyik girdik, doğduk kurttan.

Kılıç oldu orağımız!

Sartlık gitti, Uygurlandık.

Soyumuzla gururlandık.

Şamanlardan uğurlandık.

Pirler oldu yardağımız!

İlk yayıldık: Beşbalık’a!

Karakurum, Elmalık’a

Çin başladı zorbalığa,

Ezdi onu tokmağımız!

Sağa sola gitti ordu;

Hind’e, Rum’a bir baş vurdu.

Altın yuta düzen kurdu.

Yine eski yasağımız!

Alplerimiz girdi harbe,

Düşmanlara attı darbe;

Şimal, cenup, şarka, garbe,

Akın etti kısrağımız!

Türk ayağı hangi yurda,

Basmışsa baş eğdi kurda!

“Gökhan orda, Akhan burada! ”

Dedik gitti ayağımız!

Tümen, Çin’e akın etti.

Efrasiyab, Rum’a gitti.

Tomris adı göğe yetti.

Hüsrev oldu tutsağımız!

Teleleri, Aktürkman’ı

Toplamıştı Soğd’un Hanı,

Çapul etti Eşkân(i) , yân’ı

Sevinç adlı soğdağımız!

İlhan Mokan, Bilge Kağan,

Gaznevi’den Mahmut Sultan,

Selçuklulardan Alparslan Han,

Birer şanlı koçağımız!

Askerliği gördü atsız.

Harzem Şah’ı oldu atsız.

Bugün hakan, dün bir adsız:

Böyle kayar kızağımız!

Tonguz, Çin’e hakan oldu.

Hıtay Türk’ü üryan oldu.

İlk düşünen Gür Han oldu,

“Birleşmeli ocağımız”!

Cengiz bunu tasarladı.

Dört bucağa ılgarladı.

Türk soyunu toparladı,

Turan oldu öz bağımız!

Oğuz Han’dan beri mühmel,

Kalmış idi büyük emel.

Yüce dilek uzattı el.

Ele geçti arağımız!

Gökten yüce yıldızımız!

Bir devr açtı her hızımız!

Atilla bir Kırgız’ımız!

Timurleng bir Kazak’ımız!

Fatih aldı İstanbul’u.

Babür, Hind’e eğdi yolu.

Nadir sarstı sağı solu…

Oldu bir son taslağımız!

Bundan sonra talih döndü,

Yıldızımız yine söndü,

Karşımızda Rus göründü…

Kesildi yurt otağımız!

Kırım, Kazan heder oldu!

Tuna, Kafkas beter oldu!

Türkistan’da neler oldu?

İşitmedi kulağımız!

Yurt girince yâd eline,

Ergenekon oldu yine!

Çıkmaz mı bir Börteçine?

Nurlanmaz mı çerağımız…

Ziya Gökalp

Kendine Doğru

Atanın içkisi köpüklü kımız,

Arpa suyu içme! dedi bir Kırgız!

Evinin yemişi erikle elma,

Komşunun bağından hurmayı alma!

Başka dile uymaz annenin sesi,

Her sözün ararsan vardır Türkçesi!

Duymadan düşünme, görme sezmeden,

Kendi duygun olsun usunu yeden!

Dile, yap! Tanrı’nın sensin bileği,

Göktürk’ün sendedir yüce dileği!

Demir sana tapar, şimşek baş eğer,

İsteme, sen yarat; görme, sen göster!

Ziya Gökalp

Kurt ile Ayı

Kurt kocadı, kötürüm oldu,

Bunu sezen bir genç atı

Yakaladı kurdu yoldu,

Dedi: ‘Haydi tüysüz dayı,

Yürü, yine yiğitlik sat;

Dar et bize yeşil yurdu! ‘

Piçlerine dedi: ‘Fırsat

Kaçırmayın, boğun kurdu! ‘

Zavallı kurt öldü, inde

Beş yavrusu kaldı öksüz

Fakat bir kaç yıl içinde

Bunlar birer yiğit, gürbüz

Kurt olarak saldırdılar,

Yeşil yurttan ayıların

Vücudunu kaldırdılar.

Çocuklarım ibret alın:

Her bugüne var bir yarın!

Ziya Gökalp

Lisan

Güzel dil Türkçe bize,

Başka dil gece bize.

İstanbul konuşması

En sâf, en ince bize.

Lisanda sayılır öz

Herkesin bildiği söz;

Ma’nâsı anlaşılan

Lûgate atmadan göz.

Uydurma söz yapmayız,

Yapma yola sapmayız,

Türkçeleşmiş, Türkçedir;

Eski köke tapmayız.

Açık sözle kalmalı,

Fikre ışık salmalı;

Müterâdif sözlerden

Türkçesini almalı.

Yeni sözler gerekse,

Bunda da uy herkese,

Halkın söz yaratmada

Yollarını benimse.

Yap yaşayan Türkçeden,

Kimseyi incitmeden.

İstanbul’un Türkçesi

Zevkini olsun yeden.

Arapçaya meyletme,

İran’a da hiç gitme;

Tecvîdi halktan öğren,

Fasîhlerden işitme.

Gayrılı sözler emmeyiz,

Çocuk değil, memeyiz!

Birkaç dil yok Tûran’da,

Tek dilli bir kümeyiz.

Tûran’ın bir ili var

Ve yalnız bir dili var.

Başka dil var diyenin,

Başka bir emeli var.

Türklüğün vicdânı bir,

Dîni bir, vatanı bir;

Fakat hepsi ayrılır

Olmazsa lisânı bir.

Ziya Gökalp

Niçin?

Bu halkın başında bir kahraman var,

Şan onundur ama millete yarar.

Haklıdır bu şandan korksa düşmanlar

Dostlardan da varmış tiksinen, niçin?

Arttıkça bu dâhi Türk’ün şöhreti

Dağılan milletin arttı vahdeti

Sulhta da faydalı böyle kuvveti

Yıpratmak daha harp bitmeden niçin?

Toplandı Lozan’da dostlar, düşmanlar

Lloyd George saçıyor yine bühtanlar

Lâzımken müttehit olmak bu anlar

Ayrılanlar varmış sürüden niçin?

Millet fedâidir kahramanına

Kim taş atabilir onun şanına?

Dil uzatma sakın Türk aslanına!

Anlatayım sana bilmezsen niçin…

O millî dehanın tam Kemâl’idir

Türk’ün hem celâli, Hem cemâlidir

Mefküre görünmez, o timsâlidir

Mefküreye çattın, söyle sen niçin?

Uyanık bulunun ey Türk gençleri!

İrtica sevemez bu hür rehberi

Susturun mantıkla, kin güdenleri

Borcumuz savaşmak ebeden, niçin? …

Ziya Gökalp

Turan

Nabızlarımda vuran duygular ki tarihin

Birer derin sesidir, ben sahifelerde değil

Güzide, şanlı, necip ırkımın uzak ve yakın

Bütün zaferlerini kalbimin tanininde

Nabızlarımda okur, anlar, eylerim tebcil.

Sahifelerde değil, çünkü Atilla, Cengiz

Zaferle ırkımın tetviç eden bu nasiyeler,

O tozlu çerçevelerde, o iftira amiz

Muhit içinde görünmekte kirli, şermende;

Fakat şerefle numayan Sezar ve İskender!

Nabızlarımda evet, çünkü ilm için müphem

Kalan Oğuz Han’ı kalbim tanır tamamiyle

Damarlarımda yaşar şan-ü ihtişamiyle

Oğuz Han, işte budur gönlümü eden mülhem:

Vatan ne Türkiyedir Türklere, ne Türkistan

Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan

Ziya Gökalp

Türk Oğullarına

Düşman yine öz yurduna el attı,

Mezarından Ata’n kılıç uzattı,

Yürü diyor, hakkı zulüm kanattı,

Attilâ’nın oğlusun sen unutma!

Medeniyet deme, duymaz, o sağır;

Taş üstünde taş kalmasın durma kır:

Kafalarla düz yol olsun her bayır,

Attilâ’nın oğlusun sen unutma!

Koş, Plevne yine al bayrak taksın,

Gece gündüz Tuna suyu kan aksın,

Yaksın kahrın, bütün Balkan’ı yaksın;

Attilâ’nın oğlusun sen unutma!

Ziya Gökalp

Türkçe

Uydurma söz yapmayız,

Yapma yola sapmayız,

Türkçeleşmiş, Türkçedir;

Eski köke tapmayız.

Türklüğün vicdanı bir;

Dîni bir, vatanı bir;

Fakat hepsi ayrılır

Olmazsa lisanı bir.

Ziya Gökalp

Uyu Yavrum

Uyu yavrum, uyanacak günler var,

Yarınları gözetleyen dünler var.

Baban şehit izlerinde ünler var.

O izlerde sen de dolaş

Öç gününe sen tezce ulaş

Uyu yavrum, tepesinde haç yatan

Camiler vardır bu mu seni ağlatan?

Dayanamaz çiğnenmeye bu vatan

Camilere götür hilal,

Hem yurdu, hem de öcünü al.

Ziya Gökalp

Vatan

Bir ülke ki camiinde Türkçe ezan okunur,

Köylü anlar manasını namazdaki duânın.

Bir ülke ki mektebinde Türkçe Kur’ân okunur.

Küçük büyük herkes bilir buyruğunu Hüdâ’nın.

Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın!

Bir ülke ki toprağında başka ilin gözü yok,

Her ferdinde mefkure bir, lisan, âdet, din birdir.

Meb’üsânı temiz, orda Boşolar’ın sözü yok,

Hududunda evlatları seve seve can verir;

Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın!

Bir ülke ki çarşısında dönen bütün sermaye,

San’atına yol gösteren ilimle fen Türk’ündür;

Hirfetleri birbirini daim eder himaye;

Tersaneler, fabrikalar, vapur, tren Türk’ündür,

Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın!

Ziya Gökalp