www.turkulkusu.com

(Özbekistan Edebiyatı ve San‟atı gazetesi muhabiri Memetkul ismailov ile sohbet)

Muhabir: Toplumumuzda, yeniden yapılanma ruhuna uygun terbiye gören nev’i şahsına münhasır insanlar yetişiyor. Onların bediî, felsefî, psikolojik karakterlerini aksettiren mükemmel eserler, birkaç yıldan beri ortaya çıkmaya başladı. Siz, şair olarak hangi manevî değişiklikleri müşahede ediyorsunuz?

Muhammed Sâlih: Edebiyat sahasında gerçekçi yazar, her güne yeniden yapılanma ile başlar. O, toplantılarda alınacak kararları beklemez. Zira, onun vicdanı, âlî bir meclistir. O meclisten çıkan karar ise, onun eseridir. Yazar hiç kimseye, hatta en yakın dostuna bile hesap vermek zorunda değildir. Sadece vicdanına karşı sorumludur. Dünle bugünün arasındaki fark şudur ki, bugün yazarın söylediği sözler değersiz addedilmiyor, bilâkis dikkatle takip ediliyor. Bugün mesele olarak ortaya atılan şeyler, evvelce de vardı; fakat kabul edilmiyordu. Kısaca söylemek gerekirse, dün doğruyu yazan yazar, bugün de doğrusunu yazmaktadır. Dün yalan yazan yazar ise, bugün de hakikati yazmıyor. Onun yüzündeki maske değişebilir. Devir, insanların bizzat kendisidir. Yeni ruh da, o insanlarda ortaya çıkan ruhtur.

Yani, “yeniden yapılanma, gökten zembille inmedi”. Bu yeni akımı, toplumumuzun öncüleri olan fikir adamları, uzun zaman içinde batınî sûrette hazırladı. Çünkü açıklık siyasetine ihtiyaç duymak ve hakikate susamışlık, bizde her zaman olmuştur ve daima da olacaktır. Bunu şiir sahasında da görmek mümkündür. 1920- 1930′lu yıllarda Behbudî, Çolpan, Fıtrat, Hamza, Gafur Gulam, Osman Nâsır, Aybek, Mirtemir gibi şairler, yeniden yapılanmanın ilk habercileriydiler. 1960′lı yıllarda Erkin Vâhidov ve Abdullah Âripov‟un eserleri de o cereyanın parlak örnekleridir. 1970′li yılların başında ortaya çıkan Rauf Parfi, Aman Metcan, Çolpan Ergeş, Miraziz A‟zam ve Halime Hudayberdiyeva gibi birkaç şairi de o yenilik cereyanının muakkipleri olarak değerlendirmek mümkündür. 1970′lerin sonunda başka bir “teşne nesil”, Osman Azim, ġevket Rahman, Hurşid Devran gibi onlarca sanatkâr edebiyata girdi. Bu zincir hiçbir zaman kopmadı. Ve bu zincirin bugünkü halkasını meydana getiren başka bir sağlam nesil de gözlerimizin önünde teşekkül etmektedir. Yeniden yapılanma, mürekkep bir cereyandır. Bunun neticesini görmek için biraz zamana ihtiyaç var. Zamanla, “kurucu” sayılanların, aslında yıkıcı oldukları görülebilir. Veya bunun tersi, “yıkıcı”ların bir gün gerçek kurucular oldukları anlaşılabilir. Kısacası bunu anlamak, hiç de kolay değildir. Yeniden yapılanmaya karşı çıkanlar da var. Bunları siyasette de, sosyal hayatta da, edebiyatta da müşahede etmek mümkündür. Yukarıda zikredilen şair ve yazarların hemen hepsi, o karşı güçlerden az veya çok, ama mutlaka “ders” almışlardır. Fakat bundan endişe duymamak lâzımdır. Eğer hakikat için beş yıl mücadele ettikten sonra onun ortaya çıkması için ayrıca bir beş yıl daha beklemek icap edecek olursa, mücadele etmek ve beklemek lâzımdır. Bu müddet, daha da uzayacak olsa bile farketmez; mücadeleden ve beklemekten vazgeçmemek gerekir.

1987 (Közi Tiyren Derd, s. 85-93)