Vatani Ahlak – Ziya Gökalp

Eski Türklerde, vatani ahlak çok kuvvetliydi. Hiçbir Türk, kendi İl’i yani milleti için hayatını ve en sevgili şeylerini feda etmekten çekinmezdi. Çünkü Gök Tanrı’nın, Türklerce gayet mübarek olan Aşk Gecesi’nde bir Altun Işık olarak yeryüzüne inmiş, bir bakireyi yahut bir ağacı gebe kılarak bu Kutlu İl’in üremesine sebep olmuştur. İl’in oturduğu memlekete yurt yahut ülke denirdi. Türk nereye gitse asıl yurdunu unutmazdı. Çünkü, atalarının mezarı oradaydı. Çocukluk çağı, baba ocağı, ana kucağı hep orada bulunuyordu.

Türk’ün vatanperliğine misal olarak, Hun devletinin kurucusu olan Mete’yi gösterebiliriz. Tatarlar hükümdarı, harp ilanına bir vesile olmak üzere, önce, onun çok sevdiği bir atı istedi. Bu at, saatte, bin fersah uzunluğunda yol alıyordu.

Mete, vatandaşlarını harbin musibetlerinden korumak için, bu atı Tatar hakanına gönderdi. Tatar hakanı, harbe bahane arıyordu. Bu sefer de, Mete’nin en sevdiği eşini istedi. Bütün beyler, kurultayda harp ilanını istedikleriz halde, Mete: “Ben, vatanımı kendi aşkım uğruna çiğnetemem!” diyerek, sevgilisini düşmana vermek gibi büyük bir fedakarlığı kabul etti. Bunun üzerine Tatar hakanı, Hun ülkesinden hiçbir mahsulü olmayan, ekinsiz, ormansız, madensiz, ahalisiz bir arazi parçasını istedi. Kurultay bu faydasız toprağın verilmesinde hiçbir beis olmadığını söylemişken, Mete “Vatan, bizim mülkümüz değildir. Mezarda yatan atalarımızın ve kıyamete kadar doğacak torunlarımızın bu mübarek toprak üzerinde hakları vardır. Vatandan velev ki bir karış kadar olsun yer vermeğe hiç kimsenin selahiyeti yoktur. Bundan dolayı, harp edeceğiz. İşte ben atımı düşmana doğru sürüyorum, arkamdan gelmeyen idam olunacaktır!” diyerek Tatarların üzerine yürüdü. Eski Türklerin nazarında, vatanın ne kadar değerli olduğunu, bu tarihi vakadan anlayabiliriz.

Eski Türklere göre, vatan, töreden yani milli kültürün’ den ibaretti. Kaşgarlı Mahmud’un lûgatında zikredilen ülkeden geçilir, töreden geçilmez atasözü, milli kültüre verilen kıymetin derecesini gösterir.

Eski Türklerde hükümranlık İl’i aitti. Küçük illerde, bütün İl, Millet Meclisi hükmündeydi. Halkın mukadderatını bu meclis idare ederdi. Büyük illerde, boy beylerinde mürekkep olan Şölen adlı meclis İl’e ait işlere karar verirdi. Hakanlıklarda, İlhanlıklarda ise Millet Meclisi mahiyetinde olmak üzere, Kurultay vardı. Bu meclislerde meselelerin konuşulmasına Kinkeş denilirdi. İl mi yaman, bey mi yamam? atasözü, hükümranlığın hakanda olmayıp ilde olduğunu gösterir. Çünkü, hakanı seven ve iktidardan düşüren, kurultaydı. Harp ve sulh ilanı gibi ehemmiyetli işler, kurultayın kararıyla olurdu. Tozda, dumanda ferman okunmaz atasözü, buhran anlarında, duruma halkın hakim olduğunu gösterir. Eski Türklerde, eşitlik de çok kuvvetli bir surette yerleşmişti. Harzem’deki teke Türkmenlerinde ne esir ne de hizmetçi vardır. Herkes evine ait işleri kendisi görür. Her il, birbirine eşit fertlerden mürekkeptir. Eski Türklerde bir il diğer illeri kendi idaresi altına aldığı zaman, onların siyasi teşkilatını bozmazdı. Bağlı olan İl’in eski reisi, Yabgu yani Melik adıyla, eski yerini muhafaza ederdi. Hakan, bunun yanında, Şad yahut Şana: Şahna adıyla bir komiser bulundururdu. Bir hakan da, diğer hakanları fethettiği zaman, eski hakanları yerlerinde bırakırdı. Yalnız, kendisi İlhan adıyla, bunların başbuğu olurdu.

Zaten il kelimesinin asıl manası, Sulh demektir. İlci sulhçu manasınadır.

İl’ in timsali olan Gök tanrı, sulh tanrısıdır. İlhan sulh dininin yayıcısıdır. Türk ilhanları, bütün Türk illerini barışa çağırıyorlardı, bütün hakanlara oğlum diye hitap ediyorlardı. Türklerin bütün savaşları, daimi ve geniş bir barış sahası kurmak içindi. Bütün ilhanlık devirlerinde, Mançurya’dan Macaristan’a kadar bütün Turan kıtası gayet mes’ud bir barış ve asayiş hayatı yaşamıştır. Tüm ilhanları, emperyalist de değildirler. Çünkü yalnız Türk illerini birleştirmekle yetiniyorlar, başka milletlerin ülkelerini fethe çalışmıyorlardı.

Hunların ilk ilhanı Mete’nin iki defa Çin devleti eline geçtiği halde, imparatorluğu kabulden çekinmesi bu iddiamıza bir delildir. Barış ahlakını Attilâ’da bile görürüz. Attilâ’ya, en muzaffer bulunduğu savaşlar esnasında, her ne vakit sulh teklif edilmişse derhal teklifi kabul etmiştir.

Dünyanın en demokrat kavmi eski Türkleri olduğu gibi, en feminist nesli de yine eski Türklerdir. Zaten feminizm, demokrasinin yani eşitliğin kadınlara ait bir tecellisinden ibarettir. Eski Türklerin bu faziletini, “Aile Ahlakı” bölümünde göreceğiz.

Orhon Kitabesi’nde, Türk Hakanı şöyle diyor:

“Türk Tanrısı, Türk milleti yok olmasın diye, atalarımı gönderdi ve beni gönderdi. Ben hakan olunca, gündüz oturmadım, gece uyumadım. Türk milleti açtı, doyurdum; çıplaktı giydirdim, fakirdi, zengin ettim.”

Türk milleti de, hakanını kaybettiği zaman, “Devletli bir millettim. Devletim ve şevketim hani? Hakanlı bir millettim, hakanım hani? Hangi hakana işimi, gücümü vereyim? diye sızlanırdı. Milletle hakan arasındaki münasebetin ne kadar samimi olduğunu, bu cümlelerden anlaşılabilir. İşte, eski Türklerde vatani ahlak bu derecede yüksekti.

Türklerin bundan sonra da en çok değer verecekleri ahlak, vatani ahlak olmalıdır. Çünkü, sosyal zümreler arasında tam ve müstakil bir hayata sahip olan ve bir sosyal uzviyet mahiyetinde görünen, ancak, millet yahut vatan adları verilen zümredir. Aileler bu sosyal uzviyetin hücreleri, meslek zümreleri ise uzuvlarıdır. Milletten daha geniş olan ümmet ve milletlerarası birlik gibi zümrelere gelince; bunlar, cemiyet mahiyetinde değil, cemiyetlerden mürekkep birer camia mahiyetindedirler. Bu zümrelerden her biri yalnız bir hususta ortak iken bir millet her hususta fertleri arasında ortak bulunan bir zümre demektir. O halde millet mefkuresi, diğer zümrelere ait mefkurelerden, mesela aile mefkûresinden, meslek mefkûresinden, ümmet mefkûresinden, medeniyet ve milletlerarası birlik mefkûresinden daha yüksektir. Bundan dolayı, vatani ahlakın da diğer ahlaklara üstün olması lazım gelir.

Bilhassa bizim gibi siyasi düşmanları çok bulunan milletler için, en büyük dayanak vatani ahlak olabilir. Vatani ahlakımız kuvvetli bulunmazsa ne istiklâlimizi ne hürriyetimizi ne de vatanımızı bütünlüğünü koruyabiliriz. O halde Türkçülük, her şeyden çok, millet ve vatan mefkûrelerine kıymet
vermelidir.

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı