Türkçü Gençlere – Nejdet Sançar

Soyunuza, yurdunuza ve devletinize en verimli hizmetin Türkçülük Ülküsü ile sağlanabileceğine inandığınız için bu yolda yürümekte olan gençlersiniz. İnsan hayatının en romantik çağlarında, genç ruhları büyüleyen zevk verici, çekici, şahsi faydalar sağlayıcı bir çok maddi ve manevi imkanlara sırt çevirip, böyle çetin bir yolda yürümeyi göze almanız, şüphesiz, takdirle karşılanacak bir milli şuur hareketidir.

Bu yolda yürümeye karar verirken, Türkçülüğün, ona gönül verenler için bir ateşten gömlek olduğunu elbette biliyordunuz. Bunu örnekler ve tecrübelerle gördükten sonra da Türkçü kalmanız, muhakkak ki, damarlarınızda dolaşan kanın büyüklüğünü içten duymanızdandır.

Evet, Türkçülük, son yüzyıllarda çeşitli hadiselerinde ortaya koyduğu gibi gerçekten, bir ateşten gömlektir. Türk topraklarında Türk Ülküsünü Türk’ler için böyle bir ıstırap haline getirenler, bu büyük ırkın malum düşmanlarıdır.

Düşmanlığın kaynağı yurdumuzun dışında, onu Türkiye’ye bin bir kalıba sokmak suretiyle sinsi sinsi yürütmeye çalışanlar ise içimizdedir. Kızılı, masonu, nurcusu, Kürtçüsü gibileri başta olmak üzere bunların çoğunu biliyorsunuz. Ancak, bunlarla birlikte bilmeniz gerekli bir grup daha vardır. En belirsiz ve sinsileri oldukları için, Türklük düşmanlığını en rahat yapabilen bu grup, son imparatorluğumuzun Türkiye Cumhuriyeti’ne en kötü mirası olan “imparatorluk artıkları” dır.

Bu düşmanlık, 1938’den sonraki yıllarda, zaman zaman, Türkiye çapındaki hadiseler şeklinde de görülmüştür. Bunun neticesi olarak, Türkçülük, milli iradenin apaçık bir şekilde çiğnendiği korkunç yıllarda olduğu gibi, milli irade yıllarında da karşısında, her zaman salyalı dişler görmüştür.

Türk Ülkü’sünün Türklüğün kaderine hakim olacağı günlere kadar, bunun böyle sürüp gideceği muhakkaktır. O mutlu güne kadar Türklüğü sadece kanında değil, kanıyla birlikte ruhunda, vicdanında, kalbinde ve kafasında bulup duyan bütün Türkler, yani Türkçüler, bu yoldaki mücadelelerine ara vermeden devam edeceklerdir.

Türkiye’deki bu Türkçülük düşmanlığı, insan mantığını donduracak derecede korkunç bir hadisedir. Dünyanın hangi ülkesinde o yurdun sahibi milletin milliyetçiliği, devletin yüksek makamlarında bulunan kimselerin başı çektiği hareketlerle ezilmeye çalışılmıştır? Bu talihsizliği 1944’te ve 1953’te iki kere uğrayan ülke, bizim Türkiye’mizdir.

Almanya’da Almancılığın, İngiltere’de İngilizciliğin, Fransa’da Fransızcılığın, yani o milletlerin milliyetçilerinin, devletlerinin kaderine hakim bulunan Almanlar, İngilizler ve Fransızlar tarafından ezilmek istenmesi gibi bir çılgınlık görülmüş müdür?

Hatta bu büyük çaplı cemiyetler bir yana, komünizmin pençesine geçmek gibi bir büyük felakete uğramamış hangi dünya ülkesinde, o yurdun sahibi milletin milliyetçiliğine karşı girişilmiş böyle bir hareket gösterilebilir?

Türkiye, dünya üzerinde, bu durumda tek ülkedir. Ve hadiselerin bizi ulaştırması gereken neticeye göre, Türk Ülküsü’nün Türkiye’nin kaderine hakim fikir olacağı günlere kadar, bu böyle devem edip gidecektir.

Bunda dolayı bu günkü –ve beklide yarınki– Türkçü nesilleri, büyük vazifeler beklemektedir. Bunların en mühimlerinden birisi, Türk Ülküsü’nün Türkçüler için bir ateşten gömlek olmaktan kurtarılmasıdır.
Bunun çok çetin, çok güç bir vazife olduğu muhakkaktır. Ama bu çetinlik ve güçlük, vazifenin yapılması için bir engel sayılmaz. Çünkü Türk, çetin engellerle boğuşmak için yaratılmış bir soydur. Onun için siz bugünkü Türkçü nesiller, soyunuza has bu tarihi güçle, ne bahasına olursa olsun, bu engeli aşmaya mecbursunuz.

Hangi yaşta bulunursa bulunsun, bu gün her Türkçü, Türklük Ülküsü yolunda kendisini nelerin beklemekte olduğunu iyice bilmelidir. Sürülmek, işinden olmak, maddi ve manevi sıkıntılara boğulmak, hürriyetsiz bırakılmak gibi sıkıntılar, dertler ve belalr, bu yoldaki Türkler için göğüslenmesi gereken hususlardır. Bu sıkıntılar, dertler ve belalar başkaları için çok ağır, candan bezdirici, kahredici olabilir. Fakat, uğramakta olduğu haksızlıkların, karşısına dikilen belaların ana kaynaklarını, sebebini ve manasını bilen Türkçü için bunlar, kahır değil; aksine kendine tarihi ve ırki vazifesini ihtar eden uyandırıcı kırbaçlardır ve öyle olması lazımdır.

Hadiseler ve tecrübeler şunu ortaya koymuştur ki, Türkçü; yürekli, sabırlı ve planlı olmaya mecburdur.

Yürekli olmayan bir genç, Türkçülüğün engelli ve ıstıraplarla dolu yolunda uzun zaman yürüyemez. Bu hep böyle olmuştur. Ama dökülen dökülmüş, yorulan durmuş, fakat yürekliler yollarına devam etmişlerdir.

Türkçü sabırlı olmaya da mecburdur. Çünkü bir yandan düşmanlar, diğer taraftan imkansızlıklar önüne Çin Setti gibi dikildikçe, bu gibi çetin engellerin aşılabilmesi için sabır, en büyük yardımcıdır.

Plan ise, başarı kapısını açacak anahtardır. En büyük teşekküllerden en küçük gruplara kadar her Türkçü topluluk, esasları tespit edilmiş bir plan ile hedefe yürümelidir. Ve imkan bulunursa veya imkanı hazırlayıp, Türkçü kuruluşlar tek plan üzerinde yürümeye çalışmalıdırlar.

Yine hadiseler göstermiştir ki, Türkçü, Türkçüden başka kimseden yardım göremez. Bu gerçek genç Türkçüleri iktisadi imkanlara sahip olma fikrine götürmeli ve hatta bu hırsla doldurmalıdır. Eski nesillerin seslerini büyük kitlelere duyuramayışlarının en mühim sebeplerinin birinin de bu iktisadi imkansızlıklar olduğu unutulmamalıdır. Bu günün genç Türkçülerinden bir grubun bu yolda bir adım atmış olmaları sevindiricidir. Bu ilk adımı başkaları
takip etmeli ve imkanlar hazırlanıp, bu yoldaki teşebbüsler birleştirilip büyük bir güç meydana getirilmeye çalışılmalıdır.

Türkçülük aynı zamanda bir ahlak yolu olduğu için, genç Türkçüler, Türk Ülküsü dışında bulunan kişilerle münasebetlerinde ( ve şüphesiz onların ahlak kavramını hiçe saymaları sebebiyle) çok kere aldanmaktadırlar. Bu yolda devamlı aldanmaların daha çok sürüp gitmemesi için de birtakım esaslar tespit edilmesi, karşı cephedekilerin ne gibi oyunlarla neler elde etmek istediklerinin tespiti; kısacası, düşmanların oyununa gelmemek için tedbir alınması da lazımdır.

Genç Türkçü !

Şu kahpelikler ve kahpeler dünyasında; soyuna yurduna ve devletine hizmet aşkıyla dolu kalbinle giriştiğin mücadelede en büyük gücün Tanrı’nın sana müstesna bir bağışı olan damarlarındaki kandır. O kan üç bin yılı aşkın tarihindeki ölüm meydanlarında kazanılmış eşsiz zaferlerden, yaşadığın toprakları süsleyen mimari eserlere; minyatür, yazı şiir vesaire gibi sanat ürünlerinden yiğitlik, azim, fedakarlık, erdem, namus, haysiyet vesaire gibi en büyük insanlık meziyetlerine kadar bütün büyüklüklerin ve ululukların temelidir. Türk’ü, eski yüzyıllarda, dünyanın birinci milleti yapmış olan o kandı. Yarın, o eski şanlı hayatına kavuşturacak da yine o kan olacaktır. Çünkü o kan ile yapılamayacak iş, erişilemeyecek hedef yoktur.

Türk’ü er meydanlarında yenemeyenler, onu, içinden kemire kemire yok etmek yoluna sapmışlardır. Son çağlarda, bilhassa Tanzimat sonrası yıllarında Türk’ü kökünden kopartmak, onu sadece adı ile Türk kalacak hale getirmek için akla hayale gelmeyen en namert, en sisi oyunlara başvurulmuştur. Bu oyunlara hala devam etmektedir. Ve ne kadar acı ki, düşmanlar, bunda haylide başarı kazanmışlardır.
Fakat bu hain emellerine asla ulaşamayacaklardır. Çünkü Türk artık uyanmıştır. Uyuyan Türklüğün en şuurlu bölümü olan genç Türkçüler hızla çoğalmaktadır. Bozkurt soylu Bozkurtluğunu ruhunda duymaktadır. Bu ruh, bir gün bütün yurdu ilahi bir ateş gibi saracak ve Türk Ülküsü, Türk’ün kaderini çizecek hakim fikir olacaktır.

Bu büyük ve tarihi vazifede en büyük yük senin omuzlarında olacaktır, genç Türkçü !
Eşsiz soyuna böyle büyük ve kutlu bir hizmet yapabileceğin için ne mutlu sana !..

Nejdet SANÇAR

Kaynak: Türkçülük Üzerine Makaleler – Nejdet Sançar, Devlet- Töre Yayınevi 1976

Kangalın Atası Türkmen çoban köpekleri ALABAY'lar: