Neredeyse son 30 yıldır Türkiye’nin içine düştüğü terör batağı ve ekonomik buhran­la beraber, dış kaynaklı olarak gündeme getirilen Ermeni ve siyasal Kürtçülük hareketleri sürekli olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ba­şını ağrıtıyor. Bundan otuz sene öncesine kadar görünürde ve ciddi düzeyde böyle bir problem yokken, birdenbire eski Sevr’in hortlatılarak önü­müze konması ilginçtir.

Bilindiği üzere Türkiye’nin parçalanarak, da­ğıtılmasını amaçlayan ve Türkleri Anadolu yarı­madasından sürüp, çıkarmayı hedefleyen Sevr Antlaşması İstanbul hükümetince imzalanmasına rağmen, Türkiye Türkleri hiçbir zaman buna razı gelmemişler, Mustafa Kemal’in önderliğindeki bir yükselişle, Sevr müsveddelerini tarihin çöplüğüne atmışlar idi.

Türkiye’nin son yıllarda iç ve dış birtakım prob­lemlerle boğuşması, hem de kabuğunu yırtarak, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Orta Doğu, Kafkasya ve Asya coğrafyasında etkili bir konuma gelmesinin önünün alınması amacıyla, Sevr’in eski hamileri yeniden bu antlaşmayı Türk milletine zorla da olsa kabul ettirmeye çalışıyorlar. Bunu gerçekleştirmek için Türk milletinin ve devletinin çok daha kötü durumlara düşürülmesi kararlaştırılmış ve bu yüzden de birtakım aracı etkenlerin kullanılması yoluna gidilmiştir ki; bun­lardan birisi Kürtçülüğü kaşımak (tıpkı Musul’un elimizden koparılışı sırasında çıkarılan Şeyh Sait ayaklanması gibi), biri Ermeni soy kırımı yaptıkları yolundaki iddialara Türklerin sahiplenmesini sağ­lamak ve büyük Ermenistan için Türklerden top­rak istemek (ki, büyük Ermenistan’ın yaratılma­sında Azerbaycan ve Türkiye taraflarında ancak yayılma gerçekleşebileceğini herkes bilmektedir), birisi de bugün Anadolu’da çok az sayıda olan Ortodoks Hristiyan cemaatinin diriltilerek, Türkiye içerisinde otonomik haklar vermektir.

Yıllardır bu hususta her önüne gelen çıkıp bir şeyler söylüyor veya yazıyor. İşin aslına bakıla­cak olursa bu konularla ilgilenen kişilerin hiçbiri­si tarihçi olmayıp, genellikle siyaset bilimciler ve politikacılardır. Bunların da büyük bir çoğunluğu gaflet derecesinde işi ileri götürmüş, paralarını nerelerden aldığı bilinmeyen şahıslardır. Onların önüne dikilmek, Türkiye’nin gelecekte karşıla­şabileceği sorunları göstermek isteyen bir avuç Türk milliyetçisi ise büyük düşünememek, barış ve huzur ortamını bozmak, kardeşlik projelerini bombalamakla suçlanıyor. Yine malum olduğu üzere Türkiye’deki basın denilen kurumun büyük bir çoğunluğunun kime ve neye hizmet ettiği tescillenmiş olduğundan, ikinci gruptaki bu insanların seslerine de pek yer verilmiyor. Yukarıda da de­ğindiğimiz gibi bu meselelerle alâkalı bütün dev­letlerin arşivlerinde (Türkiye, Rusya, Ermenistan, Yunanistan, Bulgaristan, İran, İngiltere, Fransa, ABD vs.) Türklerin ne Ermenilere, ne Rumlara, ne de başka bir halka soy kırım yaptığına dair hiçbir belge mevcut değildir. Zaten olsaydı şim­diye kadar milyonlarca defa gündeme getirilirdi. Bugün bu hususta koparılan fırtınaların hepsi ha­masi, iç ve dış siyasete yönelik propagandalardır. İşin gerçeği Türkiye’nin zayıflatılarak, Anadolu topraklarının bölünmesi planlanmaktadır. Başta Amerika ve Avrupa Birliği Orta Doğu, Kafkasya ve Asya’yı yüzlerce yıl hiçbir sorun çıkmadan yö- netebilmeyi düşünüyorlar. Bunun adımları yavaş yavaş atılmaktadır. Afganistan’a nüfuz edilmesi, Irak’ın işgali, Suriye ve İran’ın da dize getirilme­sinden sonraki hedef Türkiye’dir. Ama Amerika Birleşik Devletleri ne Dünya Savaşlarında ne de değişik bir yerde Türkiye ile birebir sıcak çatışma içerisine girmediğinden dolayı halâ Türkiye’den ürküyor. Zaman zaman çuval hadisesinde olduğu üzere Türkiye’nin nabzına dokunuyor, sinir uçla­rı bilinçli bir şekilde zayıflatılarak, Türklerin milli meselelerde hissiyatsız hale getirilmesine çalışı­yor. Fakat her şeye rağmen Türkiye’deki azınlık bir grup, milli bütünlük ve bağımsızlıktan ölümü­ne vazgeçmeyeceklerini açıkça dile getiriyor. Bu yüzden de birtakım ülkeler tarafından Türkiye’nin kendi kendine tasfiyesi hususunda bütün gizli planlar ve imkânların seferber edilmesi durumu söz konusudur.

Amerika’nın geçmiş yıllardan hatırlandığı üze­re önce Taliban’ı desteklemesi, şimdi Kürtlere si­yasi bağımsızlık sözleri vermesi ve onları yönlen­dirmesi, Ermenistan’ın genişlemesine ve ekono­mik olarak rahatlamasına çalışması, Karadeniz, Adalar Denizi ve Akdeniz’de Rum nüfuzunu artır­ma gayretiyle, Türkiye’nin elinin kolunun bağlana­rak, ABD’ye muhtaç duruma getirilmesinin altında başka ne olabilir? Bütün bunlar Türkiye’nin kalbi­nin orta yerine yapılan manevralar değil midir?

Dolayısıyla bütün bu sahnelenen oyunlar göz önünde iken Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ne Ermeni ne Kürt ne de başka bir azınlık mesele­si vardır. Biz bu topraklarda bin yıldan fazla bir zamandır beraber yaşıyoruz. Ne geçmişte ne bugün Türk Devleti’nin vatandaşlarıyla bir kimlik problemi olmadı. Şimdi de tarihte de herkes dinini ve dilini gayet rahat yaşadı. Milliyetini de açıkça söyledi. Ama dünyadaki her ülke ve devletin bir üst kimliği mevcuttur ve bu ülkenin adı Türk, dili de Türkçedir. Esasında bu gün Türklerin karşı karşıya kaldığı bir soy kırım meselesi söz konusudur. Anadolu’ya geldiğimiz tarihten itibaren çe­şitli vesilelerle (Haçlı Seferleri, I. Dünya Savaşı, şimdi Kürtçülük vasıtasıyla) Türkler katliamlara maruz kalmıştır. Avrupa’da Viyana yenilgisinden, Asya’da Kazan Hanlığının düşmesinden beridir bu milletin kökü kurutulmaya çalışılıyor. I. Dünya Harbi esnasında Ermenilerin ve Rumların ekmeği­ni yedikleri ülkeye karşı kimlerle işbirliği yaptığını bütün dünya bilmektedir. Özellikle Doğu, Güney­doğu ve Karadeniz’in iç bölgelerinde Ermenilerin giriştiği katliamlar göz önündedir. Batı Anadolu’da ise Yunanlıların yaptığı vahşet tescillenmiştir. Gü­nümüzde bile halâ bu durum sürmektedir. Azer­baycan topraklarının büyük bir kısmı Ermenistan işgali altında olduğu gibi, başta Hocalı katliamı ol­mak üzere Türkler, Ermeniler tarafından jenosite tabi tutulmuşlardır.

Irak’ın kuzeyindeki Türk topraklarında Ameri­kan ve Kürt askerlerinin gözleri önünde Türklere yapılmadık vahşilik kalmadı. Hâl böyle olunca, birilerinin cılız da olsa ses çıkarmasına veya eleşti­rilerine, kimse milliyetçilik veya faşistlik demesin. Esas faşistliği kimlerin yaptığı biliniyor, ama her­kes kafasını kuma sokmuş, şu tehlikeli günlerde ne kendi başımıza ne de millete bir zarar gelme­sin diye susuyor.

Bugün Amerika’nın Kızılderili problemi var mı? Yok tabi ki. Onların soyunu kuruttular. Afrika’dan getirdikleri milyonlarca zencinin kanına girdiler. Fransa, Kuzey Afrika ve Korsika’da ırkçılık yap­madı mı? İngiltere, Avustralya yerlilerinin kökünü kazıdı. Hindistan’a sahip olabilmek için milyon­larca insanı öldürdü. Rusya ve Çin başta Türkler olmak üzere milyonlarca insanı ortadan kaldırdı­lar ve halâ da bunu devam ettiriyorlar. Sonra da özür diliyoruz deyip, işin içinden sıyrılıyorlar ve kimse de bu yapılanların peşine düşme cesaretini göstermiyor. Niye şimdiye kadar BM’den bu adı geçenlerin kınanmasına yönelik bir karar çıkmadı veya çıkmıyor? Elbette ki böyle bir şey olamaz, çünkü dünyayı onlar yönetiyorlar. Para, silah ve güç onların elinde. Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisi’nde bize karşı kararlar alan devletle­re misilleme olarak, tarihte katliamları ispatlanmış ülkeleri kınayan ve öldürülen insanların anısına oturumlar düzenleyip, anma günleri yapmalıyız. Bunlardan öte, bu devletlerin sesini kısabilmemiz için her alanda Türk milleti olarak birlik içinde ha­reket edip, daha güçlü hale gelmemiz gerekiyor.

Amerika ve Avrupa’nın çeşitli ülkeleri ikide-bir Ermeni soy kırımı anma günleri düzenliyor, bize de bunu tanıyın diye baskı yapıyorlar. Ama hiç­birisi önce kendi çöplüklerini temizleme zahme­tinde bulunmuyorlar. Bir kere daha tekrarlıyoruz ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Ermeni, Kürt, Rum veya başka bir etnik problemi söz konusu değildir. Bunlar maksatlı olarak çıkarılan ve kö­rüklenen şeylerdir. Kimse karışmadığı müddetçe bu topraklarda hangi ırktan olursa-olsun insanlar kardeşçe yaşamayı bildiler. Başkalarının oyunla­rına gelmez isek yine de birlik ve beraberlik için­de yaşayabiliriz. 333

Kaynak: Türk Yurdu Sayı: 308 • Nisan 2013