Türk Kozmogonisinde ve Komşularının Kozmogonilerinde “Yaratılış/Türeyiş”

Türklerin komşuları arasında bazı milletler, çok eski zamanlardan kalma yazılı kaynaklara sahip olduklarından, komşularına dair güzel bilgiler saklamışlardır. Aslında, Türk tarihiyle ilgili bilgilerin, ilk zamanlar için büyük ölçüde komşularının yazdıklarından öğrenilmesi, apayrı bir gerçektir. Komşularla kimi zaman savaş olmuş, hasım durumda kalmıştır. Ancak yine de onların yazdıklarında, özellikle Milâddan Önceki ilk zamanlar için dikkate değer bilgiler bulunmaktadır.

Bunları,
a. Çinlilerin,
b. İranlıların ve Hintlilerin,
c. Yunan, Roma ve Bizanslılann,
d. Arap ve diğerlerinin yazdıkları olmak üzere, dört ana kümede toplayabiliriz:

a. Çinliler: Türklerin kökenine ve en eski zamanlarına dair en erken ve en çarpıcı bilgileri vermişlerdir. Çünkü onlar da kuzey ve batı komşulannı en iyi şekilde bilmeye çalışmışlardır. Çin, Türkler için köken olarak, bir hayvanı, kurt’u uygun bulmuşlar veya Türkler arasında kurtla ilgili rivayetleri bildiklerinden, bunun Türklerin menşei için uygun olduğuna inanmışlardır. Hemen ilâve edelim ki kurt (börü), bütün Türklerin değil, Türkler arasındaki bazı boyların kökeninde birkaç şekilde, anne ve baba olarak yer almaktadır. Kurt’un anne oluşunda olay şöyledir: düşmanları tarafından yok edilen Türk kavminin son ferdi kol ve bacakları kesik halde göl kenarında bırakılmıştır. Burada kendisini dişi bir kurt bulmuş, kaçınlarak bir mağarada beslenmiştir: Kurttan olan on çocuğundan birisi A-şi-na olup, bu boy, Bayraklarının başına kurt şekli vermişlerdir. Bu boy, bir müddet sonra mağaradan çıkarlar ve olaylann sonucunda Göktürk Devleti kurulur. Bilindiği gibi, çocukları emziren dişi kurt, Roma Şehri’nin kuruluş efsanesinde de görülür. Kurt’un baba olması, Kao-che’lerin (ki buna Hun da diyebiliriz) menşe efsanesinde bulunmaktadır. Bu efsane, Türk ülkelerinde yaygın olarak bulunan Kız-kulesi yer adının gerçeğine ışık tutmakta, kökenini açıklamaktadır. Çok güzel iki kızının ancak ilâhlarla evlenmeye lâyık olduğunu düşünen Han, kızlannı, ilâhlann gelip evlenmesi için, ülkesinin uzak bir yerine yaptırdığı kulede, bırakır. Uzun bir süre gelen-giden olmaz; nihayet kulenin dibine yerleşen kurt, bir zaman sonra, “acaba bizim evleneceğimiz ilâh bu olabilir mi?” diye, kızlardan küçüğünün dikkatini çeker ve sonunda evlenirler. Burada kurt, hükümdar kızlarıyla evlenmiş ve çocukları Türkler olmuştur. Asya içlerinde, Hayvanlarla, imlâ köpeklerle ilgili efsaneler de İt-barak kavmi gibi, vardır.

b. İranlıların doğu ve kuzey komşularıyla ilgili olarak yazdıkları erken ve geç devirlerde efsanelerle karışmıştır. Hind kaynaklarında, haklarında bilgi sınırlı olan Turuşka adı verilen kavim, muhtemelen Türklerin ataları olmalıdır. Oldukça ayrıntılı bilgi İran millî destanı olan Şehname, İran ile Turan’ın yani İran âlemi ile Türk âleminin mücadelesinde bulunmaktadır. Firdevsi, Şehname’sinde, geçmiş bin yıllarla ilgili bilgileri efsane ile içice olarak vermiştir. Turan’ın, yani Türklerin başında olan Afrasiyab’ın, Alp-er Tonga’nın bir başka adı olduğunu Kaşgarlı Mahmud söylemektedir.

c. Yunan, Roma ve Bizans tarihçiliği, belirli bir tarih yazım geleneğini devam ettirmişlerdir. Onlar, kuzey ve kuzey-doğulannda yaşayanlardan başlıca kavim olarak eski Yunanlılann ilk temas ettiği Karadeniz kuzeyinin kavmi Saka=Skit’leri bilirler. Bu adı devam ettirerek doğudan gelen sonraki Türkler de hep “Skit” diye anılır; Aydınoğlu Gazi Umur Beğ’in askerleri “İskit” olduğu gibi, Timur da bir “Skit” kahramanıdır.

d. Tarihî devirlerde Türklerle temas edenlerin yazdıklan, imlâ Araplarınkiler, artık doğrudan doğruya yalın tarih olarak kabul edilebilir (Bkz., Ramazan Şeşen’in eserleri). Bu kaynaklarda çok dikkate değer bilgiler olup, Türkler böylece Ortaçağlardaki olay ve oluşumlarda kendi büyüklüklerine uygun şekilde yer alacaklardır.

Türklerin İslâmiyeti kabul etmeleri ile, kökenlerini, kutsal kitaplann yazdıklanna uygun bir izah yolunu tutmuşlardır. Buna göre Türkler, Nuh Peygamberin tufandan sonra geride kalan oğullanndan Yafes’in soyundan gelmektedirler. Böylece Türkler, Yafes yolu ile Hz.Adem’e kadar inebilen bir inanışı benimsemişlerdir.

Bu yeni inanış, eski destanlan bile etkilemiştir. İslâmi devirde, XIII. Yüzyıl sonlannda yazıya geçirilip Farsça’ya çevrilen Oğuz Destanı’nda, Oğuz Han, “Allah” sözünü bile (Tanrı’yı değil) daha doğuştan bilen ve O’na inanan bir kimse olarak tasavvur edilir. İslâmiyetin etkisiyle, eski inanışlar özellikle seçkin aydınlann zihninden silinmiş gibidir. Bununla birlikte, şuur altında, eski inanışlann kalmtılan bütün canlılığı ile yaşamaya devam etmiştir. Meselâ, ıssız bir yerde sağlam yekpare bir kule, kuleye benzer bir kaya, veya su, deniz veya göl içinde bir ada ve üzerinde yapı görünce, burasının vaktiyle Hun hükümdarının kızları için inşâ ettirdiği yapı olduğunu hatırlayıp hep “Kız”lı isimler vermişlerdir: Kız-kalesi (kulesi); Kızlarkalesi, Kırk-kız kalesi gibi.

b. Türklerin, bizzat kendi inanışlarına göre nasıl yaratıldığı ve Türk diye tanımladığı ayrı bir sorundur. Türk adını almış olan Türk Hakanları, kendi menşelerini “Gök”de kabul etmişler, belki de öyle uygun görmüşlerdi. Yazıtlarda Bilge Kağan, kendisinden “Tanrı gibi, Tanrı yaratmış Türk Bilge Kağan” şeklinde bahsetmektedir. Bu hususta en eski kaynak Göktürk kitabeleridir. Orada Bilge Kağan, insan-oğlunun yaratılışını şöyle anlatıyor: “Üstte mavi gök, aşağıda yağız yer yaratıldıkta ikisi arasında kişi oğlu yaratılmış. Kişi oğlunun üzerinde de atam Bumın Kağan, İstemi Kağan oturmuş.”.

Türk’ün kökenini doğrudan insan olarak gösteren bu anlamlı inanışın açık bazı izlerini kitabelerde buluyorsak da ayrıntıları bilinmiyor. Geç devirlerde tesbit edilen ayrıntıları ise, başka etkileri taşımaktadır. Görülüyor ki genelde, Türkler kendileri için özel bir yaratılışı söz konusu etmemektedirler. Türkler “kişi oğlunun” yani insan-oğlunun genel yaratılışından ayrılmamışlardır. Bununla birlikte, sıradan insanlardan olmak istemeyenler, kendilerine daha başka menşeler de aramışlardır. Belki kurt menşei bunlardan birisidir. Yöneticilerin ortaya çıkışını yansıtan mağaradan giyimli doğan çocuk rivayeti de bu arada zikredilebilir.

Oğuz D e s t a n ı , Türklerin kendi kökenlerine dair bilgileri saklayan bir eserdir. İslâmiyetle ilgisiz bir aslî Türkçe şekli yanında, İslâmî dönemde yazılan metninin Farsça çevirisi ile günümüze kadar gelmiştir. Destanlara göre ilk Türkler Ceyhun nehrinin ötesinde oturuyorlardı. Hem Oğuz destanı hem Şehname bunu açıkça gösteriyor. Ceyhun ötesinde Türklerin hâkim olması M.Ö. bin yılların eseridir. Oğuz Han, dünyanın birçok yöresine sefer edip idaresine alan bir hükümdardır.

Moğollar, Kanglı, Kıpçak, Karluk, Ağaçeriler sonra ayrılmışlardır. Uygurların da hakanı olan Oğuz’un asıl vatanı, şimdiki Kazakistan’ın güney tarafıdır. Oğuz Handan sonra Irkıl Hoca, Oğuz Devleti’nin içindeki boyları bir esasa kavuşturmuştur. Oğuz’un üçü ışıktan gelen, üçü de göl içindeki adada bulduğu iki ayrı eşinden doğan altı oğlundan olan 24 torunu, 24 Oğuz boyunu gösteriyor. İlk üç oğul Bozoklan, ikinci eşden olan üç oğul da Üçoklan teşkil etmişlerdir. Bilinen tarihî devirlerdeki birçok sülâle, Oğuz boylarındadır.

Selçuklular Kınık, Osmanlılar Kayılardan gelmekte idiler. Bu arada Kayılann, Göktürk çağına kadar inen, çok eski bir Türk boyu olduğu, kitabelerden anlaşılıyor. Aynı şekilde Akkoyunlular Bayındır, Nadir Şah da Afşar boyundan idiler. Oğuz Destanı’nda adı geçmiş olan boyların, bir kısmı, sonradan düzenlenen Oğuz heyetinin dışında kalmışlardır. Kayılar gibi Peçeneklerin de önemli bir kısmı Oğuzlardan ayrı sayılmışlardır. Oğuz Destanı’nın oluşumu, M.Ö. yıllardan başlayıp, XI. Yüzyıla kadar sürmektedir. Destanlardaki öteki bilgilerin yorumu ise çok ayrıdır. Bunu Zeki Velidi Togan, Abdülkadir İnan, Hüseyin Namık Orkun ve Faruk Sümer gibi araştırmacılar yapmışlardır. X. Yüzyıldan sonra oluşan daha yeni destanlar da vardır. Ancak bunlardaki bilgiler daha ayrı esaslarda oluşmuştur (Manas Destanı gibi). Bunları, doğrudan Türk siyasî tarihîni öğrenmek için değil, Türk hayatının çeşitli yönlerini bilmek amacıyla kaynak olarak kullanmak mümkündür.

Tuncer Baykara, Türk Kültür Tarihine Bakışlar

Kangalın Atası Türkmen çoban köpekleri ALABAY'lar: