Hüseyin Nihal Atsız
Hüseyin Nihal Atsız

Ulus gazetesinin 18 Haziran 1966 tarihli sayısında “Irkçı ve Turancı Dergiler Okullara niçin Gönderiliyor? Bakana Tekrar Sokuyor ve Cevap İstiyoruz” başlığı altında gayet cahilâne bir yazı yayınlandı. Bu imzasız yazıya göre Irkçı-Turancı diğer dergilerle birlikte biz de fikir özgürlüğüne düşman, Adalet Partisinin temsil ettiği düşünce biçimine sıkı sıkıya sarılmış, körpe kafalar için gerçekten zararlı bir dergi imişiz. Okullara tomarla gönderiyormuşuz. Biz de okullara sokulan öteki gerici, ırkçı Turancı dergiler gibi komünizmle mücadele paravanası ardında AP iktidarına karşı olan fikirlere düşmanlık gösteren, fikir özgürlüğünü hazmedemeyen bir yayın tarzı içinde imişiz. Tıpkı İkinci Cihan savaşı sırasında Türkiye’yi Nazi Almanya’sı yanında savaş felâketine sürüklemeye çalışan aşırı Irkçı ve Turancılar gibi bugün de bu dergide Kür Şad’ın özlemi dile getiriliyormuş. Kürşad eski Türklerde baştaki beğ, komutan demekmiş. Harb Okulundan tardedilen üç öğrencinin de bu dergiyi okuduğu düşünülürse Türkiye’nin hangi felâketli uçurumlara sürüklenmek istendiği ortaya çıkarmış.

Ötüken siyasî bir dergi olmadığı ve parti siyasetçiliği mizacımıza uygun düşmediği için siyasetle uğraşmıyoruz. Bu sebeple Adalet Partisinin temsil ettiği düşünce biçimine ne sıkı sıkıya, ne de gevşek olarak bağlı değiliz. Seçimlerde oyumuzu Türkeş Partisine verdiğimiz de kimsenin meçhulü değildir. Fakat AP’nin komünist düşmanlığını şiddetle destekliyoruz. Sonuna kadar da destekleyeceğiz.

Cahil yazarın dediği gibi fikir özgürlüğüne düşman değiliz. Sadece Türklük düşmanlığına düşmanız. Bu sebeple komünizmin, yahut sosyalist maskeli vatan ihanetinin susturulmasını istiyoruz. Çünkü milletimizi yok etmek isteyen fikri fikir saymıyoruz. Ya fikir özgürlüğüne o kadar faydalı olan cahil yazar bizim Turancılığımızı neden fikir diye kabul etmiyor? Bir milletin mazide olduğu gibi tekrar birleşmesi düşüncesinden daha muhteşem hangi fikir vardır? Birleşmiş Milletler ideali denen maskaralık mı? Yoksa kuruşef’in “Barış İçinde Birlikte Yaşamak” düzenbazlığı mı?

İkinci Cihan Savaşı’nda Türkiye’yi Hitler’in yanında savaşa sokmak masalından çok bahsolunmuş, fakat ortaya hiçbir delil konamamıştır. Bu Turancılar kimlerdi? Adları söylenmemiştir. İkinci Cihan Savaşı sırasında, 1944-1945′te Irkçılık-Turancılık davası görüldü. Sanıkları arasında benim de bulunduğum bu tarihî davâda Alparslan Türkeş, Nejdet Sançar, İsmet Tümtürk, Said Bilgiç, Sofuoğlu Zeki, Hikmet Tanyu, Muzaffer Eriş, Nurullah Barıman, Prof. Zeki Velidi Togan, Dr. Fethi Tevetoğlu, Dr. Hasan Ferit Cansever gibi tanınmış kimseler de vardı. Fakat sonunda herkes beraat etmişti. Zaten işgal ettikleri mevkiler dolayısıyla (profesör, doktor, lise öğretmeni, subay, memur, öğrenci) bunların Türkiye’yi bir savaşa sürüklemesine de imkân yoktu.

Fakat Millet Meclisinde, Türkiye’yi Almanya safında savaşa sokmak isteyen birkaç mebur vardı. Bunlardan bir tanesi Cumhuriyet gazetesinin sahip ve başyazarı Yunus Nadi idi ki kışkırtıcı yazılarından dolayı o zamanki cumhurbaşkanı İsmet İnönü’den, istasyonda, herkesin gözü önünde iyi bir zılgıt yemişti.

“Ötüken’de Kür Şad’ın özlemi dile getiriliyor” diyerek cahil yazarın neyi kastettiği pek anlaşılmıyor. Kür Şad bir kahramanlık sembolüdür. Milleti kurtarmak için kendisini fedâ etmiş bir yiğittir. Böyle yiğitlere sevgi duymak suçsa cahil yazar suçumuzu bağışlasın ve kimin özlemi çekilecekse lütfen bildirsin. Burada şunu da düzeltelim: Kür Şad onun sandığı gibi “Baştaki beğ, komutan” demek değildir. Kür Şad, bir rütbe ve ünvandır.

Cahil yazar, Harb Okulundan çıkarılan üç öğrencinin Ötüken okuduğunu ileri sürerek “…üç öğrencinin de bu dergiyi okuduğu düşünülürse, Türkiye’nin hangi felâketli uçurumlara sürüklenmek istendiği açıkça ortaya çıkacaktır” buyuruyor.

Gördünüz mü işleyen kafayı?

Harbiyeliler Ötüken okuduğu için Türkiye felâketli uçuruma sürüklenecek….

Zavallı!.. Sen zaten bu idrak ve iz’anınla felâketsiz uçurumun dibine düşmüşsün. Bu seviyenle Türkiye’nin geleceğini nasıl tahmin edersin? Gazete ve dergi okumakla Türkiye batsaydı senin Ulus’unu okuduğu için şimdiye kadar on defa batardı. Ötüken Türkçü ve orducu dergidir. Keşke yalnız üç öğrenci değil, bütün Harbiyeliler, bütün subay ve generaller onu okusaydı. Orada millî- askerî ruhtan, kahramanlık telkininden, şeref ve fazilet havasından başka ne var? Ötüken’den ürkmek için, ışıktan korkan yarasalar gibi milliyetçilikten, ahlâktan ve faziletten korkmak lâzım.

Üç öğrencinin Harbiye’den çıkarılmasını Ötüken okumalarına bağlamak da ayrı bir şantajdır. Sırf Ötüken okudu diye Harb Okulundan talebe çıkarılmaz. Bunun elbette birtakım başka sebepleri vardır. Bunları bilmeden işi Ötüken’e yükleyivermek, yer sarsıntısını ibadetsizliğe veren yobaz kafasıyla aynı seviyede olmaktır.

Beş altı yıldan beri ötekine berikine gerici demek moda oldu. İttihatçılar, kendilerinden olmayan herkese “hain-i vatan” derlerdi. Onlardan günümüze kadar bulaşan Balkan komitacılığı ahlâkı ile, aykırı düşüncede olanları lekelemek rezalet hâlâ devam ediyor. Fakat şurası dikkate değer ki başkalarını faşist ve gerici diye küçük düşürmeye çalışmak düpedüz bir kızıl usulüdür. Ne idüğü belirsiz bu cahil yazar da modaya uyarak gerici nârasını savurmakla kime âlet olduğunun farkına bile varmıyor.

İkide bir yüzümüze çarpılan büyük günahlarımızdan biri de Turancılıktır. Turancıyız, ne olacak? Tarihî vatanımız olan bütün tutsak ülkeleri elbette kurtaracağız. Görevimiz bu değil mi? Böyle büyük bir ülküye bağlanmayıp da hayvanî bir rehavetle zevk içinde mi yaşayacağız? Cahil yazar stiyorsa öyle yapsın. Biz iki Türkistan’ı da, Azerbaycanları da, Kafkasya’yı da, İdil-Ural boylarını da, Kırım’ı da kurtarmak için şuurumuz işledikçe, ayakta durabilecek gücümüz kaldıkça çalışacağız. O kadar da değil… Batı Trakya’yı Kıbrıs’ı ve Adaları da alacağız… Kerkük ve Bayır-Bucak da bizim olacak.

Yaşarken bunları göremiyeceğimizi biliyor, bunun için yüksünmüyoruz. Ektiğimiz tohumlar yeşerecek ve bizden sonrakiler önüne geçilmez bir sel hâlinde kutlu topraklara ay-yıldızlı bayrağı dikecektir.

Bunu istememek, bunu çelmelemek için Türk’ten başka bir şey olmak lâzım.

Ötüken 25 Haziran 1966, Sayı: 30