Sürdürülebilir Kalkınma Nedir?

Sürdürülebilir kalkınma, geleneksel kalkınma yöntemlerinin doğa ve çevre üstünde yarattığı tahribata bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Genel olarak ekonomik büyüme ile doğal kaynakların korunması arasında bir denge kurulmasını öngörür. Şimdiki kuşakların ihtiyaçlarının gelecek kuşakların kendi gereksinim ve beklentilerini karşılayabilme yeteneğini tehlikeye düşürmeden karşılanması düşüncesine dayanır. Ekosistemlerin taşıma kapasitesini dikkate alan bir ekonomik büyüme modelini hedefler, ekonomik, ekolojik ve sosyal gelişmenin ayrılmaz şekilde bir bütün oluşturduğundan hareket eder.

Çevrenin korunması ile barışık bir kalkınma modelini öngörür.
• Geleneksel kalkınma yöntemlerinin çevre üzerinde yarattığı tahribata tepki olarak ortaya çıkmıştır.
• İlk kez Birleşmiş Milletler Dünya Doğa Şartı’nda (1982) yer verilmiş, BM’nin Brundtland-Ortak Geleceğimiz (1987) Raporunda ayrıntılı olarak ele alınmıştır.
• Ekonomik büyüme ile doğal kaynakların korunması arasında bir denge kurulmasını öngörür.
• Ekosistemlerin taşıma kapasitesini dikkate alan bir büyüme modelini hedefler.
• Ekolojik, ekonomik ve sosyal sürdürülebilirliğe dayanan üç temel direği vardır.

Çevrenin Korunması ve Sürdürülebilir Kalkınma

İlkenin bu denli önem kazanmasının altında yatan neden mevcut ekonomik kalkınma anlayışının devamının tehlikeye düştüğünü gösteren gerçeklerle karşılaşılmasıdır. Bu gerçeğin ortaya çıkardığı tehlikelerin başında sınırsız sanılan ve bu yüzden kalkınma çabalarında alabildiğine kullanılan doğal kaynakların tükenmekte oluşu gelmektedir.

Çevre ile sosyoekonomik gelişme arasındaki ilişkileri iyi kurgulanmamış bir kalkınma stratejisinin uygulanması, şu anki ihtiyaçları karşılayabilir; ancak insanların gelecekteki temel ihtiyaçlarının karşılanmasını tehlikeye sokabilir. Çünkü büyümenin hangi sınırdan sonra çevresel felaketlere yol açacağı kesin değildir ve çevresel bozulma çoğu zaman geri döndürülemez niteliktedir. Bu nedenle, ekonomik ve sosyal yapı ile çevre etkileşiminin bütüncül bir şekilde değerlendirilerek bugünkü ve gelecekteki nesillerin, kalkınmanın getirdiği fırsatlardan hakkaniyetli bir şekilde yararlanmasının sağlanması, sürdürülebilir kalkınmanın temel felsefesini oluşturmaktadır. Tehlike gerçeği somut çevre felaketleriyle de iyice belirginlik kazanınca, ekonomi ve kalkınma kavramları ister istemez çevrenin doğal düşmanı olarak nitelendirilecek ölçüde tepkilere konu olmuştur. Öyle ki ekonomik büyüme sıfıra indirilmediği sürece yakın gelecekte yaşanacak bir çevre kalmayacağı yolundaki savlar alabildiğine karamsar bir ortamın oluşmasına yol açmıştır. Tüm bu karamsar tablo beraberinde sürdürülebilir kalkınma kavramını getirmiştir. Genel olarak ekonomik büyüme ile doğal kaynakların korunması arasında bir denge kurulmasını öngören sürdürülebilir kalkınma ilkesi, şimdiki kuşakların ihtiyaçlarının gelecek kuşakların kendi gereksinim ve beklentilerini karşılayabilme yeteneğini tehlikeye düşürmeden karşılanması düşüncesine dayanmaktadır. Sürdürülebilir kalkınma ilkesi bu bağlamda, ekosistemlerin taşıma kapasitesini dikkate alan bir ekonomik büyüme modelini hedeflemektedir.

Sürdürülebilir Gelişmenin Kalkınmaya Aktarılması

Sürdürülebilir gelişmenin kalkınmaya aktarılması çerçevesinde; – Entegrasyon, – Ülke ve araçların kalkındırılması, – Güney ülkelerde elverişli nüfus artışı sağlanması öngörülmektedir. Türkiye’de sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı 1970’lerde ortaya çıkmıştır. 1978’de Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı kurulmuştur. Çevre ve çevrenin korunması 1982 Anayasa’sında karşılanmıştır. Çevre sağlığı ve ideal çevre nasıl olmalıdır konusu için; 1983’de yürürlüğe giren Çevre Kanunu, 1986’da Hava Kalitesi ve Gürültü Kontrolü, 1988’de Su Kontrolü, 1991’de Katı Atık Kontrolü, 1992’de ÇED, 1993’de Tıbbi Atık Kontrolü, toksin, kimyasal atık kontrolü mevzuatı yürürlüğe sokulmuştur. Uluslararası sözleşmeler; – Dünya kültürel ve doğal mirasın korunması, – Ozon tabakasını incelten maddelerin kullanımının kısıtlanması, – Tehlikeli atıkların sınır ötesi taşımı, – Nesli tehlikede olan canlıların korunması, – Biyolojik çeşitlilik ve ekoloji… vb. ile ilgilidir. Bölgesel hukuki düzenlemeler ise; Akdeniz Koruma Sözleşmesi ve AB Yaban hayatını Koruma Sözleşmesi’dir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı