Sosyal Yüzsüzlük (Hüseyin Nihal ATSIZ)

Bir milletin dertlerini açık yürek ve iyi niyetle konuşmak varken, eksikliklerle yanlışları yurtseverlik duyguları içinde tenkid etmek dururken her konuyu, her çareyi yalnız kendisi bilirmiş gibi tavır takınıp da kendisi gibi düşünmeyenlere hınçla, kinle saldıran, iftira atan o türedi yok mu, işte vatan haini, millet düşmanı tipinin musahhas örneği odur.

Sen, başka hakimiyetlerdeki Türkler’den mi bahsettin? Türedi hemen karşındadır. Seni emperyalistlikle suçlayacaktır. Türk soyunun üstünlüğünü söyledin, azınlıkların ihanetinden mi söz açtın? Sana kafatasçı diyecektir. Gelenek, mazi, din lüzumludur mu dedin? Gericiliği yapıştıracaktır.

Ve arkasından aynı plak tekerlemeleri: Sosyal adalet, ağalar, üretim araçları, alt yapı- üst yapı, derebeğlik sistemi falan, filan…..

Türediye göre ağaların toprağını alıp kollektif çiftlik kurdun mu ortalık hemen güllük gülistanlık olacaktır. Üretim araçları devletin olunca asalaklar ortadan kalkacak, atom çağına gireceğiz. Sosyalizm sihirli değnektir. Zaten Namık Kemal sosyalistti. Atatürk ise ileri sosyalistti. Rusya bize yardım etmeseydi Kurtuluş Savaşı olur muydu? O Kurtuluş Savaşı ki Türk işçi ve köylüsünün kapitalistlere karşı ayaklanmasından başka birşey değildi.

Bu herzeleri bıkmazsızın döktüren türedi, içki masası başından savurduğu tekerlemelerle bütün meseleleri bir çırpıda çözüveriyor.

Halbuki tarihin bir akışı, milletlerin sosyal kanunlara bağlı oluşu vardır. Taş çatlasa, bir toplumu bu kanunlar sınırının dışına itemezsin. Milliyetçilik sosyal bir kanundur. Yüz bin yıl mı, beş yüz bin yıl mı, her ne kadarsa, insan topluluklarının olgunlaşa olgunlaşa vardığı bir sonuştur. Bunu kaldıramaz, yok edemezsin. İnsanları tek millet yapmak isteyen Makedonyalı İskender gibi budalalar çıkmış, bu gayeye varmak için İran’a Yunanlı göçmenler getirmek gibi çocukça davranışlar sonunda sapıtarak kapıldığı yarı Tanrılık iddiası içinde yok olup gitmiştir.

Komünistler de milletleri inkar ederek işe başladıkları halde üç-beş yıl geçmeden Çarların siyasetine varis çıkmış millet düşüncesine söve söve milliyetçilik yapmak gibi bir garabete düşmüştür. Çünkü milliyetçilik ölmez bir fikir ve yüzlerce yılın muhassalasıdır.

Komünist rejimdeki Rusya’da Troçki ile Yahudiler’in, Stalin’le Gürcüler’in tasfiyesinde Rus milliyetçiliğinin şuuralti hamlesini görmemek için kör olmak lazımdır. Komünizm miliyetçiliği reddediyor idiyse Kızıl Çin neden Rusya’dan toprak istiyor? Neden tarihi miras diye, bir zamanlar kısa bir süre elegeçirmiş olduğu topraklarda hak iddia ediyor?

Tarihi mirasın sözümü olur? Bu bir milliyetçilik terimi değil mi? Nüfus fazlaysa onları neden Rusya’ya yolluyarak sovyet vatandaşlığına kabul ettirmiyor? Çin veya Sovyet vatandaşı olmak arasında ne fark var?

Komünist nazariyatına göre fark olmamak gerek ama oluyor işte….Çünkü milliyetçilik ana sosyal kanundur. İnsanlar var oldukça milletler ve bunun sonucu milliyetçilikler de var olacak ve milletler, zaman zaman, milli çıkarlar yüzünden çatışacaktır.

Bu, böyle olduğu halde, türedi bunları bilmemezlikten gelir. Çünkü satılmıştır. Ya dışardan beslendiği için, yahut işlediği ağır bir suçun belgeleri kendisini oynatanların elinde olduğu için görmemezlikten gelecektir. Artik ipliği pazara çıktığı, kime uşaklık ettiği belli olduğu halde direnecek, tepinecektir. Tepinmeye mecburdur. Aldığı direktife göre kılık, fikir, taktik değiştirecek; dün burjuva diye sövdüğü Namık Kemal’i bugün sosyalist diye göklere çıkaracak; dün kara dediğine bugün ak demekten utanmayacaktır. Utanmak da nedir? Burjuva uydurması değil mi?

Yıllardır memleketimizde uygulanan yanlış, yetersiz, hatta olumsuz öğretimin sonu olarak yetişen manevi değerlerden yoksun, kafası iyi işlemeyen ve hepsinden kötüsü “rahat” ve “kolay kazanç” ardındaki maddeci nesil, bu materyalist balonlara pek çabuk kanmaktadır. Onların ağzında da sosyal adaletten başka laf yoktur. “Sosyalizmden başka kurtuluş yolu yoktur” tekerlemesiyle bütün çapraşık davaları çözüveren bu zavallılar, bir çok yerlerde, kendisine verilen toprağı yine ağaya devrederek gönül rızasıyla ırgat durumuna geçenlerin nedeni, niçini üstünde beyin yormamaktadır. Sokağın ve kırların sefaletinden lüks konaklara alındıktan sonra konfora dayanamayarak yine sokağa kaçan çingene kızının ruhi durumunu düşünmeden hüküm verenler gibi, bu zavallılar da yüzlerce yıllık alışkanlık, gelenek, zaruret ve ruhi durum gibi amilleri hesaba katmadan sihirli değnek masalıyla avunup avutmaya calışıyorlar.

Hele bir sosyalizm ilan olsun her şey güllük gülistanlik, öyle mi? Öyleyse yüzbinlerce insan neden ölümü göze alarak sosyalist ülkelerden kapitalist ülkelere kaçıyor? Neden hala dünyanin en ileri ülkeleri kapitalistler tarafında? Kuzeyin ileri ülkelerindeki sosyalizmin (yani sosyal demokratlık yahut hristiyan sosyalistliğin) türedilerin ileri sürdüğü sosyalistlikle adaşlıktan başka ne benzerliği var? O ülkeler önce ilerlediler, sonra sosyalist oldular. Başlarında hala kıralları, şatolarında hala kontları ve baronları var. Ama herkes bolluk içinde ve bahtiyar. Çünkü bu, tarihi bir gelişmenin sonucudur. türedi ise önce sosyalizmini ( hem de nasılını) ilan edip sonra gelişmek istiyor ama olmuyor işte. Tabiatın olduğu gibi toplumun da kanunları var: Çocuk kuvvetlenir, sonra yürür. Önce yürüyüp sonra kuvvetlenmez.

Türk milletinin davası yüksek milli şuur ve milli inanç, yani kuvvetli milliyetçilik içinde başarılacak davadır. Milliyetçilik yani Türkçülük ilkeleri içinde akıl, bilgi ve metodla calışarak sonu getirilecek bir konudur. Sihirli değnek davası değildir. Cumartesi günleri de tatil yaparak, genel evler kurarak ve turistlere hoş görünerek çözülecek dava değildir.

Memlekette ne kadar beyinsizin öttüğünü anlamak için cumartesi tatili ve genel ev teklifi gibi ahmaklıklara (aynı zamanda ahlaksızlıklara) bakmak ve demokrasinin düştüğü sefaleti görerek toparlanmak lazımdır. İş başındakilerin “Demokrasi elden gidiyor” naralarından ürkmeyerek tedbir almaları, her işin başına o işin uzmanını getirmeleri, demokratik metodların vatan düşmanlarını koruyan aksaklıklarını pek yürekle gidermeleri, gerektiği zamanlarda yozlaşmış kurumları koparıp atmaktan çekinmemeleri lazımdır. Yoksa bu sosyal yüzsüzlük sürüp gidecek, Türkiye’yi bilinmeyen ve istenmeyen yönlere doğru iterek önümüzdeki yüz yıl için büyük milli felaketlere yol açacaktır.

Ötüken, 14 Kasım 1964