www.turkulkusu.com

Orta Asya Türklerinin, eski deyişle Türkistan Türklerinin yakın tarihte sömürgecilere karşı geliştirdikleri en önemli hareketler hiç kuşkusuz 19. yy sonlarındaki Düğçi İşan hareketi ile 1917 yılında Kokan Muhtariyeti devletini kurmuş olan Cedidiler hareketiydi. 

Temur Kocaoğlu (Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi):

1910 yılında bunlar Taşkent’e döndüler; Münevver Kari, Behbudi, Abdurauf Fıtrat, Osman Hoca ve başkaları Buhara emirliği topraklarında cedit mektepleri kurmaya başladılar. Ama sonunda cedit hareketi siyasi bir nitelik kazandı; kısa zaman içinde siyasal partiler kuruldu.

Örneğin, hâlihazırda başında M. Salih’in bulunduğu ERK Demokrat Partisi, Gorbaçov döneminde kurulmuş bir siyasal partidir, ama ERK adını taşıyan ilk siyasal parti işte o yıllarda kurulmuştu.

Onların tek bir amacı vardı: Türkistan devletini kurmak. Onlar Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan gibi isimler altında Sovyetlerce uygulanan parçalama politikalarına karşıydılar. Ve “Özbekçilik”, “Kazakçılık”, “Türkmencilik” sloganlarını sürekli reddederek: “Biz Türkistanlıyız, yurdumuz Türkistan, biz Türkistan’ın özgürlüğünü ve bağımsızlığını istiyoruz” diye mücadele veriyorlardı.

Bu yaklaşım tarihsel verilerce de doğrulanmaktadır. Kokan Muhtariyeti – Türkistan Cumhuriyetinin Dışişleri bakanı Mustafa Çokay– Kazak Türklerinden, Başbakan Tınışbaev ise Kırgız Türklerindendi.

Ne var ki, Profesör Timur Kocaoğlu’nun sözünü ettiği Cedit hareketi de Düğçi İşan hareketi gibi bertaraf edildi. Daha sonra ise Sovyet tarih yazarlığında “Basmacılar Hareketi” olarak adlandırılan bir halk ayaklanması başlatıldı, fakat bu hareket de başarısızlıkla sonuçlandı.

Bu üç girişim sonrasında Türkistan üzerine 70 yıllık Sovyet sessizliği çöktü.

Yalnız 1980’li yılların sonuna doğru Türkistan’ın bağrında– Özbekistan’da yeniden ulusal kurtuluş emareleri görülmeğe başladı.

Amerikalı araştırmacı Ruf Dilber bu konuda şöyle der:

Sovyetlerde yeniden yapılandırma başlatıldığında Sovyet yazarlar ve bu arada Özbek yazarlar da halkın özlemlerini dile getirmek konusunda önemli rol üstlendiler. Bugün bu rolü Özbek yazar Muhammed Salih (1949) oynamaktadır.

Bu bakımdan şair Rauf Parfi’nin sözleri de dikkat çekmektedir: “Muhammed Salih’in ilk güçlü hamlesi Türkistan ülküsünü anlamakla başladı; onun şiirindeki tüm edeb i sanatlar Türkistan’nı anlama sanatıdır.”

Abdülhamit İsmail (şair, yazar):

Muhammed Salih, daha 70’li yılların sonlarında 80’li yılların başında kendi fikri çizgisini bulmuş bir şairdi; Türkistan fikriyatını fevkalade iyi kavramış ve tanımlamasını başarmış bir şairdi.

Bir şair olarak Muhammed Salih’in fikri çizgisini Rauf Parfi şöyle tanımlamaktadır:

Muhammed Salih 60-70’li yıllar Özbek şiirinde kesinlikle yeni bir dalganın başında bulunuyordu. 50 yıl boyunca unutulmuş olan mirasımız uzun bir süre ilgi görmedi. Abdurauf Fıtrat, Çölpan, Kadiri ve birçok diğer şairimizin fikri temeli Turkistan ülküsüydü. Türkistan ülküsü sömürgeciler açısından gayet korkunç bir düşmandı. İşte ruhumuzdan sökülüp atılan bu ülküyü Özbek şiirinde Çölpanlardan, Fıtratlardan sonra dile getiren ilk şair Muhammed Salih’ti.

Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı Bülent Ecevit Muhammed Salih üzerine şunları yazmıştır:

Batı’da politikacı ozanlara pek rastlanmaz; ama Dogu’da, özellikle de Türk ülkelerinde, politikacılar, devlet adamları, hükümdarlar arasından pek çok büyük ozan da çıkmıştır.

Muhammed Salih, Türk politikacı ozanlarının çağımızdaki üstün bir örneğidir. Muhammed Salih hem Özbek Türklerinin önemli bir ozanı, hem de Özbekistan’ın ana muhalefet partisi olan Erk Partisi’nin genel başkanıdır. Muhammed Salih şiirlerini baskı dönemlerinde yazmıştır. Sovyetler Birliği’nin dağılışından sonra da Özbekistan’da baskı ortamı bir ölçüde sürmektedir. Fakat usta ozanların şiir dili en ağır baskılar altında bile özgürlük ışığını yanar tutabilir. Bir politikacı olarak Muhammed Salih ve onunla birlikte Özbekistan’da demokratikleşme hareketine öncülük eden arkadaşları, bugün hâlâ bir bakıma yerden yere vuruluyorlar. Ama Muhammed Salih bu baskılara kendi şiir dilinde, ‘Eğer hiç kimse beni yere vurmasaydı göğe nasıl sıçrayabilirdim’diye meydan okuyabilen ozandır. Ozan olarak o zaten göğe sıçramıştır. İnanıyorum ki önderlik ettiği demokrasi ve özgürlük hareketinin de göğe sıçrayacağı günler yakındır.

Muhammed Salih de değiştik baskı rejimleri altında özgürlük ışığını şiir dilinde yanar tutmayı başarmış bir ozandır.

Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı Necmettin Erbakan:

………………. ……………. ………………

ÇOCUKLUK YILLARI

Muhammed Salih 20 Aralık 1949 tarihinde Harezm’de doğdu.

Babası Begcan Bey oğlu Madamin Bey on yaşında yetim kaldı. Sovyet hükümeti 1924 yılında Begcan Bey’in malına mülküne el koydu, kendini yok etti. Madamin Bey 1942 yılında gönüllü olarak savaşa katıldı. 1943 yılında yaralandı ve memleketine döndü. Tedavi sonucu iyileştikten sonra 1944 yılı başlarında savaş cephesine geri döndü.

Yolname kitabında Muhammed Salih bu konuda şöyle der:

Ben babama: “Bu hükümet atalarımızı yok etti, siz neden savaşa katıldınız?” diye sorduğumda: “Köyde sadece kadınlar kalmıştı, laflayacak kimse yoktu, sıkıntıdan gittim” derdi rahmetli. Annem (Kalender Sarik’in kızı) Akile Hanım dini bir eğitim almamıştı, ama şeriatın helal haram konusunda kurallarına kesinlikle uyardı.

Muhammed Salih 1966 yılında liseden mezun oldu; aynı dönemde yerel bir yayın organı olan Pahtakarlar Avazı (Pamukçuların Sesi) gazetesinde ilk şiirleri yayınlanmaya başladı

1967 yılında Taşkent’e geldi ve TaşDU (Taşkent Devlet Üniversitesi) Dil ve Edebiyat Fakültesi giriş sınavlarına katıldı. Açık öğretim bölümünü kazandı ama burada okumak istemeyerek Harezm’e geri döndü.

1968 yılında askeri hizmet için Sovyet Ordusuna alındı. Macaristan Sekeşfehervar şehrinde askerliğe başladı. Aynı yıl Ağustos ayında Muhammed Salih ünlü Prag Baharı ayaklanmasını bastırmak için Çekoslovakya’ya giren Sovyet askeri birliklerinin sıralarındaydı.

Muhammed Salih’in anlattığına göre, Çekoslovakya olayları kendileri açısından bir manevi dönüş noktası oldu. Bir ulusun zalim ve baskıcı düzene karşı özgürlük için verdiği mücadele ve bu uğurda canlarını bile feda etmekten kaçınmaması genç Muhammed Salih’in Sovyet okullarında şekillendirilmiş dünya görüşünü kesinlikle değiştirmeğe başladı.

“Bize genç Slovak ve Çekler – topçu okulu öğrencileri – gelerek bildiriler dağıttılar. Bu bildirilerde Çekoslovakya işgaline son verilmesi için çağrı yapılmaktaydı.

Genç adamlar ve kızlar bize gelerek: “Bizim Dubçek’i alıp nereye götürdünüz?” diye sorular sormaktaydılar. Biz onlara ne cevap vereceğimizi bilmezdik, zira onların lideri Dubçek’in o dönemde Moskova’da KGB tarafından “misafir” edildiğini hayal bile edemezdik.

Kısa etekli giysiler giymiş güzel kızlar dağıttıkları bildirilerde yöneticilerimizin bizleri kandırdığı anlatılırdı. Kurtarıcı değil, işgalci bir ordu olduğumuz yönünde bizi bilinçlendirmeğe çalışırlardı. Bir an önce memleketimize dönerek sevgili arkadaş ve dostlarımıza kavuşmamızı tavsiye ederlerdi.

Vicdanımızın sesine kulak vermemizi önerirlerdi.

Silahsız insanlara karşı silah kullanmamızın ahlak dışı olduğunu anlatmaya çalışırlardı.

Bu halk gerçekten silahsızdı.

Bu durum biz gençleri onların karşısında mecazi anlamda silahsızlandırmaktaydı. Çünkü o bildirilerde anımsatılan arkadaş ve dostlarımızı bizler – genç ve duygusal Sovyet askerleri – de severdik.”

Böylelikle Sovyet propagandasının “karşıdevrimci Çekoslovaklar” efsanesi yavaş yavaş sönmeğe başladı. Muhammed Salih artık Sovyet propagandasına inanmıyordu.

“Çekoslovakya’da bastırılan “karşıdevrim” benim bilincimde kendine iyice yer edindi. Çekoslovakya örneğinde, silahsız birisinin silahlı bir kişiye karşılık verebileceğini gördüm.

İnsana onun elindeki silahın kazandırabileceği özgürlük dışında başka tür bir özgürlüğün de var olduğunu hissettim. Bu, silahsız kişinin özgürlüğüydü.”

ŞİİR

Durak denen eşsiz bir eşitlik var,

Kafiye denen bir dostluk var,

Evrende masa denen bir enginlik var,

Dünyada ERK var, adına ŞİİR denen.

Muhammed Salih 1970 yılında askerden dönünce Taşkent Devlet Üniversitesi İletişim Fakültesine girdi. Henüz 20 yaşındaydı ama keşmekeşli bir asker ömrü yaşamış gazi gibi hissediyordu kendini. Edebi birikimi gayet zengindi; Jack London, Ernest Hemingway, Eric Maria gibi önemli yazarları dikkatle okumuş incelemişti.

Muhammed Salih’in ilk şiir kitabı Beşinci Mevsim 1977 yılında basıldı. Bu kitap, yazarını geniş okuyucu kitlelerine tanıtmasa da, edebiyat adamları ve aydınlar arasında fevkalade ilgi gördü. Çünkü kitapta yer alan şiirler Özbek edebiyatında hem biçim hem de içerik bakımından kesinlikle yeni bir çığır açmaktaydı. Bu durum sosyalist edebiyat bekçilerini telaşlandırdı ve onlar derhal M. Salih’i “batı taklitçisi” diye damgaladılar. Bu koşullarda onu şair R. Parfi koruması altına aldı ve M. Salih’in ikinci kitabı Kuyudaki Ay kitabına yazdığı giriş sözünde şunları ifade etti:

“Muhammed Salih’in yeni edebi biçim arayışlarını salt Avrupa etkisi olarak değerlendirmek yanlıştır; onun etkilendiği kaynakları yurdumuzun eski el yazması eserlerinde, dikili taşlara yazılmış yazılarda, bin yıllık Özbek şiirinde aramak daha doğru olacaktır.”

Abdülhamit İsmail (şair, yazar):

“Muhammed Salih’in bir şiirini okumak isterim:

Kış Dalı

Yapraksız,

Yalın,

Acı…

Başka ne lazım

anlatmak için

bu dalın yalnızlığını…

Başka ne lazım sana?

Bu dalın kaybettiklerini

sen de kaybettin mi?

Ama sen ısrarla sözcükleri soyuyorsun,

Acımasıca.

Sonunda işte orada

‘yalnız’ sözcüğünden daha öksüz,

‘aç’ sözcüğünden daha zayıf,

bir kamçıdır,

titrer durur ağaçta.

Bu şiirde M. Salih bir bakıma kendi şiir anlayışını, büyük edebiyat yolunu açıklamış.

Özbek şiir esasen sözcüklere değil, cümlelere, ibarelere dayanan bir şiir geleneğidir. Yani ifade güzelliğine yönelik kaygılar insanı özden uzaklaştırabilir. Bu bağlamda Muhammed Salih Özbek şiirini yanlış ve dilin doğasına ters eğilimlerden kurtaran, onu yenileyen bir şairdir.

O, sözün özünü, onun derin anlam katmanlarını söze yeniden kazandırmasını bilen şairlerimizdendir.”

Gülçöhre Nurullaeva (şair):

“70’li yılların sonunda Özbek edebiyatında bir grup yetenekli genç ortaya çıktı. Onların önderi Muhammed Salih’ti. M. Salih’in şiirleri kimseye benzemeyen, etkili ve kesinlikle yeni bir şiirdi. Onu anlayanlar vardı, anlamayanlar vardı. Anlayanlar onu alkışlamakta, anlamayanlar ise: “Şiirlerinizi açıklamalı olarak yayınlayın” türünden alaycı ifadeler kullanmaktaydı.”

Dünyaca ünlü bir ressam olan ve Sovyetlerin son dönemlerinde Abdülhamit Süleyman Çölpan’ın resmini çizmek cesaretini de gösteren Veçeslav Akhunov’un anılarından:

“70’li yılların sonuna doğru hiç ummadığım bir ortamda ilginç bir şair keşfettim. Bu şiirler Özbek şiir dünyasına özgü olmayan biçimde metafora yüklü olup, kesinlikle yeni bir tarzı ortaya koymaktaydı. Zaman içinde bu şiirlerin yazarıyla da tanıştım. O şair Muhammed Salih’ti.”

Arif Acaloğlu (Azerbaycan Cumhurbaşkanı Elçibey’in Başdanışmanı; İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi):

************* **************

Muhammed Salih 1985 yılında ceditçi Abdülhamit Çölpan’ın anısına bağışlanan ve bir ananın dilinden yazılan şiirinde şöyle der:

ANAMIN DEDİKLERİ

Sen de o yoldan gittin oğlum,

Dön dedim, dönmedin, şimdi artık geç, eyvah,

Ram etti seni de o kuşkulu ahenk,

Ram etti yurdundan sürülen şairin ruhu.

Sonunda o yoldan gittin ya,

Şimdi güllere değil, dikenlere basarsın.

Sen de ceddin gibi kalırsın fakir

Sen de unutursun ana dilini gurbet ellerde.

O eski bildik yoldan gittin ya oğlum,

Korkusuzca dikildin o karanlık mağaranın karşısına

Eyvah, sen de vurursun başını

Ceddin başını çarptığı o duvara.

1985 yılında yazılan bu şiir 1993 yılında gerçek oldu. Muhammed Salih öz yurdundan kovuldu ve aynen Çölpan gibi şiirleri de vatanında yasaklandı.

Radyo Liberty (Aralık 2005):

“Muhammed Salih’in kitapları Özbekistan’da kitap dükkanlarında bulunmaz; kütüphanelerden de toplatılmış. Ben hiçbir kitap dükkanında veya kütüphanede görmedim. Ama şahsen bende birkaç kitabı var.”

Anarhan Hamdamova:

“Halihazırda kütüphanelerde yok. Ben bizzat tanık oldum. İl Halk Eğitim Müdürlüğünde bu kitapların açıklı durumda olduğunu, bir köşede çürümeğe terk edildiğini gördüm. Daha sonra kardeşim bu kitapların nasıl seçildiğini ve atıldığını görmüş. Çalışanlardan rica ederek, Hayal Yurttaşı kitabının 20 tanesini almış, bunların da 10 tanesini bize verdi.”

Şair Rauf Parfi bize şunları söyledi:

20. yüzyıl Özbek edebiyatı tarihi Muhammed Salihsiz gerçek bir Özbek edebiyatı olmaz. Bunu bilmelerine rağmen onun hakkında tek kelime etmezler.”

Muhammed Salih bir şair olarak 1983’te ünlendi. Edebiyat eleştirmeni İbrahim Kafurov’un ‘Özbekistan Edebiyatı ve Sanatı’ dergisinde Muhammed Salih’i kastederek yayınlatmış olduğu ‘Şiiriniz Açıklayarak Yayınlayınız” başlıklı makalesi buna sebep oldu. Elleştirmen bu makalede Salih şiirlerindeki kahraman tipini Hamlet’e benzeterek: “Bu adamın nesi eksik? Hep kederli, morali bozuk… Bu parlak yaşamımızda onun nesi eksik kalmış?” diye eleştiri yapmaktaydı.

Muhammed Salih’in Sovyet rejiminden memnun olmadığını kanıtlamak için bu makale yeterliydi. Bu tarihten sonra Muhammed Salih’in rejim muhalifliği dönemi başladı.

POLİTİKA

1984 yılında Özbekistan Komünist Partisi Merkez Komitesince uygulanan politikalar Özbekleri bir millet olarak önemli bir sınava tabi tuttu. Moskova’nın talimatı doğrultusunda halkımızın milli, kültürel ve dinî değerlerine karşı saldırı başlatıldı.

Bu karışık dönemde ‘53’ler Mektubu’ olarak tabir edilen mektup ortaya çıktı. Bu, Özbekistanlı 53 genç ve yetenekli yazarın Politbüro üyelerine gönderdiği şikâyet mektubuydu.

Mektupta Ozbekistan Komünist Partisi Merkez Komitesinin halk karşıtı politikaları anlatılmaktaydı.

Mektupta Özbekistan Komünist Partisi Merkez Komitesinin halk karşıtı politikaları anlatılmaktaydı. Mektup Kremlin’e 1985 başlarında gönderildi; cevap ise Mayıs ayında– kısa süre önce iş başına gelen M. Gorbaçov idaresinden geldi. Fakat cevap mektubu imza sahiplerine değil, Özbekistan KP MK sekreteri bayana iletilmişti. O da bu asi genç yazarları Merkez Komitesi binasında toplayarak “doğru yola yönelmelerini” tembihledi, ama bu girişimleri bir sonuç vermedi. Yalnız 3 kişi imzasını geri çekti, geriye kalan 53 kişi ise yazdıklarından geri durmadılar. İşte bu 53 kişi ileride Özbekistan milli kurtuluş hareketinin temellerini attı.

Özbek muhalefeti henüz ‘muhalefet’ adını almadan, Muhammed Salih yönetimindeki Yazarlar Birliğinde örgütlendi.

‘53’ler Mektubu’nun metni Muhammed Salih tarafından yazılmıştı. Bu yüzdendir ki Özbekistan Komünist Partisi Merkez Komitesi Sekreterinin oluşturduğu “kara liste”nin en başında Muhammed Salih ismi yer almaktaydı.

Fakat bu durum M. Salih’i durduramadı. Özbekistan çevre sorunları konusunda mücadele veren Emin Osman, Dedehan Nuri gibi fedakar yazarlarla bir arada, kurumakta olan Aral Gölü ve Özbek kadınlarının sağlık sorunları gibi konularda sert yayınlara imza attı.

Abdülhamit İsmail:

“Muhammed Salih’in Özbek edebiyatına katkılarından birisi de onun makaleleridir; kendileri münazara sanatını ileri aşamalara götürebilmiş bir edebiyat adamıdır. İster 1980 ve 90’lı yıllarda çıkan makalelerinde, ister son birkaç yılda yayınlanan makalelerde dili kullanma konusunda rakiplerine nazaran daha mahir ve ustaca davranması münazara sanatına yeni bir nitelik kazandırmıştır.

Gülçöhre Nurullaeva:

Muhammed Salih’in yeni yönleri belirmeğe başladı. Bu defa önemli bir gazete yazarı ve hatip olarak meydana çıktı. Özbek toplumunun birçok sorununu yüksek kürsülerden ifade etti, yazdığı makalelerde işledi. Bu konularda ciddi, düşünülmüş, esaslı ve mantıklı görüşleri üretti. Bu yönüyle de Özbek halkı tarafından iyice tanındı.”

Hatta batı tarzı şiirleri bile Muhammed Salih’e bu kadar ün kazandırmamıştı.

Bahtiyar İsabek (Edebiyat kuramcısı):

“Muhammed Salih’in özgün yeri, onu başkalarından ayıran özelliği nedir diye sorulsa, cevabım “gerçek bir şair olarak metaforik düşünebilme yeteneğidir” biçiminde olur. Bir zamanlar ‘Muhammed Salih’i anlamak zor’ diyenler, aslında bu metaforik düşünce yeteneğine sahip olmayan kişilerdi.

Timur Kocaoğlu:

“Ben onun şiirlerini heyecanla okuyorum. Çünkü Özbek şiirinde metaforu gayet başarıyla kullanan birisidir. Metaforu en çok Çölpan kullanmıştı. Çölpan’ın metaforları da çok başarılıdır; sonraki dönemlerde başkaları da metafor kullanmıştır, fakat Muhammed Salih’in şiirlerindeki metaforlar çok derinliklidir.”

Fakat biraz dikkatli okuyucu onun şiirlerindeki teşbih katmanı arkasında milletin dertlerini ve rejime karşı muhalif duruşu görebilirdi. Muhammed Salih daha ‘durgunluk’ (Sovyetler Birliği’nde 1970-80’li yıllar) döneminde şu dizeleri yazabilmişti:

Ne kadar sıkıcı bu tarlalar–

pamuksuz.

Gözkyüzüne bakar bomboş pamuk çanakları

köylünün boş avucu gibi!

Yıl 1975

Şiiri algılama yeteneğine sahip bir kişi, bu satırlarda saklı ‘pamuk onu yetiştiren kişinin değildir’ fikrini hemen çıkarabilirdi.

1988 yılında Özbekistan Yazarlar Birliği – tarihinde ilk defa olarak – komünist olmayan birisini sekreter olarak seçti. Bu kişi Muhammed Salih’ti.

Bu seçim, Yazarlar Birliğinin SBKP’nin ideoloji merkezi olarak yürüttüğü faaliyetlerde bir çöküşün başlangıcını haber veriyordu. Artık Yazarlar Birliğinin üzerinde Özbekistan Milli Hareketinin merkezine dönüşme yükümlülüğü vardı.

11 Kasım 1988’de Birlik Halk Hareketi’nin kurulduğu ilan edildi.

Gülçöhre Nurullaeva:

“Bu durum Özbek hükümetini memnun etmedi; Hisamov ve Krujilin gibi yardakçılarını devreye sokarak Özbek basınında Muhammed Salih’e karşı bir dizi yayın yaptırdı.”

KGB ise Moskova’dan ayrılma yanlısı olan aydınlara karşı geniş bir cephe oluşturarak türlü yöntemlerle mücadele etmekteydi. ‘Dürüst Muhammed’in Çifte Standardı’ başlıklı makale (Pravda Vostoka gazetesi, 20 Aralık 1988; yazarlar Y. Krujilin ile İ. Hisamov) vesilesiyle bu gizli mücadele iyice açığa çıktı. Bu yazıda, pamuk mono-kültürü ve Moskova’nın kolonizasyon politikaları konusunda New York Times gazetesinde yayınlanan röportajdan dolayı Muhammed Salih vatan haini ilan edilmekteydi.

New York Times gazetesinden alıntı:

“Özbek yazar ve ekonomistlerden oluşan küçük bir grup Özbekistan pamuk tarlaları konusuna Moskova’nın yaklaşımını gündeme getirdi. Yazarlar Birliği Sekreteri Muhammed Salih’e göre bu trajedi SSCB’nin pamuk tedariki konusunda bağımsızlığını sağlamak amacıyla Stalin tarafından yayınlanan kararname sonrasında yaşanmaya başladı. Onun tabirince, SSCB’nin bu konuda bağımsızlığı Özbekistan’ın köleleştirilmesi karşılığında sağlanabildi…”

Gülçöhre Nurullaeva:

“Bu girişimler halkın Muhammed Salih’e sevgisini azaltmadı, tam tersine bu sevgi ve saygının artmasına sebep oldu.”

1988 yılında Fergana’da Ahıska Türklerine karşı düzenlenen provokasyon Muhammed Salih için bir tür siyasi sınav oldu. Bölgedeki Ahıska Türklerine karşı uygulanan saldırılar KGB ile yerel mafya arasındaki işbirliğinin ilk önemli ürünüydü. Dönemin hükümeti bu konuda önce Birlik Hareketi’ni suçladı. Fakat olay yerine gelen Muhammed Salih hükümetin bu suçlamalarının temelsiz birer iftiradan ibaret olduğunu Literaturnaya Rossiya gazetesinde yaptığı de açıklamalarda ortaya koydu.

Muhammed Salih:

“Fergana’ya saat 11.30 sularında vardık ve hemen çatışmanın merkezi olan Taşlak’a yöneldik. Biz oraya vardığımızda kargaşa ayyuka çıkmıştı. Hükümeti hiçbir şekilde ortada yoktu.”

Askerler Margilan ve Taşlak sokaklarını doldurmuştu. Fergana vadisindeki jandarma birliklerini çoğu bu bölgeye kaydırılmıştı. Fakat eylemler Namangan ve Kokan’a yayılmaya başladığında hükümet bu seri olaylar karşısında çaresizliğini açıkça ortaya koydu.

Muhammed Salih:

“Olayların ikinci günü Moskova’dan Rafik Nişanov geldi. Yanında İçişleri Bakanı General Rahimov vardı: “Margilan tren garı önündeki meydana 2.000 civarında insan toplanmış, bazı talepleri varmış, hükümetten bir temsilcinin kendileriyle görüşmesini istiyorlar; siz onlarla görüşür müsünüz?” diye benden bir ricada bulundu: “İçişleri bakanı sizinle olacak, somut bir durum olursa siz kitleyi sakinleştirmeğe yardımcı olunuz” dedi.

Kitle gerçekten aşırı saldırgan bir havadaydı. “İsteklerinizi yazılı olarak bize verin. Bu istekler doğrultusunda bir çare bulabilmek için çalışmalar yapılacak” dedim.

Halk arasından birisi: “General konuşsun, general” diye bağırdı. General – içişleri bakanı – konuşacak halde değildi. Gariban Rusça eğitim görmüş insanlarımızdandı. Görünüşte ketum, mütevazı birisiydi; Özbekçe konuşamıyordu.”

“Rica ederim, siz kendiniz bunlara bir şeyler söyleyin” diye general bana fısıldadı.

Ve kitle üzerimize gelmeye başladı.”

Bu insanlar ne yaptıklarının farkında değillerdi. Yıllar boyunca baskı altında tutulan duyguların dizgini azacık gevşetilmişti. Bir kızgınlık söz konusuydu ama bunun ne olduğu ve kime karşı olduğunu bu kızgın insanlar kendileri de anlamış değillerdi.

Muhammed Salih:

“Sovyetler Birliğinin yıkıldığını fark eden Sovyet iktidarı, özellikle onun en güçlü kurumu olan KGB, M. Gorbaçov yönetimi yerine daha katı bir rejimin getirilebilmesi için Fergana’daki bu provokasyonu düzenlemişti, diye düşünüyorum.”

BAĞIMSIZLIK BELGESİ

Muhammed Salih Birlik Halk Hareketinden ayrıldı ve 1990 yılında ERK Partisini kurdu.

Aynı yıl Mart ayında ise M. Salih milletvekili olarak Özbekistan Yüksek Meclisi’ne seçildi.

ERK Partisinin ilk kurultayı 30 Nisan 1990’da düzenlendi.

Hükümet, bu yeni partide kendisinin muhalefet cenahındaki işbirlikçisini görmeği ümit ediyordu. Fakat Muhammed Salih’iğn kurultayda yaptığı konuşma hükümetin bu ümitlerini boşa çıkardı. Bu oluşumun tamamen yeni ve – ne az ne çok – Özbekistan’ın tam bağımsızlık hareketine önderlik etmeğe talip olan bir parti olduğu anlaşıldı. Muhammed Salih konuşmasını bitirdiğinde hem ulusal basın temsilcileri, hem de Moskova’dan gelmiş olan gazeteciler – sanki bir emir almış gibi – Kurultayı terk ettiler. Ve kurultay gününün ertesinde gazetelerde, Özbekistan’da kurulan bu yeni siyasi partiyle ilgili hiçbir haber yayınlanmadı.

Amerikalı araştırmacılar Nadia Dewk ve Adrian Karatnicky “The Hidden Nation” isimli kitapta 1989 yılına gelindiğinde Özbekistan Yazarlar Birliğinde oluşan durumu açıklarken şunları yazmaktalar:

“Yazarlar Birliği başkanı Muhammed Salih Özbek halkının iradesini, onun dertlerini açıkça ifade edebilen bir özgürlük sözcüsüdür: “Ben yurdumuzda yaşanan çevre felaketi ile pamuk mono-kültürü arasında organik bir bağ olduğunu açıkça söylemek istiyorum. Biz bu kölelik ve uysallık sayesinde sadece topraklarımızı ve zenginliklerimizı değil, halkımızın sağlığını da kaybetmekteyiz” diyor.

Muhammed Salih, Özbekistan Komünist Parti birinci sekreteri görevine yeni atanan İslam Karimov’la ilgili başlangıçta şu yaklaşımı dile getirmişti:

“Karimov hangi demokratik görüşleri ifade etmektedir, bu yöndeki hareketleri ne kadar samimidir, bir görelim. Şimdilik iyi olacağına ümit edelim. Zaten bizim ümitten başka bir şeyimiz yok.”

(The Hidden Nation”, 1990, New York, William Morris and Company inc.)

1989 yılı Muhammed Salih açısından halkın sorunlarına ve endişelerine yakinen vakıf olma yılıdır.

Özbekistan Komünist Partisi’nin yeni başkanı İslam Karimov memleketin tüm ünlü şair ve yazarlarını, bilim insanlarını makamına davet ederek, “Özbek halkının saadeti ve mutluluğu için” ölünceye kadar onlarla işbirliği yapacağı konusunda sözler verdi, yemin etti: “Herkesin, hepinizin önünde ant içiyorum; sizler için her şeyi yaparım. Kendime acımam, gerekirse canımı feda etmeğe hazırım.”

Karimov kendini içtenlikli gösterme konusunda fevkalade yetenekliydi ve bu yeteneğinden azami ölçüde yararlandı. Hiçbir zaman “kendine ait ve kendine özgü” bir plan program yazmış değildi. Amaç ve hedeflerle ilgili sloganlarını rakiplerin söylemlerinden alarak – üzerinde fazla oynamaksızın – kullanmaktaydı.

The Wall Street Journal muhabirleri 31 Ağustos 1998 tarihinde şunları yazdılar:

“Sayın Salih ile İslam Karimov eskiden tanışırlar. Muhammed Salih daha Gorbaçov döneminde Özbekistan Yazarlar Birliğini yönetirken bağımsızlık ve Pantürkizm ülküsüyle yaşamaktaydı. Karimov ise bunun tam aksine Özbekistan Komünist Partisi birinci sekreteri ve Moskova’nın ülkedeki “Moskovskiy satrap”, Özbekçe tabirle “………………… köpeği” idi. Örneğin, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Bay Karimov hemen Muhammed Salih’in Türkçü görüşlerini sahiplenmeğe başladı.”

(“The Wall Street Journal”,

31.08.1998 “Central Asia’s emerging fases”)

Örneğin, Karimov’un seslendirdiği “Ortak Evimiz Türkistan” sloganı Muhammed Salih’in 80’li yılların sonundaki konuşmalarından birebir yapılmış alıntıdır. Fakat Muhammed Salih’ten farklı olarak Karimov bu ülkünün gerçekliğine inanmıyordu. Karimov’un komşu ülkelere karşı saldırgan tavırları gösterdi ki, Türkistan sadece Karimov’un evi olabilir. Karimov, Muhammed Salih önderliğindeki muhalefeti kendi yanına çekmenin hesaplarını yapıyordu. Oysa milletvekili mazbatasını alan Salih eskiye göre daha bağımsız davranmaya başladı ve Sovyetler Birliğinden ayrılma konusunu açık açık konuşmaya başladı.

1990 Nisan’ında kurulan ERK Partisi –adından da anlaşılacağı üzere– işte bu bağımsızlık ülküsü doğrultusunda kuruldu.

1990 yazında ERKçiler sözden eyleme geçtiler ve ERK Partisi Merkez Konseyi üyesi Atanazar Arif tarafından yazıya aktarılan Bağımsızlık Bildirgesi 20 Haziran günü toplanan Parlamento Genel Kuruluna sunuldu. Komünist rejim korkuya kapıldı.

Bağımsızlık Bildirgesi Meclis Genel Kurulunda görüşülürken toplantı salonunun perdeleri arkasına saklanan Karimov’un muhalefetine rağmen Özbekistan Parlamentosu ‘Özbekistan Bağımsızlık Bildirgesi’ni kabul etti.

Bu resim Bağımsızlık Bildirge’sinin kabulünden birkaç gün sonra Muhammed Salih’in evinde çekildi. Ortada Muhammed Salih, sağ yanında şair Miraziz Azam, sol yanında Türkiye’den bir misafir, yazar Recebbay Atatürk ile Rauf Parfi, onun yanında ise Ebülfez Elçibey’in mücadele arkadaşı Arif Acaloğlu’nu görüyoruz.

Özbekistan Bağımsızlık Bildirgesi kabul edildikten sonra Baltimore Sun gazetesi şöyle yazdı:

“Haziran ayında Orta Asya’daki bu büyük devlet bağımsızlığını ilan etti. Bunun nasıl sonuçlanacağı ise bilinmiyor; milliyetçi kimlikli bir dikta düzeni mi yoksa Batı ülkelerindeki gibi demokratik bir düzen mi? Ya da devrimler, etnik ve iç savaşlar mı?”

Bir grup “akıllı kafa” 1966 depremini yaşayan, şimdilerde ise özelleştirilmiş olan eski şehir lokantalarının tamamında kuzu etinden yapılan kebap üstüne şu zor konularda kafa yormaktadır.

“Biz yarından endişeliyiz; milliyetçilik cini şişeden çıkarıldı, artık onu geri göndermek zor iş” diye ahkâm kesmekteydi Komsomolskaya Pravda gazetesi muhabiri Mirza Ahmet Alimov… Alimov Komünist Partiye yakın bir isim.

ERK Partisi önderi şair Muhammed Salih ise şunları söyledi:

“Bizim halkımız pamuk tarlalarında köleleştirildi. Biz, Ruslara: “Eğer eşit koşullarda olursa, buyurun, bizimle beraber yaşayın” dedik. Zira bugüne kadar ülkedeki tüm önemli iş yerleri Ruslara tahsis edilmiş olup, bu toprakların yerlisi olan kişiler işsiz dolaşmaktadır.”

(Scott Shane, The Baltimore Sun, 30.09.1990)

Bağımsızlık Bildirgesinin beklenmedik biçimde kabul edilmesinden korkuya kapılan Karimov aynı gün Andican’a çekip gitti. Moskova’nın bu olaya tepkisini oradan gözlemlemeğe karar vermişti.

Bağımsızlık Bildirgesine Moskova’nın olası tepkisinden endişe duyan bir tek Karimov değildi. New York Times gazetesine verdiği demecinde M. Salih şunu söyledi: “Bizler Baltık ülkelerinden daha zor durumdayız. Onların koruyanı çok, bizim ise kendimizden başka kimsemiz yok.”

Taşkent’te herkes Bağımsızlık Bildirgesinin resmen açıklanmasını bekliyordu. Fakat televizyon ve radyo bu konuda hiçbir habere yer vermedi.

Sonunda halk Moskova televizyonunda yayınlanan Vremya ana haber bülteni aracılığıyla “Özbekistan parlamentosunda yaşanan olay” konusunda kısaca bilgi alabildi.

Muhammed Salih, Başbakan Şükrullah Mirsaidov ile bağlantı kurarak, Parlamentoda alınan kararın resmen açıklanmaması durumunda başkent sokaklarında protesto mitingleri başlatılacağını söyledi. Bu takiben Karimov, Muhammed Salih’e telefon ederek, en kısa zamanda bağımsızlık konusunda resmi bir açıklama yapılacağını vaat etti. Sonunda ilan edildi ama bir gün sonra. Bu tavır milletin vekillerinin kabul etmiş olduğu tarihî bir belgeye, hatta halka karşı bir ihanetti.

SEÇİMLER

Moskova, Sovyetler imparatorluğunun hızla çöküşünü durdurabilmek için bağlı cumhuriyetlere bazı özerklik hakları vermeğe başladı ama boşuna. Zira bu aşamadan sonra onu ayakta tutmak imkânsızdı. Ama buna rağmen “çıkmayan cana ümit çok” dercesine 1991 Martında “Yenilenen Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’ konusunda bir referandum yapıldı.

ERK Partisi bu referandumda karşı yönde oy kullanmayı karara bağladı.

Bu konuda Muhammed Salih de bir konuşma yaptı: “Biz iki zulüm ve işkence arasında yaşamaktayız; bunlardan birisi Moskova ikincisi ise ülkedeki hükümettir. Herhalde öncelikle baş zalim olan Moskova’dan kurtulmak gerek. Daha sonra kendi içimizdeki zalimlerden kurtuluruz.”

Komünistler Sovyetler Birliğini ayakta tutmanın imkânsızlığını anlayınca bir darbe yaparak, “imparatorluğu” bu yöntemle korumak yoluna gittiler. Fakat GKÇP denilen darbeci cunta sadece üç gün ayakta kalabildi.

O aralar Hindistan gezisinde bulunan Özbekistan devlet başkanı Karimov uçaktayken cunta lideri Yanaev’e bir kutlama mesajı göndererek, cunta kararlarına tam destek verdiğini açıkladı.

Başbakan Şükrullah Mirsaidov ise tüm basın yayın organlarına GKÇP haberlerine öncelik tanımaları konusunda talimat verdi. Televizyonlara çıkan komünist milletvekilleri Moskova’yı inandırarak, onların başlattığı sürecin Taşkent’te artık sonuç vermeğe başladığını söylüyorlardı.

ERK Partisi 11 Ağustos 1991 günü Özbekistan’da GKÇP darbesine karşı çıkan tek siyasal kuruluştu. Bu konuda yayınladığı Müracaat ve Bildiri yabancı basın organları aracılığıyla tüm dünyaya ilan edildi.

ERK Partisi olağanüstü kurultayını toplayarak, Mart Referandumu sonucunda iptal edilmiş olan Özbekistan Bağımsızlığı konusunu öncelikle yeniden gündeme almasını hükümetten talep etti.

Muhammed Salih:

“Özbekistan seçimini yapmak zorundadır. Ya tam bağımsızlık ya da…”

ERK Kurultayı olayların hızlından şaşırmış olan Kerimov’u kendine getirdi. Ve ERK kurultayından 5 gün sonra parlamento Genel Kurulunu toplayarak Özbekistan’ın bağımsızlığını ilan etmeğe mecbur kaldı.

Batılı araştırmacılar o dönemi şöyle anlatmaktalar:

“1990 Şubatında ERK Partisini kurmuş olan Muhammed Salih mevcut düzen içinde kendi amaçları doğrultusunda azimle hareket eden önderlerden birisidir. Fakat 1991 Eylülündeki buluşmamız Salih’in görüşlerinde bir evrim yaşandığını ortaya koydu: “Özbekistan tam bağımsızlığına kavuşmadan ekonomik, kültürel ve diğer özgürlükler konusunda tek bir kelime bile edilemez” dedi.

(N. Diuk & Karatnicky. New Nation Rising. New York, 1991, p. 186)

1991 Eylülünde ERK ve Birlik örgütleri Özbekistan adliye organlarınca tescil edildi. Bu arada ERK gazetesi yayınlanmaya başladı. Kısa bir zaman içinde gazetenin tirajı 100.000’in üzerine çıktı. Bu, Özbekistan koşullarında benzeri görülmemiş bir durumdu.

Sovyet zamanında olduğu gibi cumhurbaşkanının parlamento değil, halk tarafından seçileceği gün yaklaşmıştı.

Halkın morali gayet yüksekti.

Parlamentonun 1991 Ekim toplantılarında eski başbakan Şükrullah Mirsaidov önderliğindeki bir grup milletvekili Karimov’u cumhurbaşkanlığından azletme girişiminde bulundu. Fakat grubun içindeki anlaşmazlıklar ve cesaretsizlik sonucu bu girişim sonuç vermedi ve Karimov sudan kuru çıkmayı başardı.

Ağustos ayında girişilen Yanaev darbesi ile Aralık 1991’de yapılan seçimlere kadar geçen 4 aylık kısa zaman zarfında Özbekler azacık da olsa bir özgürlük ortamında yaşadılar. Bu özgürlük coşkusu sadece 4 ay devam etti. Parlamento cumhurbaşkanlığı seçimlerinin Aralık sonunda yapılmasını karara bağladı.

ERK Partisi Muhammed Salih’i cumhurbaşkanlığına aday gösterdi. Fakat Karimov seçimlerde kendi karşısında başka bir aday görmek istemiyordu. Adaylığını geri çekmesi için seçim kampanyası süresince Muhammed Salih’e iki kere aracı gönderdi. Üst düzey bu aracılar Muhammed Salih’ten adaylığını geri almasını rica ettiler. Fakat Salih sonuna kadar mücadele etmekte kararlıydı. Bu seçimler uluslararası topluluk tarafından çok ilgi görmekteydi. Seçimleri gözlemlemek için Ozbekistan’a Batıdan – ilk ve son defa olmak üzere – heyetler geldi. ABD de senatör De Konsini başkanlığında bir heyet gönderdi.

Seçim kampanyasını yürütebilmek için Seçim Kurulu tarafından tahsis edilen paraların Muhammed Salih’e ödenmesi İslam Karimov tarafından yasaklandı.

Salih’in seçmenlerle yaptığı tüm toplantılar aşırı baskı ve gözlem altında yapılmakta ya da doğrudan engellenmekteydi.

Yazılı basın, radyo ve televizyon sadece bir kişinin – İslam Karimov’un – propagandasını yapmaktaydı.

Muhammed Salih sadece bir kez televizyona çıkma şansına kavuşabildi. O da Özbekistan devlet televizyonu karşısında yapılan protesto mitingi sayesinde…

Seçim tarihine 10 gün kala hükümet başkentteki tüm öğrencileri bir tatil uydurarak evlerine gönderdi. Taşkent öğrencileri Salih’in sempatizan kitlesi içinde yer almaktaydı. Buna rağmen Batılı gözlemciler memnuniyetlerini saklamadılar: “Sokaklarda ellerinde Kalaşnikov tüfekleriyle dolaşarak insanları öldürmedikleri için Tanrıya şükür edin.”

Seçimler baskılar altında ve hileli de olsa bir şekilde yapıldı ya. İşte Batının Orta Asya’ya yönelik “ikiyüzlü” politikaları da bu noktada başlamış oldu.

Seçimler 29 Aralık 1991 günü yapıldı. 30 Aralık saat 12.00’da Özbekistan radyosu seçimlerin kesin olmayan sonuçlarını açıkladı. Bu açıklamada Muhammed Salih cumhurbaşkanı adayı olarak toplam oyların %33’ünü aldığı resmen ilan edildi.

Birkaç saat sonra yine aynı radyo “bir yanlışlık olduğunu” söyleyerek, Salih’in aldığı oyların %33 değil, %15 olduğunu açıkladı. Bir sonraki gün ise İslam Karimov’un aldığı oyların %86, Muhammed Salih’in aldığı oyların ise %12,7 olduğu ifade edildi.

İslam Karimov:

“Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası hükümlerine uyacağıma ant içerim. Bir kere daha ant içerim.”

İSTİFA

16 Ocak 1992 tarihinde Taşkent’te öğrenci gösterileri yapıldı.

Öğrenciler büyük şehirlerde muhalefetin ana kitlesini oluşturmaktaydı.

Kendi haklarını talep etmek üzere gösteri yapan öğrencilere Karimov’un adamları tarafından ateş açıldı. Çok insan yaralandı, iki genç öldürüldü. Karimov üç yıllık iktidarı döneminde kendisi için tehdit olarak gördüğü gençlerden öcünü ilk defa kanlı bir biçimde almıştı.

Öğrencileri öldürmekle beraber, kendi politikalarına uyum sağlamayan herkese karşı böylesine davranacağı yönünde etkin bir mesaj vermekteydi.

Öğrencilerin öldürülmesi muhalefeti endişelendirdi; şimdi tüm muhalif grupları bir araya getirerek, provokasyonlara karşı tertip almak gerekirdi.

Bu yönde ilk adımı Muhammed Salih attı. 1992 Martında ERK Partisinin girişimiyle Özbekistan Demokratik Güçlerinin Forumu kuruldu.

Buraya ERK, BİRLİK, DEMOKRATİK REFORMLAR İÇİN, TÜRKİSTAN, TOMRİS, ÖZBEKİSTAN GENÇ BİLİMADAMLARI BİRLİĞİ gibi örgütler katıldı. Forumun ilk toplantısı Muhammed Salih başkanlığında yapıldı.

1992 yazında birkaç kişi Milli Meclis adlandırdıkları eylemi gerçekleştirdi.

Akabinde ERK Partisi sekreteri Atanazar Aripv, Başkanlık Divanı Üyesi Salavat Omurzakov ve Birlik’ten Hazretkul Hudayberdiev tutuklandı.

Muhammed Salih’in – bu eyleme katılmamış olmasına rağmen – Taşkent’i terk etmesi yasaklandı

Fakat Salih evinde beklemedi. Taşkent’i terk ederek Kazakistan’a geçti ve burada bir ev de 2 ay süreyle kalarak Devlet Sırları isimli kitabını tamamladı. İktidara karşı gayet sert bir metindi. Salih bu kitabı 20.000 adet bastırarak, Özbekistan’da dağıtılmasını sağladı.

Cumhurbaşkanı Karimov seçimlerden hemen sonra muhalefeti tamamen bitirmeleri konusunda yakın çevresine talimat verdi.

Bunun iki sebebi vardı.

Birncisi; seçimlerde yapılan her türlü hile ve tezgahlara rağmen muhalefet adayı oyların %12,7’sini almayı başarmıştı. Bu durum, 1.115.000 seçmenin muhalefet adayına oy verdiği anlamına gelmekteydi. ‘Henüz tam olarak örgütlenip oturmamış bir parti baskı altında yapılan seçimlerde bu kadar oy alabildiyse, dürüstçe yapılacak olan bir seçimde ne kadar alabilir?’ düşüncesi hükümetin uykularını kaçırıyordu.

İkinci sebep ise muhalefetin tam olarak birleşebilme ihtimalinden duyulan korkuydu.

Cumhurbaşkanı Karimov 5 Mayıs 1992 tarihinde Muhammed Salih’i makamına davet etti. ERK mensuplarına birkaç bakanlık koltuğu, Salih’in kendisine ise devletin tepesindeki önemli makamlardan birisini teklif etti.

Muhammed Salih:

“Bu makamlar karşılığında Karimov benim Özbekistan Demokratik Güçler Forumunu feshetmemi istedi. Ben Forumu feshetmenin benim elimde olmadığını söyledim. Dedim ki: “Aksine, siz Forum’a gelin ve bizimle beraber halkın mutluluğu için çalışacağınızı açıklayın.” Ve devam ettim: “Biz yapıcı bir muhalefet olalım, siz de yapıcı bir hükümet olun” dedim. Karimov bu önerileri kabul etmedi. “Ben sizinle ilgili iki kararname düzenledim, bu iki önemli makamdan birisini kabul edin ve ben hemen burada kararnameyi imzalayayım” dedi. Bu teklifi kabul etmedim. Bundan sonra elbette ki, her alanda bize karşı Karimov’un saldırıları başlatıldı ve elde etmiş olduğumuz tüm kazanımlarımız bir yıl içinde yerle bir edildi.”

Parlamento Genel Kurulunda Muhammed Salih bu baskıcı politikaları eleştirmek için söz istedi. Fakat onun konuşmasına müsaade edilmedi. Buna tepki olarak Salih milletvekilliğinden istifa etti.

Gülçöhre Nurullaeva:

“Muhammed Salih Özbekistan hükümeti ile çalıştığı süre içinde bu hükümetin iç yüzünü yakinen tanıdı. Bu yüzden milletvekilliğinden istifa etti.

Muhammed Salih:

“Elbette bu radikal bir karardı ana gün günden artmakta olan zulme karşı sert biçimde “dur” demek gerekirdi. Düşündüm ki, eğer şimdi konuşmak için söz vermediyse, bundan sonra da hiçbir zaman vermeyecek. Eğer onlara boyun eğersem, benim de hemen yanı başımda oturan sessiz sedasız uysal komünistlerden hiçbir farkım kalmayacaktı. Ben üçüncü kez mikrofona uzanıp söz istedim, ama bu sefer de mikrofonu kapattılar. Bu noktada parlamento başkanı Yuldaşev: “Yoldaş milletvekilleri, oturuma ara verildi” diyerek bağırdı. Oysa ara verilmesine daha 40 dakika vardı. İslam Karimov perde arkasına yöneldi, adeta kaçıp gitti. Ben kürsüye çıktığımda Genel Kurul başkanlık makamında kimsecikler kalmamıştı, öylesine çabuk kaybolmuşlardı.

Ben şunları söyledim: “Sayın milletvekilleri, görüyorsunuz bugün itibarıyla Özbekistan’da dikta düzeni kurulmuştur. Bunu protesto ederek, milletvekilliğinden istifa ettiğimi açıklıyorum.” Sonra arakaya dönerek, milletvekili kimlik belgesini ve rozetini meclis başkanlığının masasına bıraktım.”

BASKILAR

Böylece Muhammed Salih “tüm milletin katılımıyla hukuk devleti kurmak” özleminin bu komünistlerle gerçekleştirilemeyeceğin anladı. Artık hükümetle diyalogdan ümidini tamamen kesti. O dönemle ilgili Amerikalı gazeteci Scott Malcomson şunları yazdı: “……………. ………”

(Scott Malcomson, “Empire’s edge”, Travel in South-Eastern Europe, Turkey and Central Asia. London and New-York, 1994, pp: 187-191).

ERK Partisi anayasa taslağı üzerinde çalışmakta ve örgüt yapılanmasını geliştirmekteydi. Şartlar çok olumsuzdu. Gazetelerin basıldığı devlete ait Matbuat Evi aniden ERK gazetesinin tirajını yüz binden 12.000’e indirdi.

1992 sonuna gelindiğinde ERK gazetesinin yayını yasaklandı. Zor ve endişeli günler başladı. Bu arada en uyanık olanlar “uslanıp” aklını başına toplamaya başladı. İlk olarak “aklını başına toplayanlardan” birisi de ERK sekreterlerinden Ahmat Azam idi.

Milli Güvenlik Hizmetleri bodrumlarında ise “Milli Meclis” girişimcilerinden Bba Şakirov sorgulanmaktaydı. 1992 Aralık ayında bu konuyla ilgili olarak Muhammed Salih de KGB’ye davet ederek sorguladılar. Onunla beraber ERK gazetesi çalışanlarından Muhammed Bekjan da orada sorgulandı.

“The Sunday Telegraph” gazetesi 10 Ocak 1993 sayısında şunları yazdı: “Muhammed Salih’i çalışma odasında morali bozuk bir halde gördük. Üö haftadan beri telefonları kesikti. ERK Partisi binasını boşaltıp teslim etmesi istenmişti. KGB adını SNB olarak değiştiren idarenin muhalefet liderleri üzerinde yeni baskı yöntemlerini denediği bir dönemdir.”

The Baltimor Sun gazetesi (28.02.1993) ise şöyle yazmaktaydı: “Hükümetin sert önlemleri ılımlı b muhalefetin bile sabrını tüketti. Resmen tescil edilmiş olan muhalefet partisi lideri Muhammed Salih son röportajında “Bizim çekinecek bir şeyimiz kalmadı; tek yolumuz teslim olmamak ve karşı koymaktır. Diyalog dönemi kapanmıştır” dedi. Bu açıklama sonrasında Salih polis tarafından yürütülen birçok soruşturmaya muhatap oldu ve sonunda “seni öldürürüz” diye tehdit edildi.

Böylece hükümet Salih etrafındakı çemberi daraltmaya başladı.

Dilaram İshakova:

“Ben Dilaram İshakova, ERK Partisi basın merkezinde çalışıyorum. ERK Partisinin faaliyetlerinin tamamen durdurulması için hükümet elinden geleni yaptı. Partimizin sekreteri Prof. Dr. Atanazar Aripov da hapse atıldı. Tutuklama belgesinde suçu “darbeyle devleti yıkmak” olarak gösterilmişti. Milli Meclis olayıyla ilgili tüm evrakların irer nüshası Cumhurbaşkanlığı idaresine ve Parlamentoya teslim edilmişti. Aripov’un odasında 22 Aralık günü arama yapıldı. Milli Meclis davasıyla ilgili evraklar bulundu. Eğer bir kişi sırf bu evraklar bulundu diye tutuklanabilirse, Cumhurbaşkanlığı ve Parlamentoda çalışan herkesin tutuklanması gerekir. Çünkü aynı evraklardan birer nüsha onlarda da var.

O günlerde The San Francisco Chronicle gazetesi Muhammed Salih hakkında şunları yazdı:

“Yaşamlarında değişiklik yapılmasını isteyen Özbek halkı inanç özürlüğünden ve serbest girişimden yana olan, 43 yaşındaki pehlivan cüsseli bu kişiye inanıyor. Karimov rejimi ERK Partisi Genel Merkez binasında elektriği kesti, gazeteyi kapattı ve yöneticilerden birkaçını tutukladı. Parti aktivistlerinin gruplar halinde toplanmasını yasaklandı. Salih’e Parlamentoda konuşma fırsatı verilmedi. Gizli servis elemanları onun uluslararası toplantıya katılmasını engelledi. Ocak ayında ise plaka numarası olmayan bir araç kendisini ezmeğe kalkıştı…

Hayatı tehdit altında olan Salih son röportajında şunları söyledi: “Demokrasi hareketimiz büyük ve ciddi adımlar sonrasında durduruldu. Bugün gündemimizdeki tek konu ölüm kalım konusudur. Durum çok ciddi. Şimdi başlıca görevimiz, kendimizi korumak ve hayatta kalmaktır.”

Salih ERK Partisinin rüşvet ve yolsuzlukların üzerine giderek, ekonomi alanında reformlar talep etmesi yüzünden bu duruma düşürüldüğünü gayet iyi bilen Salih: “Bakanlar her gün biraz daha zengin olmakta, halk ise daha da yoksullaşmaktadır” dedi.

The san Francisco Chronicle, 19.02.1993

Muhammed Salih:

“Aziz dostlar, size seslenirken ‘ERK Partisine yardım edin’ demiyorum. Çünkü kendiniz yardıma muhtaçsınız. Şikâyet etmiyorum, çünkü siz de birçok konuda şikâyetçisiniz.

Aksine şikâyet etmeğe son verelim, gözyaşlarını durduralım diye size sesleniyorum. Çünkü kaderimizi kendimiz, sadece kendimiz belirleyebiliriz.

Bize Amerika da, Avrupa da yardım edemez, bizi kurtaramaz. Bizi yine biz kendimiz kurtarabiliriz.

Zulüm ile barışmayın diye size sesleniyorum. Allahtan başka kimseye baş eğmeyin diye rica ediyorum.

Bizi annelerimiz özgür insanlar olarak doğurdu, insan olarak haklarımızı da Anayasa değil Allah Teâlâ verdi.

Milletin kendini bilmesi için her kişinin kendini bilmesi gerekir. İnsanların börtü böcek olmadığını anlamak zamanı yetişti artık. Kendi özgürlüğünü, kendi bağımsızlığını, kendi değerini önemsemeyen bir insan milletin değerini nasıl anlayacak?

Bu aralar istikrar konusu sık sık konuşulmaktadır. Biz de konuşuyoruz.

Ama ben istikrar derken cezaevi istikrarını kastetmiyorum. İstikrar derken bundan mezarlık istikrarını anlamam. İstikrar derken gerçeği söylemekten korkarak, dilini yutan toplumun sessizliğini de kastetmiyorum.

Bana göre istikrar adalet duygusunun kalplerde sağladığı dengedir. Her kişinin, her, toplumun her zümresinin hukuk karşısında eşitliğidir, aralarında sağlayabildikleri uyumdur. Ben istikrardan şunu anlıyorum.”

1993 Nisan başında Muhammed Salih tutuklandı ve İçişleri Bakanlığı bodrum katındaki nezarethaneye atıldı.

Hükümetin amacı, yaşam koşulları gün günden kötüleşen, adeta patlamaya hazır bir bomba durumundaki toplum bir süre Muhammed Salih’ten uzak tutmaktı. Ama hükümet ERK başkanını nezarethanede üç dört gün tutabildi. Dünya kamuoyunun baskıları sonucu Salih’i serbest bırakmak zorunda kaldı.

Bu olaylar sonrasında Memmedali Mahmut başta olmak üzere bir grup arkadaşı kendisini ziyaret ederek, bir süreliğine Taşkent’ten ayrılmasının doğru olacağını söylediler.

Salih onları dinlemedi. Daha sonra bu gelişmeleri şöyle anlattı: “Ben Özbekistan’dan ayrılmak istemedim. Ama sabaha karşı beni yine uyandırdılar. Memmedali Mahmut içtenlikle şunu söyledi: “Hapishanede hiçbir şey yapamazsan, fakat dışarıda bir şeyler yapman mümkün. Tutuklanırsan insanların da morali bozulur, teşkilat ölür. Eğer Çölpan da Fıtrat da zamanında ülkeyi terk etselerdi belki bugün hayatta olurlardı. Senin bu yanlışı tekrarlamaman gerek” dedi. Düşünebiliyor musunuz bu insan kendisi bugün hapiste. Memmedali’nin içtenliği beni yendi. Ben Özbekistan’ı terk ettim.”

BAŞARISIZ İNTİKAM

Muhammed Salih:

“Kazakistan’da iki gün kaldım. Sonra uçakla Bakü’ye geldim. Orada Azerbaycan Cumhurbaşkanı Ebilfez Elçibey’le görüştüm: “Sizin durumunuzda en uygun olanı dışarıda çalışmalar yapmaktır” dedi Elçibey. Ve bu çalışmalar için yardımlarını esirgemeyeceğini söyledi.”

Arif Acaloğlu:

(Türkçe)

Muhammed Salih:

“Bir hafta Elçibey’e misafir oldum, daha sonra Turgut Özal’ın davetiyle Türkiye’ye yola koyuldum. İstanbul’da beni Azerbaycan Başkonsolosu eski şair dostum Abbas Abdullah karşıladı.”

Muhammed Salih memleketi terk ettikten sonra hükümet işe koyuldu.

Fiilen ERK Partisi başkanlığını yapan parti sekreteri Sadıkcan Yigitaliev’i Cumhurbaşkanlığı idaresine davet ettiler. Kendisine: “Parti kurultayını toplayarak Muhammed Salih’i başkanlıktan alırsanız, partinin malvarlıkları iade edilecek ve siz de Cumhurbaşkanlığı idaresinde uygun bir makama oturtulacaksınız” dediler.

Yigitaliev bu düzenbazlığı halka “siyasal parti olarak varlığımızı sürdürmenin yeni yöntemi” diye sunmaya çalıştı. Partinin bazı başka yöneticileri de bunu makul karşıladı. Fakat çoğunluk bu öneriye karşı çıktı.

Buna rağmen parti kurultayının toplanması yönünde karara varıldı.

Muhammed Salih kendisi burada olmasa da onu başkanlıktan almanın kolay olmayacağını Milli Güvenlik Hizmeti mensupları gayet iyi biliyorlardı. Bu yüzden onun itibarıyla oynamaya başladılar.

Zamanında ERK Partisi Meclis Üyesi Sefer Bekcan’a tarihi bir sikke vermiş olan kişiyi bir yerlerden buldular. Onun tanıklığı doğrultusunda Sefer Bekcan tutuklandı.

Sadıkcan Yigitaliev İçişleri Bakanlığı bodrum katındaki nezarethanede Sefer Bekcan’ı ziyaret ederek: “Bu sikkeyi almamı benden Muhammed Salih rica etti” yönünde ifade verin” diye ricada bulundu.

Hatta ona bu önceden yazılmış olan tutanağı bile gösterdi. Eğer tutanağı imzalarsa serbest bırakılacağını vaat etti. Fakat Sefer Bekcan bunu kabul etmedi ve sonunda 3,5 yıl hapisle cezalandırıldı.

Hükümete bağlı basın ise bu arada “Muhammed Salih- sikke hırsızı” başlıklı bir kampanya yürütmekteydi. Bu kampanya bir ay boyunca sürdürüldü. “Hırsız kim” başlıklı son makale – parti kurultayına 3 gün kala – Özbekistan’ın Sesi gazetesinde yayınlandı.

Parti kurultayı 25 Eylül 1993 tarihinde Tekstilciler Sarayı’nda çalışmalarına başladı.

Kurultay’da Muhammed Salih oybirliğiyle yeniden parti başkanlığına seçildi. Bu durum hükümetin kesin yenilgisi demekti.

Artık hükümet ERK mensuplarından acımasızca öç almaya girişti. Kurultaya katılmış olan iki milletvekili – Nasrullah Saidov ile İmam Fayziev – hakkında soruşturma başlatılarak, ikisi de Parlamentodan ihraç edildi.

Kurultaya faal olarak katkıda bulunarak, konuşma da yapmış olan Eleman Şükürov hapse atıldı ve akabinde orada öldürüldü.

SÜRGÜN İÇİNDE SÜRGÜN

Türkiye’de politikacılar ve aydınlar arasında Muhammed Salih’in çok sayıda dostu ve arkadaşı vardı.

Salih Türk topluluklarının birliği doğrultusunda çalışan ünlü politikacı Alparslan Türkeş nezdinde olduğu gibi, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Bülent Ecevit nezdinde de büyük itibar sahibiydi.

Muhammed Salih İstanbul’a yerleştikten sonra ‘Erk’ ve ‘Forum’ isimli gazeteleri yayınlamaya başladı.

Bunun yanı sıra Aydınlığa Doğru kitapçığını yayınladı. Bu kitapta ERK liderinin siyasal görüşleri ve devlet yönetimine ilişkin görüşleri yer almaktaydı.

Muhammed Salih’in bu çalışmalarında Karimov telaşlandı ve Salih’in sınır dışı edilmesi için Türk hükümetine bir yıl boyunca şantaj yaptı. 1994 Mayısında Özbekistan’ın Ankara Büyükelçisi Ubay Abdurazzakov’u Taşkent’e çağırdı. Daha sonra Türkiye’de eğitim gören 2.500 Özbek öğrencinin de ülkeye geri dönmesini istedi. Türkiye Cumhurbaşkanı Demirel bu durumda Muhammed Salih mkamına davet ederek Almanya’ya gitmesini tavsiye etti. Böylece Muhammed Salih Frankfurt yolunu tuttu.

Karimov muhalefet liderlerini ülkeden çıkardıktan sonra Amerika ile ilişkilerini düzeltmeye başladı.

1995 başlarında ABD Ulusal Demokrasi Enstitüsü’nün önerisiyle Özbekistan hükümetiyle muhalefetin bir araya getirildiği bir seminer düzenlendi. Bu toplantıya Frankfurt’tan Muhammed Salih (ERK Partisi) ve İstanbul’dan Abdurahim Pulatov (Birlik Partisi) katıldılar. Karimov hükümeti adına Özbekistan Adalet Bakanı Alişer Merdiev katıldı.

Karimov Amerika’ya Adalet Bakanı dışında başka bir heyet de göndermişti. Bu heyete Cumhurbaşkanının danışmanlarından Murad Muhammed Dost başkanlık etmekteydi.

Heyette Muhammed Salih’in diğer bir eski dostu olan Erkin Azam da yer almaktaydı. Onlar muhalefetle gayrı resmi temaslarda bulundular. Heyet Muhammed Salih’le iki kere buluştu. İkinci buluşma Ord. Prof. Dr. Sagdeev’in Washington yakınlarındaki meşhur villasında, yani kayın pederi Eisenhower’ın eski malikânesinde gerçekleşti. Bu gayrı resmi diplomasi de bir sonuç vermedi.

Bu sonuçsuz temaslar sonrasında Karimov ERK Partisine ‘Türkiye istihbaratının yardımıyla darbe yapmak” suçlamasını yöneltti. Bu darbe iddiasıyla aslında 11 genç adamın üç dört kişilik gruplar halinde ERK gazetesini Özbekistan’a götürmeleri kastedilmekteydi.

Onların ülkeye gazete sokacaklarını, İçişleri Baklanlığı 7. Daire elemanlarından olup ERK Partisine sızmayı başaran Ethem Razikov ihbar etmişti. Razikov’un ihbarı doğrultusunda yakalanan bu 11 genç işkence altında Muhammed Salih aleyhinde ifade verdi.

Türkiye Milliyetçi Hareket Partisi Başkanı Alparslan Türkeş 1996 yılında İslam Karimov’a onu Muhammed Salih’le barıştırmak amacıyla bir mektup gönderdi. Türkeş gayet nazik bir diplomatik üslupla kaleme alınan bu mektubunda bağışlamanın ve barışın büyük ve güçlü şahsiyetlere özgü faziletler olduğunu ifade ederek, İslam Karimov’un da aynen böyle mert ve cesur liderlerden olduğunu ümit ettiğini özellikle vurgulamaktaydı. Türkeş bu mektubun sonunda Muhammed Salih’in Devlet Danışmanı makamına getirilmesini de rica etmekteydi. Ve Karimov’a yazdığı bu mektubun bir nüshasını – sonuna küçük bir ekleme yaparak – Muhammed Salih’e de gönderdi:

“Sayın Muhammed Salih Beyefendi, Özbekistan Cumhurbaşkanına yazdığım şahsıma ait mektubun bir kopyasını Zatıâlinize takdim ediyorum. Okuyup görüşünüzü bildireceğinizi ümit ederim. Özel selam ve saygılarımı ileterek, alnınızdan öperim.

Alparslan Türkeş

Başkan”

Muhammed Salih Alparslan Türkeş’in mektubunun kenarına bu iki cümleyi yazarak, faksla geri iletti: “Sayın Başbuğum, mektubunuzun şu kısmını (“Muhammed Salih’in Devlet Danışmanlığı makamına getirilmesi”) çıkarırsak iyi olur. Ben zalimden hiçbir şey istemem. M. Salih.”

Bu mektuba Özbekistan Cumhurbaşkanı şu cevabı verdi:

“Sayın Bay Alparslan Türkeş,

Bana Özbekistan’ın Türkiye Büyükelçisi aracılığıyla gönderdiğiniz 4 Ağustos 1996 tarihli, derin fikirlerle zengin mektubunuz büyük ilgi ve dikkatle okudum.

Özbekistan’ın bağımsızlık yılları zarfında elde etmiş olduğu kazanımlara verdiğiniz büyük önem beni çok duygulandırdı.

Bağımsızlığımızın beş yılı, bizim seçmiş olduğumuz kendimize özgü ve farklı yolumuzun halkımız tarafından desteklenmesi, Özbekistan’ın uluslararası alanda nüfuzunu pekiştirmek ve toplumumuzu kaynaştırmak yönündeki çizgimizin doğruluğunu bir daha teyit etmiş durumdadır.

Bazı insanlar seçtiğimiz bu yolda mücadele ettiler, bazıları bize inanmadı, bazıları ise yanlış yaptı.

Eğer bu kişiler bugün kendi hata ve yanlışlarını anladılarsa, onların kendi yaşamlarını Özbekistan’ın geleceği uğruna çalışmalara adamalarına kimse engel olmaz.

Bay Muhammed Salih’in durumuna gelince; o da başkaları gibi bu yolu seçebilir ama bunun için önceden bazı koşullar ve anlaşmalar talep etmek doğru olmaz. Her şeyin hiçbir koşul olmadan ve toplum içinde özel bir konum talep etmeden gerçekleşmelidir. Sayın Alparslan Türkeş, her şeyin Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası ve yasalarına uygun olması gerektiğini siz kendiniz çok iyi biliyorsunuz.

Saygılarla,

İslam Karimov

Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı

Taşkent

18 Kasım 1996

İ-1973

1997 sonbaharında Muhammed Salih Frankfurt’tan İstanbul’a geldi.

Özbekistan Büyükelçiliği ‘Karimov’un düşmanının” İstanbul’a gelişini Türk hükümetine şikâyet etti. 1997 Kasımında Özbekistan Cumhurbaşkanının Türkiye ziyareti dolayısıyla Ankara hükümeti Karimov’a jest yaparak Muhammed Salih’i Bulgaristan’a gönderdi. Türk basını Salih’in Türkiye’den gönderilmesine sert tepki gösterdi.

Salih, Sofya’da bir ay kadar yaşadı. Daha sonra gizlice İstanbul’a geldi.

1998 Martında Muhammed Salih yeni sınır dışı edilerek Romanya’ya gönderildi. Fakat orada bir ay bile kalmadı, Nisan başlarında Ukrayna’ya geçerek, Kiev’e geldi. Orada RUH Halk Hareketi lider Veçeslav Çornovil ile bir araya geldi. Ukraynalı muhalefet lideri, Salih’in çalışmalarına destek sözü verdi. Mayıs ayında Salih Moskova’ya geldi.

‘Literaturnaya Gazeta’ ve ‘Lüdi i Vlast’dergileri kendisiyle röportajlar yaptı.

Bu röportajlar yayınlanınca Muhammed Salih’in etrafında Özbek hükümetinin ajanları peydahlandı ve Salih Kiev’e geri dönmek zorunda kaldı. Temmuz ayında Basel Belediye Başkanı’nın daveti üzerine İsveçre’ye geldi. Orada Yolname kitabını tamamladı. Eylül ayında tekrar Türkiye’ye döndü.

1998 Kasımında Bakü’ye giderek Ebülfez Elçibey’le görüştü. Aralık ayında İstanbul’a döndü.

PATLAMALAR

Özbek Milli Güvenlik Hizmeti’nden Enver Salihbaev başkanlığında bir heyet 13 Şubat 1999 tarihinde Ankara’ya geldi. Salihbaev, Özbekistan’a gitmeği tasarlayan radikal grupları gözlemleyebilmek için Türkiye havalimanlarına kendi ajanlarını yerleştirmek konusunda Türkiye hükümetinden izin istedi.

Aynı günlerde Taşkent’te de garip olaylar yaşandı. Çalışmalarını sürdüren tüm muhalefet mensuplarının evleri gözlemlenmeğe başladı.

13-15 Şubat günlerinde Taşkent’te istihbarat Milli Güvenlik Hizmeti mensupları ve özel servis ajanlar ERK Partisi sekreteri Atanazar Arif’in, insan hakları savunucusu Muteber Ahmedova’nın, yazar Memmedali Mahmut’un evleri, ayrıca Muhammed Salih’in kızı Nigar’ın evi, kardeşleri Kamil, Cumanazar, Raşit Bekcanlar’ın Harezm’de yaşadıkları ev sıkı gözlem altında tutuldu.

16 Şubat günü Taşkent merkezinde bombalar patladıktan sonra öncelikle bu gözetim altındaki evlerde yaşayanlar tutuklandı. Patlayışları gerçekleştirenlerden bir tanesi bile yakalanmadan bu eylemleri din fanatikleri ile Muhammed Salih’in gerçekleştirdiği yönünde yayın yapılmaya başladı. Bu işin siyasal arka planı ta baştan anlaşılmıştı.

Muhammed Salih:

“16 Şubat patlamalarının hükümet tarafından düzenlendiği siyasi tutuklu Zayniddin Askarov gibi insanların tanıklığıyla doğrulanmış bir gerçektir.”

Zayniddin Askarov:

“Men Zayniddin Askarov Abdurasuloviç, 1971 doğumluyum. 16 Şubat olaylarında suçlu bulunarak 11 yıl hapisle cezalandırıldım.

Şimdi mahkeme aşamasına gelelim.

Bna verilen söz, Behram Abdullaev başta olmak üzere idam hükmü kesinleşmiş 6 kişinin idam edilmeyecekleri yönündeydi. Bunlar idam edilmeyecek, cumhurbaşkanı tarafından af edileceklerdi. Sonunda ben anlaştı: “Tamam, bu rolü oynarım, Muhammed Salih aleyhine ifade veririm.” Muhammed Salih kendisi söylerdi: “Zalimin eline düştüğünüzde, beni karalayın, gerekirse hakaret edin, zira halk durumun farkında, herkes her şeyi biliyor.” Nasıl olsa Muhammed Salih bana bozulmaz, anlar diye düşündüm ve: “16 Şubatla bağlantısı var, bana 1.600.000 Dolar verdi, Tahir Yuldaşev sponsordu sözcüklerini ağlamaklı halde söyleyerek, bu rolü oynamayı kabul ettim”

Amacım Behram Abdullaev gibi “efsane” hocaları korumaktı, Abduveli Eke’yi hapisten kurtarmaktı, hoca ağabeylerimizin tamamının serbest bırakılmasıydı. İçişleri Bakanı Zakir Almatov beni bizzat çağırarak: “Muhammed Salih aleyhine konuşursan, onların tamamı affedilecek, sana da kolaylık sağlanacak ve mahkeme salonundan tahliye edileceksin” dediği için – Allah şahittir ki kendimi kurtarmak için değil, bu kişileri kurtarmak amacıyla –ben buna mecbur kaldım. Fakat onlar serbest bırakılmadı, idam hükmü çıktı. İdam hükmü çıkarmanın sebebi şu ki, onlar bu sırrı biliyorlardı. Sırrı bildikleri için de onları yok ettiler. Fakat onlar olup biten her şeyi önceden bize anlatmışlardı.

Bu yüzden sizin radyo aracılığıyla Muhammed Salih’ten özür diliyorum ki, o zaman ona iftira ettim, mecburen de olsa iftira ettim.

Özbek halkı karşınızda günah işledim; 16 Şubatla ilgili bazı şeylere kanarak, bu zalim diktatör ve kâfirlerin sözlerine aldanarak, rol oynadım, Müslümanların onuruna leke çaldım. Bunun için tüm Özbek halkından özür dilerim.

Muhammed Salih’in – Allah’a yemin ederek söylüyorum bu lafımı dünya ahrette – teröristlerle, terörle hiçbir bağı, ilgisi yok. Hiçbir şekilde yok. Ben demokrat değilim, o kişiyi övmek ya da kötülemek gibi bir amacım da yok. Dürüstçe söylüyorum, hiçbir ilişkisi yok. Bu bizim siyasal körlüğümüzün, saflığımızın, Zakir Almatov’un vaatlerine güvenmemizin sonucudur sadece.

Bu sözlerden sonra bizi öldürürlerse şehit oluruz, hukuk savunucuları yardım edebilirse yaşarız. Fakat birilerinin bizi koruyup korumamasından bağımsız olarak bu sözlerimizin arkasındayız.”

Muhammed Salih:

“Bu patlamalar Özbekistan Cumhurbaşkanına suikast amacı taşımaktaydı” iddiaları olayın tamamen tezgâh olduğunu en baştan ortaya koymuştu. Başkentin beş farklı noktasında farklı zamanlarda gerçekleşen bu patlamalar sayesinde bir kişinin nasıl öldürülebileceğini kimse açıklayamamıştır.”

16 Şubat patlamaları sonrasında ilk darbe ERK Partisi mensuplarına yöneltildi. İkinci darbe muhalefete olumlu bakan insanları hedef aldı. Gözaltı ve tutuklamalar BDT ülkelerinin tamamını kapsamaya başladı. 15 Mart günü Kiev’de Muhammed Bekcan ile ERK Partisi aktivstlerinden Yusuf Ruzimuradov tutuklandı. Açıklamalara göre 16 Şubat sonrasında Özbek hükümetince yaklaşık 2.000 kişi tutuklandı. Burada bir soru sormak gerekir: “Kendi halkı arasından bu kadar kişinin kendisini öldürmek istediğini düşünen bir cumhurbaşkanının bu duruma düşmüş olması için halkına karşı ne yapmış olması gerekirdi?»

Patlamalardan sonraki ilk günden itibaren hükümet basını, radyo ve televizyonları Muhammed Salih’e karşı bir karalama kampanyası başlattı. O günlerde Rusya’nın önemli yazar, politikacı ve aydınlarının ‘İnsan Hakları ve Özgürlükleri’ dergisinde yayınladıkları bildiride şu ifadelere yer verildi: “Gazete ve dergi sayfalarından, radyo ve televizyonlardan Muhammed Salih’e iftiralar ve asılsız suçlamalar yöneltilmektedir. Bunların tamamı Stalin ve Brejnev dönemi totaliter Sovyet rejiminin karanlık yıllarını, Ander Saharov ile Aleksandr Soljenitsın’a yapılan takibat ve baskıları anımsatmaktadır.” (“Zaşita Prav i Svobod Çeloveka”, No. 4 (11), 21.05.1999)

Muhammed Salih ve Özbek muhalefetini savunan benzer bir bildiri de Azerbaycan Halk Cephesi’nin başını çektiği Azerbaycan muhalefet örgütleri tarafından yayınlandı. Bu bildiriyi Ebülfez Elçibey, İsa Kamber ve diğer ünlü politikacılar imzaladı.

Ukrayna Parlamentosundan 36 milletvekili de bir bildiri yayınlayarak Özbek muhalefetini savundu. Bildiriyi imzalayanlar arasında Kırım Türk liderler Mustafa Cemiloğlu ile Rıfat Çubaroğlu da vardı.

Aynı günlerde BM Mülteciler Komiserliği Muhammed Salih ile ailesine siyasî mülteci statüsü verdi. 1999 Nisan ayında aile fertleri ile beraber Norveç’e yerleşti.

İSTANBUL SKANDALI

Bu olay Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT)’nın İstanbul toplantısı öncesinde yaşandı.

Toplantıya davet edilenler arasında Muhammed Salih de vardı.

Cumhurbaşkanı Karimov bunu duyunca başkanlık sarayında birkaç telefon ve tabağı kırıp döktü. Özbekistan Dışişleri Bakanı Abdulaziz Kamilov cumhurbaşkanını sakinleştirmek için “Muhammed Salih’in toplantıya katılması iki ülke arasındaki ilişkileri yeniden gerebilir” mealinde bir yazıyla Türkiye Dışişlerini bilgilendirdi. Daha sonra “Karimov’un düşmanının böyle önemli bir toplantıya resmen davet edilmesini protesto eden” bir yazı da AGİT ofisine iletildi.

Cumhuriyyet gazetesi bu siyasî macerayı 11 Kasım 1999 tarihli sayısında yer alan ‘AGİT Toplantısında Skandal’ başlıklı yazıda okurlarına şöyle aktardı:

“Salih’in AGİT toplantısında davet edildiği haberini alan Özbekistan yönetimi, ERK liderinin katılımının engellenmesi yönünde AGİT ile Türkiye’ye baskı yaptı. Sonunda AGİT yönetimi Salih’e gönderilen davetiyeyi Türkiye isteği üzerine geri çekmeğe karar verdi.” (Cumhuriyet, 11.11.1999)

Radikal gazetesi ise olayla ilgili şunları yazdı:

“Özbekistan Cumhurbaşkanı İslam Karimov’un antidemokratik tavrı İstanbul’da düzenlenen AGİT Toplantısına gölge düşürdü. Karimov toplantıya katılmayacağı konusunda Türkiye’yi tehdit ederek, rakibi Muhammed Salih’in İstanbul’a gelişini engellemeğe kalkıştı. Salih’in toplantı döneminde kalacağı otelde yer bile ayrılmıştı. Karimov’dan gelen tehdit sonrasında Türkiye Dışişleri Bakanlığı Norveç’le bağlantı kurarak, Salih’in toplantıya katılmak amacıyla gelmesi durumunda kendisini geri göndermek zorunda kalacaklarını iletti.”

Muhammed Salih’in gelişi böylece engellendikten sonra Karimov İstanbul’a geldi. Ama yine de toplantının sona ermesini beklemedi, Başbakan Ecevit’e sinirlenerek Taşkent’e geri döndü.

Karimov İstanbul kırgınlığını yatıştırmak için Yüksek Mahkeme başkanını huzura çağırdı ve Muhammed Salih’i yargılama emrini verdi. 30 Ekim 2000 tarihinde Özbekistan Yüksek Mahkemesi Muhammed Salih’i 15,5 yıl hapis cezasına çarptırdı. Herhalde bu bile az gelmiş olacak ki, Karimov artık Muhammed Salih’i fiziki olarak yok etmeğe karar verdi.

SUİKASTÇI CUMHURBAŞKANI

Bu konuyla ilgili olarak Rusya TV-Tsentr kanalının ‘Bizim Versiyon: Çok Gizli’ programında yer verilen görüntüleri dikkatinize sunuyoruz.

Mihail Markelov:

“Ben Mihail Markelov. ‘Bizim Versiyon: Çok Gizli’ programının 3. Sayısı ekranlarınızda.

Bugün sizlere anlatmak istediğimiz olaylar ilk bakışta inandırıcı görünmeyebilir. Ama önceden söylemeliyim ki, anlatılan tüm olaylar ve görüntülerde yer alan kişiler gerçektir.

Bugün size Özbekistan’da muhalefete karşı uygulanan mücadele yöntemlerini anlatacağız.

Halen Moskova’da çalışan ve Çeçen ortaklarıyla pamuk işi yapan Özbek işadamı, İçişleri Bakanlığı eski mensubu Bahram Muminahunov Taşkent’e gitti. Davet sahibi eski meslektaşları onunla önce Milli Güvenlik Örgütünde daha sonra ise İnterpol’de görüşmeler yaptılar.

Bu Çeçen gençler de Muhammed Salih’i tanırlardı. Özbekistan Milli Güvenlik Servisi mensupları Taşkent’te bir Çeçen grupla buluşma organize etmesini hikâyemizin kahramanı Bahram Muminahunov’dan rica ettiler. O Özbek istihbarat ve İnterpol mensuplarının bu ricasını yerine getirdi.

— Özbekistan’a getirdiğiniz bu insanlar kimdi?

— Onlar Çeçenlerdi, anlaşılan Salih’le ilişkileri vardı. Sonunda havalanında bana şunu söylediler: “Biliyor musun, bize Salih’i ortadan kaldırmayı önerdiler. Bunun için para verecekler.”

(Bu amaçla Özbekisan’daki suç örgütü liderlerinden 2 milyon ABD Doları toplandı. Bu meblağın yarısı Çeçenlere ödendi, yarısı ise Taşkent’teki İnterpol yöneticisi Mahmut Haitov’a ve İçişleri Bakanlığı Terörle Mücadele Daire Başkanı albay Batır Tursunov arasında paylaşılacaktı).

Bahram Muminahunov:

“Onlar gittikten sonra hem MGS hem de İçişleri Bakanlığı örgütlerinden tepe yöneticiler benimle görüşerek şunları söylediler: “Sen anlarsın, bazı sorunlar var; Özbekistan’daki tüm bu patlamaları o düzenledi, Özbekistan için bir numaralı teröristtir. Bir Özbekistan vatandaşı olarak bu işle ilgilenmeni öneriyoruz…”

— Neyle ilgilenmek?

— Temizlemek işiyle…

— Yani, kusura bakmayın, size Çeçenler ile Salih’in öldürülmesini isteyen kişiler arasında aracılık mı yapmak önerildi?

— Siz Özbekistan Cumhurbaşkanının bu konuyla doğrudan bağlantılı olduğunu veya bu konuda bir emir vermiş olabileceğini düşünüyor musunuz?

— Elbette, çünkü bu konuda ne İçişleri Bakanı, ne de MGS başkanı bir karar verebilir. Bu konuda inisiyatif kullanamazlar. Ve benimle yaptıkları görüşmelerde bunu saklamadılar; bunun bir numara tarafından verilen bir görev olduğunu, mutlaka yapılması gerektiğini, zamanında yapılması gerektiğini saklamadılar.

Çeçen grubun başı Hasan Çergizov suikast önerisi aldıklarını Salih’e bildirdi. Salih ona: “Oyunu sürdürün” dedi. Salih böylece rejimin bir cinayetini açığa çıkarmayı tasarladı.

Sefer Bekcan:

“Bu adam, yani suikastçı adam buraya İsviçre’ye geldi. Ben onu karşıladım. Tüm ayrıntıları öğrendi ve bundan sonra telefonla ve yüz yüze yapılacak olan tüm görüşmeleri, keza Özbekistan İçişleri Bakanlığında, MGS’de ve başka kişilerle yapılmış tüm pazarlıkları kaydedip belgeleyerek bize iletmesini istedik ve öyle de oldu.

Mihail Markelov:

Böylece sipariş kabul edildi.

“Özbekistan İnterpol’ünün siyasal cinayetleri koordine ettiği hiç aklıma gelmezdi. İnanılmaz ama gerçek. Şimdi Bahram Muminahunov ile Özbekistan İnterpol başkanı Mahmut Haitov arasında yapılmış olan iki telefon görüşmesini dinleyeceksiniz. Bunların ilkinde para – sipariş karşılığı ödenecek ücret – konuşuluyor. Diğerinde ise İnterpol Başkanı Haitov “Belge”den bahsediyor. “Belge” tabiriyle muhalefet lideri Muhammed Salih’in cesedi kastedilmektedir.”

Bahram Muminahunov:

“Onlar para konusunu merak ediyorlar. Yaklaşık üç yüz elli civarında diyorlar…”

Mahmut Haitov:

“Evet…”

Bahram Muminahunov:

“Nakit olması gerekecek… Alo…”

Mahmut Haitov:

“Moskova’da, öyle mi?”

Bahram Muminahunov:

“Evet, Moskova’da… geriye kalanı hesaba yatırılacak…”

Mahmut Haitov:

“Tamam, sorun yok, sen onları rahatlat; ben şimdi şefe gidiyorum, saat 5’te… Orada ona… Artık tamam mı, buldunuz değil mi? Demek ki… Peki, beş yüz bin nakit…

Bahram Muminahunov:

“Nakit beş yüz bin mi?”

Mahmut Haitov:

“Evet, bizim için prensip olarak fark etmez…”

Bahram Muminahunov:

“Tamam, analdım.”

Mahmut Haitov:

«Belge bulundu mu?”

Bahram Muminahunov:

“Evet.”

Mahmut Haitov:

“İyi, önemli olan bulunmuş olması.”

Ben ‘belge’ derken adamı kastediyorum, anlıyorsun değimli?”

Bahram Muminahunov:

“Anlıyorum, evet.”

Mahmut Haitov:

“Ben bize herhangi bir belge ulaştırılması gerektiğini kastetmiyorum… mahalline gidiyorlar… buluyorlar… yetkili kurumlar ilgilenir, ilgilenir… evet.”

Bahram Muminahunov:

“Öyle.”

Mahmut Haitov:

“Yetkili… Kimlik tespiti yapılır… örneğin orada polis, bizim burada milis…”

Bahram Muminahunov:

“Öyle.”

Mahmut Haitov:

“Teşhis ediliyor… o… yani belge hep bir tarafta bekletilmeyecek ya, değil mi? Onu teslim edecekler… Sahiplerine teslim edecekler… Ki sahipleri onu… kasaya gömsünler…”

Mihail Markelov:

“Karimov’un resmi ziyareti öncesinde Moskova’ya gelmiş olan Özbekistan Milli Güvenlik Servisi ve İnterpol mensuplarının geliş tarihleri, ad ve soyadları tarafımızca birebir bilinmektedir. Bu ajanlar Radisson-Slavyanskaya Oteline yerleştiler. Burada istemeden aracı konumuna düşürülen Bahram Muminahunov’la buluştular ve Çeçenlere iletilecek olan para konusunu görüştüler. Alışveriş gerçekleşmedi, zira Muminahunov’un elinde Salih’in öldürülmesine ilişkin kanıtlar yoktu. Gerçi bu arada Özbek İnterpol yöneticileri muhalefet liderinin öldürüldüğü bilgisini artık yukarıya – cumhurbaşkanı Karimov’a – iletmişlerdi. Elemanlar birazcık acele etmişlerdi.”

Mihail Markelov: “Söz konusu olan şu ki, Özbek özel servisleri bir siyasal cinayetin planlanmasına katılmışlardı. Karimov’un çevresindekilerin makbul görmedikleri kişilerin ortadan kaldırılması işine bulaşmaları ilk kez değildi. Birkaç yıl önce Belorus Cumhurbaşkanı Lukaşenko çok anlamlı bir olayı anlatmıştı. Bu ses kaydı tam 4 yıl bizim arşivde bekletildi. Biz böyle bir şeyin gerçekten de yaşanmış olabileceğinden kuşku duymuştuk. Şimdi artık kuşkulara yer kalmadı.

Aleksandr Lukaşenko:

“Karimov oralarda çalışan bir gazetecinin kendisini eleştirdiğini anlatmıştı; şimdi anımsamıyorum oranın yerlisi mi yoksa Moskovalı mı, herhalde Moskovalıydı… İşte o gazeteci bir şeyler yazmış, saldırmış… Bana dedi ki: “Biz onu Moskova’da ele geçirdik ve Taşkent’te uyuttuk… Korkunç…”

Karimov’un Lukaşenko’ya itiraf ettiği cinayetin kurbanı gazeteci Sergey Grebenyuk 1996 yılında Özbek ajanlar tarafından Moskova’da kaçırılmış ve Taşkent’te öldürülmüştü.

PRAG SINAVI

Muhammed Salih 28 Kasım 2001 yılında Liberty radyosunun davetlisi olarak Amsterdam’dan Prag’a geldi. Prag havaalanında Özbekistan’dan gelen talep üzerine tutuklandı. Salih’i bir zamanlar Julius Fuçik’in ve Cek Cumhurbaşkanı Vazlav Havel’in de yatmış oldukları Pankras cezaevine kapattılar.

Bu haberi AP Ajansı şöyle geçti:

“Liberty radyosunun davetlisi olarak Prag’a gelen Özbek muhalefet lideri İnterpol’ün talebi üzerine tutuklandı.”

Dünya kamuoyunun itirazlarına rağmen Prag şehir mahkemesi 30 Kasım günü, Muhammed Salih’in Özbekistan’a iadesi ihtimalini de dikkate alarak, 40 gün hapiste tutulmasına karar verdi. 1 Aralık 2001 tarihinde New York Times gazetesi şunu yazdı: “İnsan Hakları Örgütü Avrupa ve Orta Asya Direktörü Elisabeth Andersen, Salih’in hayatının tehdit altında olduğunu açıkladı: “Özbekistan’a iade edilirse öldürülebilir” dedi.

Bu arada Norveç yönetimi Salih’in durumu konusunda ciddi olarak endişelendi ve Özbek muhalifin kurtarılması için Dışişleri Bakanı düzeyinde diplomatik süreç başlatıldı.

Norveç Aften Posten gazetesi 3 Aralık 2001 günü şunları yazdı: “Muhammed Salih’in eşi Aydın Salih ve oğlu Timur Salih Oslo’da oturuyor. Onlar aile reisinin hayatından endişe duymaktalar. Aydın Hanım fotoğrafını çekmemizi istemedi. Bu aile 1993 yılında Özbekistan’ı terk etmiş ve bugüne kadar sürekli tehdit altında yaşamıştır. Timur’un anlattıklarına göre, amcaları – babasının üç kardeşi – halen Özbekistan cezaevlerinde rehin olarak tutulmaktadır.”

Norveç Büyükelçisi Lasse Saym, tutukluluğun beşinci günü Salih’le görüştü. Elçi Norveç hükümetinin işi mahkemeye bırakmadan Salih’i cezaevinden çıkarmak için gayret gösterdiğini anlattı. Zira “iade ihtimali hâlâ yüksektir” dedi Büyükelçi. Fakat Salih mahkemeye kadar cezaevinden çıkmak istemediğini söyledi. Büyükelçi durumun sağlıklı olmadığına Salih’i inandırmaya çalıştı ama Salih Özbekistan hükümetinin suçlamalarının temelsiz olduğunu kanıtlayabilmek için mahkemeye çıkmanın tek çare olduğunu ve imkânı kaçırmayacağını vurguladı: “Ben bu hücrede ne kadar gerekirse o kadar oturup bekleyeceğim. Özbek hükümeti benim hakkımdaki kanıtları ortaya koysun, mahkeme de ona göre karar versin” dedi.

Çek hükümeti üzerindeki dünya kamuoyu baskısı her geçen gün bir az daha artmaya başladı. Çek Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Vazlav Havel Liberty radyosuna konuşarak, durum değerlendirmesi yaptı: “Salih’in totaliter bir hükümdara armağan edilmeyeceğine inanıyorum. Bu olaydan son derece üzgünüm. Bu olay ülkemizin nüfuzuna gölge düşürdü.” (07.12.2001, RFE/RL, Jolyon Naegle).

Fakat Salih’in serbest bırakılması yönünde henüz bir gelişme yoktu. New York Times gazetesi muhabiri Peter Grin, Pankras cezaevinde Salih ile görüşmesini şöyle anlattı: “Pankras cezaevindeki beyaz boyalı görüşme odasında, bir halkın ünlü şairi mahpus giysileri içinde oturmaktaydı. Arkasındaki pencereden ise bir parça bulutlu gökyüzü görülebilirdi. Onun suçu Özbekistan’da komünist rejime karşı durmaktan ibarettir. Kaderi ise bir zamanlar Çek Cumhurbaşkanı Vazlav Havel’in de yattığı bu cezaevinde yatmaktır.” (New York Times, 09.12.2001)

Nihayet 10 Aralık günü İçişleri Bakanı Stanislav Gross ile konuştuğunu ve Salih’in birkaç g ün içinde serbest bırakılacağını basın mensuplarına açıkladı.

11 Aralık tarihinde Reuter ajansı şu haberi verdi: Çek mahkemesi Özbekistan muhalefet partisi liderini cezaevinden tahliye etti ve o iade konusunun görüleceği mahkeme duruşmasını beklemektedir.” (Reuter, 11.12.2001)

Muhammed Salih cezaevinden çıkınca Liberty ve Free Europe radyolarının salonunda basın toplantısı düzenledi. Salih, mahkemenin iade konusunda vereceği kararın demokrasi için kendi hayatının ötesinde bir önem taşıdığını söyledi: “Başkan Bush terörün kökünün kazınmasını istedi. Biz ona bu köklerin nerede olduğunu gösteriyoruz. Bu kökler – dikta rejimindedir.”

Cumhurbaşkanı Havel 12 Aralık günü Prag Kasrında Muhammed Salih’le bir araya geleceğini açıkladı. Salih ile görüşmesinde Özbekistan’daki durum ve Salih’in planlarıyla ilgilendi. Salih ise cezaevinde yazdığı bir denemeyi Cumhurbaşkanına hediye etti. Buluşma sonrasında Salih basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

14 Aralık günü Salih’in iade davasının görüldüğü duruşmada Prag Şehir Mahkemesi, Özbek tarafın sunduğu tüm belgelerin siyasî nitelikli olduğu kararına vardı ve Salih’in suçsuz olduğunu açıkladı.

Los Angeles Times gazetesi muhabiri David Holly 15 Aralık 2001 tarihinde şunları yazdı: “Muhammed Salih mahkeme salonundan ayrılırken: “Adalet kazandı” dedi ve ekledi: “Özbekistan’da binlerce insan fikirleri ve siyasal görüşleri yüzünden izlenmekte ve işkence edilmektedir.”

Çarşamba günü, Cumhurbaşkanı Havel’in davetine icabet etti. Buluşma sonrasında Havel: “Salih hükümet tarafından uydurma belgelerle suçlanan bir insan, aslında kendileri gerçek bir demokrat ve insan hakları savunucusudur” dedi.

Muhammed Salih siyasetten geriye kalan zamanlarında din literatürüyle ilgileniyor. Son yıllarda önemli bir çalışmaya imza atarak 4 ciltlik Peygamberler Tarihi’ni Özbekçe yayınladı. Muhammed Salih Özbek gençlerin türlü akımlarca bozulmamış, gerçek kaynaklara dayanarak yetiştirilmesinden yanadır. Özbekistan’daki dindarların durumunu feci olarak nitelendirmektedir.

Muhammed Salih:

“Peygamberimiz aleyhisselam şöyle demiş: “Bir gün gelecek siz dininizi –aynen avucunuzda yanan bir koru yen içine sakladığınız gibi – saklamak zorunda kalacaksınız. Bugün Özbek Müslümanlar bu durumda yaşamaktadırlar, yani imanları büyük bir sınavdan geçmektedir.”

Her türlü zorluk, baskı ve takiplere rağmen ERK partisi günümüzde de belirgin bir ideolojiye sahip tek siyasal örgüttür. Parti sıralarında aydınların yanı sıra, işçiler, köylüler, dindarlar da yer almaktadır. Bu özellik ERK başkanının kişiliğinin bir yansımasıdır. Muhammed Salih hem aydın, hem imanlı, hem de köy yaşamını bilen muhafazakâr bir insandır. Bugün ERK Partisi hükümet olsaydı Özbekistan’da türlü radikal dinci gruplar oluşmazdı; oluşmayacağı gibi yasal çerçeve içinde toplumsal ve siyasal yapıya uyum sağlayarak, toplumla kaynaşırlardı. Ve Özbekistan’da günümüzdeki gibi silah gücüne dayanan bir istikrar değil, milli mutabakata dayalı gerçek bir istikrar yerleşmiş olurdu.

Gülçöhre Nurullaeva:

“Özbek halkını mutlu görmek, Özbek halkını bir an önce zulümden kurtulduğunu görmek Muhammed Salih’in yegâne isteğidir. Bunun için var gücüyle çalışmaktadır. Muhammed Salih gibi evlatlarının varlığı Özbek halkı için bir ir şans, iftihar vesilesidir.”

Timur Kocaoğlu:

“Çölpan bir şiirinde:

Ağlama, yurdum, eğer bugününde yoksa bahar,

Gelecek günlerde yıldızın parlar” demiş. Muhammed Salih böyle yıldızlardandır.

Muhammed Salih bu sınav yıllarında hem vatanda, hem gurbette hangi kürsüden konuşursa konuşsun, kiminle görüşürse görüşsün, hep halkının dertlerini anlattı. Muhacirliğin en endişeli, en zor günlerinde bile yılmadı, şikayet etmedi, bunların hepsi Allahın takdiri diye şükretti.

Bugün ailesi ile beraber yaşamları da Esirgeyen ve Bağışlayan Allaha şükürler içinde geçmektedir.

Muhammed Salih ömrünü Türkistan’a adamış bir siyaset ve edebiyat adamıdır.

GARIP AĞAÇ

Şairler gibi ben dunyayı gezip Yazalamadimki şiir ve türküler Çünkü atayurttan çıktığım sezip Terk ederler beni hece, rükünler.

Zahir olması  için gozlerimde yaş Zahir olmasi için yürekte ilham Bana çok çok lazim aci bir güneş Keskin kara ıklım lazimdir bana.

Bana guzel deniz sahillerinden Yeşil ormanlardan söz etme dostum Ben yalniz Türkistan topraklarinda Yaşayabilen bir garip ağacım.

2009