Sert Bozkır İkliminin Türk Karakterine Etkileri

Uçsuz bucaksız bozkırlardaki yaşantının temelini, hayvancılık ekonomisine yönelik “göçebe hayat tarzı” teşkil eder. Bozkırdaki acımasız tabiat şartları, bozkır insanını uzun bir tarihi süreç içinde devamlı bir mücadeleye yöneltmiştir. Kendilerine özgü örf ve adetler, sanat eserlerinde görülen doğaya yönelik gerçekçiliğin yan sıra ince bir romantizm, at sırtında, arabalarda geçen hareketli bir yaşamın verdiği sonsuz tecrübe; giyim, kuşam, silah ve teçhizatlar gibi öğeler bu insanların farklı karakter ve yapılarını açık bir şekilde vurgulamakta ve öne çıkarmaktadır.

Bozkır insanının asıl geçim kaynağı sahip olduğu hayvan sürülerinden ibarettir. Bazı boyların ise toprağa bağlanarak ziraat yaptıkları bilinmektedir. Orta Asya’nın ikliminde istikrar yoktu. Buradaki hayat, arka arkaya gelen şiddetli soğukların ve tipinin, sel ve çekirge baskınlarının, otlak ve suları yok eden aşırı sıcaklıkların ve kuraklığın daima tehdidi ve tehlikesi altındaydı.

Bozkır insanı hayatta kalabilmek için olağanüstü bir mücadele vermek zorundaydı.  Orta Asya’da gözlerini dünyaya açan her Türk, kendisini acımasız bir tabiatın ve iklimin kucağında ve pençesinde buluyordu. Onun hayatta kalabilmesi ve varlığını devam ettirebilmesi için, içinde bulunduğu tabiatın ve iklimin gerektirdiği karakteri alması ve ona uygun hayat tarzını gerçekleştirmesi gerekiyordu. Bu da tabiat ve iklim ile devamlı bir mücadeleyi zorunlu kılıyordu. İşte Türkler, Orta Asya’nın son derece elverişsiz olan tabiat ve iklim şartlarına karşı devamlı bir mücadelenin içine girmişlerdir. Bu mücadele iki yönlü olmuştur:

a) Tabiata hakim olmak için mücadele,
b)Yaşamak için mücadele.

Eski Türkler yukarıda belirtildiği gibi yaşamlarını sürdürmek için tabiatın kurallarını kendilerine rehber edinmişlerdi. Yaz aylarında yaylaklara kış aylarında ise kışlık yerlere gitmeleri onların Avrasya bozkırlarındaki yaşam biçimleri hakkında bizlere bilgi vermektedir. Türk toplulukları için yeni ekonomik sahalar aramak bir zaruret halini alıyordu. Böylece göçler başlıyordu.

Nüfus Artışı ve Otlak Yetersizliği

Ana yurdun toprakları, hızla çoğalan Türklerin geçimi için yetersiz kalıyordu. Aynı şekilde otlaklar da sayısı gittikçe artan sürülere yetmiyordu. Öte yandan, Orta Asya’nın bozkır sahalarında büyük insan kütlelerini besleyebilecek tarım sahaları hemen hemen hiç yoktu. Otlak yüzünden boylar arasında sık sık silahlı çatışmalar meydana geliyordu. Bu sonu gelmez çatışmalarda ve itişip kakışmalarda mücadeleyi kaybeden boy veya topluluğun kendisine yeni bir yurt ve otlak araması gerekiyordu.

Anlaşmazlığa düşerek yaşadığı bölgeyi terk eden topluluklar başka yerlerde kendilerine yeni yurt bularak başka birliktelikler oluştururlardı. Bozkırlardaki bu yaşam mücadelesi İskitlerden başlayarak süregelmiştir. İskitler çiftçi ve göçebe olmak üzere ikiye ayrılırlardı; Çiftçiler daha uygardılar. Göçebeler ise arabalarda yaşarlardı. Elverişli buldukları yerlerde uzun süre kalırlardı sonra da kendilerine yeni yurtlar ararlardı. İklim ve mevsime göre İskitlerin yurtlarını değiştirdikleri anlaşılmıştır. Arabaları iki, üç veya daha fazla öküz ile çekilirdi. Göç zamanında kadınlar araba içinde erkekler at üstünde arabaların yanında giderlerdi. Asya’nın kuraklığı yüzünden durmadan göç ederler, ancak elverişli bir yer bulduktan sonra yerleşirler ve ilkel köy toplulukları oluştururlardı. Eski Türklerde olduğu gibi İskitlerde de en geçerli hayvan at idi.

Engin Güler, Bozkır Kavimlerinde Liderlik Anlayışı (Liderin Yetiştiği Çevre)