Şehzade Mustafa’nın İdamı – Prof. İlber ORTAYLI

Şehzade Mustafa olayını dün de bugün de Türkiye halkı büyük hassasiyetle hatırlar. Benim gençliğimde imparatorluğun çöküşü bu idama bağlanırdı.

Önce 1540’lar ve 50’ler dünyası üzerine bir muhasebe yapalım: İspanya keşiflerini adeta tamamlamış Habsburg Hanedanı’nın elinde. Genç yaşta tahta oturan V. Karl, Flamanca biliyordu, Avusturya Grandükü Maximilian’ın torunuydu. Babası Güzel Philippe ise Avusturya’yı üzerine aldığı gibi İspanya kral ve kraliçesinin kızları Deli Juana ile evlendiği için İspanya varidatına da sahip oldu. Karl yeminle İspanya kralı oldu. Bir müddet sonra da Alman imparatoru tacını giydi. İmparatorun iki rakibi vardı. Birincisi Fransa krallığıydı. Bourbonlar İspanya için hayati bir sorun değildi. Gene tepedeki Tudorlar İngiltere’si ve VIII. Henry de Avrupa devletler sistemi ve diplomasisinin kendi rekabet ağı ve çekişmeleri içinde İmparator V. Karl’ı ve İspanya’sını ürkütecek değildi.

Güney Amerika’dan yağan altın ve gümüşün İspanya’nın kıt üretimiyle karşılaşmasından doğacak enflasyon henüz İspanya için bir sorun değil gibiydi. Sorun daha çok doğudaki Türklerdi. Macar krallığını ortadan kaldıran, 1529’da Viyana’yı kuşatan ve Habsburgların Avusturya tarafıyla mücadele ettikleri bir yana Cezayir ve Tunus denizciliğini ele geçirdikten sonra İspanya tarafıyla da mücadeleye başlayan Muhteşem Süleyman. Osmanlı tarihinde her zaman şehzadelerin partizanları olurdu Muhteşem Süleyman’ın ülkesinde iç sorunlar her yerde olduğu kadar çoktu. Dünya devletinin getirdiği ihtişam ve zenginlikten nasibini alan zümreler, kasabalar, Rumeli’nin canlanan ticaretinden büyüyen Drina, Vşigrad, Filibe gibi şehirler; Bosna gibi, Arnavutluk İşkodrası ve Berat gibi sancaklar; Şam’la Halep’e bağlanıp zenginleşen Yukarı Mezopotamya kasabaları gibi yerler yanında gayrımemnun Orta Anadolu kasabaları, birtakım köylüler ve dirliklerinde işine bakan sipahiler yanında, tımarını kaybedenler veya alamayanlar çok değil yakın bir gelecekte Anadolu’nun içini de kaynatacaklardı. İran ise çözümlenmeyen, devamlı barışın sağlanamadığı bir memleketti. Sultan Süleyman Han’ın Bağdat’ı onların elinden almasından sonra bu sefer de gene Nahçıvan seferini yapmak gerekmişti. Bu sefer için serdar olarak görevlendirilen Veziriazam Rüstem Paşa orduda huzursuzluğun arttığını, hünkarın ihtiyarladığından bahseden müfsidlerin çoğaldığını ileri sürdü. Huzursuzluk çıkaranların sözü bu kadar da değildi. Şehzade Mustafa’nın tahta çıkması da konuşuluyordu.

Bazıları Mustafa Han demeye başlamıştı. Kapıkulu ocaklarının ve özellikle bunların içinde yeniçerilerin bir şehzadenin etrafında toplanıp hünkarı devirmesi ilk defa olmuyordu. Babası Yavuz Selim Han, dedesi II. Bayezid’i tahtından böyle etmişti. Bu Sultan Süleyman Han’ın kendi çocukluğundaki anısıydı. Nitekim Yavuz Selim Han’la kardeşi şehzadeler Ahmet ve Korkut arasında bir esaslı çatışma silsilesi daha doğmuştu. Şartlar bugünün insanının yufka yüreklilikle değerlendireceği gibi değildi. Devletlüler arasında her zaman şehzade takımının kendi partizanları olurdu. Şehzadeler Bayezid ve Cem Sultan arasındaki taraftar kavgası bir kıyamet örneğidir. Koskoca Fatih Sultan Mehmed Han’ın cenazesi dahi neredeyse bir hafta açıkta bekledi. Sultan Süleyman Han’ın önündeki örnekler çok feciydi. Veziriazam Rüstem’in ve Hürrem’in entrikası ne kadar etkili belli değil, Kanuni’nin taht adayı gözde Şehzadesi Mehmed’di. 1543’te Macaristan seferinden şan-ı şeref ve satvetle dönerken de ölüm haberi ulaşmış, dünyası yıkılmıştı. Kendi camii için ayrılan yere onun adını taşıyacak camii ve türbeyi ısmarladı.

Mimar Sinan’ın elinden bir dünya şaheseri, Şehzade Mehmed Camii ortaya çıktı. Tereddüt edilmedi, Şehzade Mustafa’nın oğlu da katledildi Şehzade Mustafa katledildiğinde yani 1553 yılında 38 yaşındaydı. Taht için sabırsızlandığı açıktı ama onun iç dünyasının ne olduğundan çok etraftaki söylentiler ve gruplaşmalar mühimdi. Osmanlı tarihinde ilk defa ulema, ümera ve asker bir kişinin ismi etrafında ittifak yapmıştır. Ne var ki ittifakın karşısında olan gruplar da vardı. Dünya imparatorluğu garptaki ve şarktaki düşmanlarının ortasında böyle bir çatışmaya niçin girmeliydi ki? Vekayinameler olayı hüzünle tasvir eder. Hakikaten kanı akıtılması caiz olmadığı için Şehzade’yi boğmakla görevli dinsizlerin yanında bu idama katılan Zal Mahmud Paşa’dan da söz ederler. Zal Mahmud Paşa padişahın hep koruduğu, güçlü ve damat olan bir devletlüdür. Eyüp’te en göze batan camii onun adını taşır ve Mimar Sinan eseridir. Hüzünlü olaydan sonra Şehzade’nin ölüsü çadırın önünde açıkta teşhir edildi. Ordunun isyanı böylesine yatıştırılmak ve gözdağı verilmek istendi.

Naaşı Bursa’ya Sultan Murad Türbesi’ne nakledildi. “Ulu Şehzademiz Mustafa Hanımız gittiyse oğlu gelsin” diyenler oldu. Tereddüt edilmedi, o da katledildi. Talihsiz haseki Mahidevran da Bursa’ya yerleşti. Hüzünlü, matemli uzun bir hayat yaşadı. Aynanın bu tarafından bakarsak başka bir Sultan Süleyman Han, öbür tarafından bakarsak daha başka bir Sultan Süleyman Han var. Benzer olay bir müddet sonra Şehzade Bayezid’in etrafında yaşandı. İmparatorluğun düşmanları çoktu ve içteki dengeleri de çok hassastı. Şehzade Mustafa olayını dün de bugün de Türkiye halkı büyük hassasiyetle hatırlar. Benim gençliğimde tarih meraklılarının sohbetlerinde hatta yazdıklarında imparatorluğun çöküşü bu idama bağlanırdı. Sonra iktisat tarihçileri enflasyon teorisini, bazıları da rüşvet kurumunu ortaya çıkardılar. Sorunlar da karmaşık, Şehzade Mustafa’nın encamını değerlendirmek de sandığımızdan daha zor.

“Muhteşem Yüzyıl” dizisinin bu sahnesinin çok etkili olduğunu belirtmekle yetinelim. Son günlerde Bursa’da Şehzade Mustafa’nın defnedildiği Sultan Murat türbesini ziyaret edenler binleri buldu. Zaten Türkiye halkının unutamadığı idamın (siyaseten katlin) kamu vicdanını devamlı meşgul ettiği açıktır.