Hümanizm insanı sevmek ve ona değer vermek demekse, insanlık, bu idealin yeryüzünde gerçekleşip gerçekleşmediğini öğrenmek ve bunun müşahhas delillerini görmek istiyorsa, Eski Yunan’a değil. Hindistan’a değil, bize bizim kültür ve medeniyetimize koşmalıdır. Yüce kitabımız Kurman-ı Kerim’in aydınlığında yoğrulan Türk-İslam medeniyetinin insanları zübdet-ül âlem (kâinatın özü), “ Allah’ın yeryüzündeki halifesi” eşref-i mahlûkat (en şerefli yaratık) ve Ahsen-i takvim ( en güzel biçimde yaratılmış) olarak ele aldığını ve bunu bilfiil gerçekleştirdiğini görmelidir.

Gerçekten de ASR-I SAADET ten okyanuslar gibi taşarak asırlarca kafaları ve gönülleri yıkayan ve arındıran İslamiyet, beşeriyete “Allah’tan başkasına kul olmamak” şerefine idrak ettirmiştir. Böylece yücelen insan beşeriyet kavramını melekiyet kavramının üstüne çıkarmıştır. Üstad Necip Fazıl Bey’den dinlemiştim, Birgün meşhur Burhan Toprak ile birlikte yüce bir tasavvuf büyüğünün huzuruna çıkarlar. Burhan bey ruh ve gönül bakımından iyi bir istidat sahibi olmakla birlikte, Batı’dan aldıklarını iyice sindirip terleyerek atamamış ve fakat kendi öz kültür değerlerini de seven bir entelektüeldi. Bu hava içinde büyük veliye şu soruyu sorar: “ Efendim, büyüklük bakımından Hz. İsa ile Hz. Muhammed her ikisine de salât ve selam olsun arasında nasıl bir fark düşünülebilir? Daima az ve öz konuşan yüce veli şu muhteşem cevabı verirler : “ Hepsini de salât ve selam ile andığımız yüce peygamberlerden Hz. İsa melekiyette. Hz. Muhammed ise beşeriyette en yüksek mertebeyi temsil ederler.”

Kimse bize hümanizm dersi vermeye kalkışmasın. Hele beşeriyeti ırklara , renklere ve sınıflara ayırarak, boğuşturmaya kalkan kanlı sömürgeler kurarak, insanlığın gözyaşları üzerinde hora tepen kara ve kızıl emperyalizmin şefleri ve uşakları insancıllıktan hiç söz etmesinler. Dünyanın büyük bir kısmına bilhassa Türk ve İslam dünyasına kan kusturan, onları “öz yurdunda garip öz vatanında parya” haline getiren kapitalist ve komünist emperyalistler yüzlerindeki hümanizm maskesini indirsinler, ağızlarında geveledikleri insancıllık laflarını kendi lağımlarında tükürsünler.

Kozmopolit bir dünya kurarak ona hükmetmeyi planlayan sinsi ve kurnaz güçler milletleri millet yapan değerleri tahrip etmeyi milli devletleri yıkmayı kolaylaştırmak için birer sahte hümanizm deltalı kesilirler. Sanki ailesini milletini soydaşlarını milli ve mukaddes değerlerini sevmek ve korumak insanlığa karşı işlenmiş bir suç imişçesine karşı bir propagandaya girişirler. Oysa herkes bilir ki insan sevgisi ailesini ve milletini sevmekle başlar ve bu öz kaybedilmeksizin gittikçe genişler. Aksine aile bağları zayıf ve milletini sevmeyen insanların insan sevgisi taşıması imkânsızdır. Hümanizmi aile ve milliyet bağlarını çözmek, milli şuur ve milli devletleri çökertmek tarzında anlayan ve yorumlayan bir dünya görüşü sadece barbar ve vahşi bir telakkiyi temsil edebilir.

Hümanizm maskesi altında başka milletlerin tarihini, kültürünü, devletini yok etmeye yönelik hareketleri ve niyetleri çok iyi tanımak gerekir. Esefle belirtelim ki bugün dünyayı sömürgeleştirmeye karar veren sinsi teşkilatların ve süper devletlerin maskelerinden biri de hümanizmdir.

Bu sebepten Türk İslam Ülkücüsü insan sevgisini, ailesini, milletini, soydaşını ve dindaşını sevmek korumak ve geliştirmek olarak anlar ve diğer milletlerin de mutlu yaşamasını diler. Milliyetçilik kendi insanını sevmekle başlar ve bu sevgi diğer insanların da mutlu olmasını istemeye engel teşkil etmez. Aksine milliyetçi insan sevgisini en iyi anlayan realist bir kimsedir.

Ahmed Arvasi

PAYLAŞ
Önceki makaleTarihin Mantığı
Sonraki makaleMasonluk