Özbekistan’ın İstikbali Parlak – Prof. Dr. İlber ORTAYLI

Yeni müzelerin, kütüphanelerin merkezi olan Özbekistan’da büyük gelir farklılıklarına rağmen insanlar sokağa çıkmaya başlıyor.

1864’te Rusya İmparatorluğu general Kauffman’ın uzun bir mücadelesiyle Hive, Buhara hanlıklarından oluşan ve Hokant’ı da içeren Türkistan vilayetini meydana getirdi. O zamanki önemli şehir Semerkant ve Buhara’ydı. Buhara emirliği Rusya tahtına sözde özerk bir statü ile bağlıydı. Asıl Türkistan guberniyası yani vilayeti bütün Orta Asya’yı kontrol edecek bir coğrafyayı içeriyordu. Vilayet merkezi ile Rus fatihlerin iktidar merkezi farklı yerdeydi. Taşkent aslında o vakte kadar önemli bir şehir sayılmayan bir garnizon şehriydi. Uygun coğrafyası, daha mutedil iklimiyle yeşil ve modern bir Orta Asya şehri halinde gelişti. İhtilalden sonra da bir müddet için Semerkant Türkistan Sovyet’inin merkezi olsa da sonra Taşkent başkent haline geldi.

Alkışlanacak imar düzeni

Özbekistan sınırları Stalin döneminde çizilen bir cumhuriyettir. Bugünkü Orta Asya’nın en zengin bölgesi sayılamaz. Ama petrol, gaz, altın ve çeşitli madenlerden oluşan zenginliğinin yanı sıra Fergana vilayeti ve Zerefşan bölgesinde zengin bir toprağa da sahiptir ve istikbali parlaktır. 20 küsur yıl içinde 20 milyon nüfus 30 milyon sınırlarına dayanmıştır. Zenginliği nüfusundadır. Ülkede yüzde 5,5 Tacik (Fars dili grubunda), gene aynı miktarda Rus gibi grupların hepsini bir arada tutmak için resmi dil Özbekçenin yanında Rusça da eski Sovyet cumhuriyetlerinin içinde en geniş ve canlı biçimde kullanılır.

Hiç şüphe yok ki Özbekistan, Volga Rusya’sının dışında eski Sovyetler’de ve bugünkü Orta Asya’da en çok tarih tüten bir bölgedir. Hive, Buhara ve Semerkant’ın dışında Zarafşan vadisinde ve Fergana vadisinde nice şehirler var ki; Ortaçağın atmosferini bütün ihtişamıyla yaşamak mümkündür. Semerkant’ta Registan meydanı, Buhara’da Minare-i Kalın ve Hoykalın medresesi gibi yerlerde tıpkı bir ateşin karşısında oturur gibi saatlerce oturup tasavvur ve tefekküre dalabilirsiniz. Bağımsızlığından beri tıpkı Rusya’nın St. Petersburg’unda olduğu gibi Özbekistan’ın Taşkent ve diğer büyük şehirlerinde de alkışlanacak bir imar düzeni uygulanıyor. Üç kattan fazlası yasak, Kruşçev devrinden kalan tatsız binalara nispet; yeni yapılanlarda ancak geleneksel üslubun görünümlerini benimseyecek tersimlere müsaade var.

Karayollarında bir gelişme var ancak bu ilerleme yavaş. Demiryolu ulaşımında hızlı tren uygulamasına geçiliyor. Ama sanayide nitelik değiştirmesi bütün eski Sovyetler’de olduğu gibi henüz hakim değil. Özbekistan halkı iki dilli; Rusça ve Özbekçe. Tacikler gibi gruplarda bu, Farsça ile birlikte üçe çıkıyor. Şiir ve edebiyat seviliyor, resim ciddiye alınıyor. Sokak ressamlarının bile sulu boya tekniklerini mükemmel olarak kullandığını görürsünüz.

Hiç kuşkusuz ki Özbekistan kültürel modernleşmenin ve toplumsal geleneklerin değişiminin daha hızlısını hatta Sovyet döneminden daha da hızlısını bu dönemde yaşayacak. Sermaye ve rekabet modayı etkiliyor. Sovyet devrinde bile muhafazakar olan kadın erkek ilişkileri nitelik değiştiriyor. Anglo-Sakson kültürü sırf kafeler ve diskoteklerle sınırlı değil, dış dünyada ve hatta Türkiye’de bile eğitim görmek Özbekistan’da hayli değişiklik yapmış. Taşkent’in yüzeyinden eski Sovyet Türkistan’ının manzaraları silinmiş.

Özbekistan Bayrağı
Özbekistan yeni müzelerin, kütüphanelerin merkezi. Büyük gelir farklılıklarına rağmen insanlar sokağa çıkmaya başlıyor fakat Özbek hayatı halen evle ve akraba ziyaretleriyle sınırlıdır. Cana yakın insanlar ama gelenekçilik hakim. Semerkant, Buhara ve Fergana’yı gezmeyip Hive’nin ne olduğunu anlamadan Türk tarihinin gelişimini kavramak çok zor. İlk Türk Müslüman devlet Karahanlıların hakimiyeti 10’uncu asırdan 12’nci asır başlarına kadar sürdü. Bölgenin Türkleşme tarihi Azerbaycan ve Anadolu’nunkine paralel.

Alimler bu dili sürdürdü

Ama her şeye rağmen unutmayalım ki 12’inci asra kadar bugünkü Özbekistan, İran kültürünün ve Fars dilinin ‘dari’ dediğimiz edebi lehçesinin hakim olduğu bir dünyaydı. İsmail-i Buhari gibi büyük din bilginleri, Tirmizi gibi büyük gramerciler, İbn-i Sina gibi büyük tabip ve alimler bu kültürü ve dili devam ettirdi. Onlar Müslüman dünyasında ayrı bir dilden gelmiş olup Arap diliyle yazsa da yeni bir çığır açan âlim ve sanatkar kalabalığının sadece üç önemli ismidir.

Orta Asya bir zamanlar çok zengindi; Abbasilerden sonraki parçalanmada ortaya çıkan ve 11’inci asra kadar devam eden Samaniler devleti bugünkü Orta Asya’nın ve İran’ın önemli bir kısmını içeriyordu. Ticaret ve zanaatlar gelişmişti.

Türkiye’de turizmin alışveriş ve eğlence gezileri ötesinde kültür turizmine yönelmesi gerekir. Orta Asya, İran, Volga boyu Rusyası, inşallah Suriye ve Balkanlar tatil hedeflerimiz haline gelmelidir.