Nevzat Kösoğlu Bütün Kitapları

NEVZAT KÖSOĞLU’NUN BÜTÜN KİTAPLARI:


Dündar Taşer

Dündar Taşer her şeyden önce, kendi tarihimize, milletimize bakışımızdaki daralmaları, küçülmeleri, Cumhuriyetin ilk dönemleri için anlayışla karşılanabilecek sapmaları parçalayan, ufuk açan bir insandı.

Osmanlıya bakarken, kardeş katli fetvasını açıklarken, Tanzimat hareketlerini değerlendirirken, daima oluşturulmuş yargıları yıkar, kalıpları parçalar, böylece daha millî düşünmemizin, daha millî görmemizin yolunu açardı.

Büyük düşünmeyen, büyük rüya görmeyen milletlerin büyük olamayacağına inandığı için, gençliği böyle büyüklere hazırlamaya çalışırdı.


Galip Erdem

 Geleneksel kültürümüzde, insanın ne yazdığından çok, ne yaptığına bakılır, ona göre değerlendirilirdi. Eğitimimiz de, bilgi edindirmekten çok, kişilik ve bir kimlik kazandırmaya yönelikti. Bu eğitimin en önemli yönlerinden biri tekke ve tarikatlardı. Oralarda insanlar, kitaplardan okumaktan çok, sohbetlerde bulunur ve mürşit ile aynileşmeye dayalı bir kişilik eğitimi almaya çalışırlardı.

Günümüzde de olayın ilkesi değişmemiştir: İlköğretimin temeli, çocuğa kişilik ve bir kimlik kazandırmaktır. Burada mürşit öğretmendir ve kişilik eğitiminin en sağlıklı yolu örnek kişilikle yani öğretmenle özdeşleşmektir. İşte Galip Erdem, bu çizgide bir öğretmendi. Yakın çevresinin kendisini “şeyhimiz” diye çağırması, sıcak bir yakınlığın altındaki bu gerçeğe dayanıyordu.


Şehit Enver Paşa

 Osmanlı’nın çöküşü de kuruluşu gibi bir destandır. Çöküşün kahramanları olan neslin bayraktarı Enver Paşa’dır. Onların varlığıyla İmparatorluğun çöküşünü birlikte düşünmek şaşırtıcıdır ve haksızlık gibi görünür. Onların yürekleri dağ gibiydi; hayalleri de öyle… Asla küçük düşünmüyorlardı. Yüce Devlet’i, ülkesi ve milletiyle kurtarmak için kendilerini ateşlere atarken, her biri İmparatorluğun bir uzak köşesinde, bütün Müslüman dünyayı kurtarmayı düşlüyor ve bunun heyecanı ile sarsılıyorlardı. Büyük düşünmek, büyük rüyalar görmek büyük zamanların görüntüleridir. Oysa bunlar çöküyorlardı ve çökerken bile yüreklerindeki ve kafalarındaki büyüklükleri terk etmiyorlardı.

Sonra, Anadolu’ya çekildik. Artık onları anlamak zorlaştı. İnsanlarımızda yürekler daraldı, ufuklar kapandı; araya anlamsız siyasî endişeler girdi. Erzurum’u, Sarıkamış’ı “Turan” zannedip Enver Paşa’yı, “askerlerimizi Turan yolunda kırdırmakla” suçladık. Oysa, dedelerimiz Irak’ta, Filistin’de, Kafkaslar’da, Çanakkale’de vatan topraklarını savunuyorlardı. İngiliz ordularının buralarda ne aradıklarını sormak yerine, onların yüce makamlarını tartışmaya açtık…

Enver Paşa o mübarek neslin başbuğu idi.

M. Kemal Atatürk diyor ki: “Enver bir güneş gibi doğmuş, bir gurûb ihtişamıyla batmıştır; arasını tarihe bırakalım.”

İsmet İnönü diyor ki: “Enver Paşa ihtilalden önce ahlak, cesaret ve kahramanlık misali olarak tanınmıştır. Enver’e en çetin kıta hizmetleri tam ve itimatla emniyet edilmiştir. Enver Paşa şahsî meziyetleriyle iyi bir asker, iyi bir subay olarak, cemiyetin kusur olarak bildiği unsurlardan, insanın tasavvur edemeyeceği kadar nasibi olmayan bir tiptir.”

Zeki Velidî Togan diyor ki: “Enver Paşa son Türk tarihinin en büyük şahsiyetlerinden biridir. Bu zât, Türk ve dünya siyasi hayatındaki konumunu şüphesiz ki tesadüfen yahut birisinin korumasında elde etmedi.”

Ziya Nur diyor ki: “Enver’in Ravza-i Mutahhara’ya girişini canlandıran cümleler; tüyler ürpertici bir inanç ve edep yüksekliğinin muhteşem tablosudur.”

Bu kitapta, Osmanlı son dönemlerimizin büyük kahramanının hayatını ve temiz kişiliğini yakından tanıyacaksınız.


Türk Dünyasında Yeni Bir Medeniyet Tasarımı

Meyveli ağaç taşlanır; ama bu cehalet (başka bir kelime kullanamıyorum) ağaca dönük, ağacı yaralıyor, varlığına kastediyorlar. Batıda yazılmış her cümleye, sorgusuz sualsiz, mal bulmuş Mağribî gibi sarılan ve hemen millî varlığımıza saldırıya geçenlere halkımızın cevabı çok sadedir: kanı bozuklar, sütü bozuklar… Biz eli kalem tutanlar halkımızın ne dediğini çok iyi anlıyoruz, yürekten de katılıyoruz; ama sorumluluklarımız var; anlatmak, açıklamak, savunmak görevimiz var; başka türlü bu milletin aydını olamayız. Aydın, milletinin kıblesine dönük okumuş insan demektir; bu kıbleyi yani milletinin inandığı mukaddesleri savunmak görevi ona düşer.

Şimdi, milliyetçiliğe hakaret edip, yahu sen kime söylüyorsun diye ayağa kalktığınızda, ben size bir şey demiyorum kardeşim benim sözüm ırkçılık yapanlara diye kıvıranlar karşısında susulur mu? Hangi ırkçılar, kim bunlar diye sormanız gerekmez mi? Seksen yıldır bu edepsizlik kisvesi içinde milliyetçiliğe saldıranlar milliyetçilerin ırkçı olmadığını bilmezler mi? Bu sapkınlığın fikir babaları, günümüzdekilerden çok, çok daha haysiyetli idiler.


Türk Olmak ya da Olmamak/Milli Kültür, Mozaik Kültür ve Etnisite

 Günümüz ortamında aklî, tarihî ve toplumsal gerçeklere rağmen, propaganda o kadar yoğun estirilmiştir ki, zayıf ruhları sarsmış, milletimizi yaralamıştır. Yıkmak, yapmaktan kolaydır; sadece bizim için değil, bütün milletler için böyledir. Millî birliği korumak, parçalamaktan çok daha zordur. Bizim birlik dediğimiz toplumsal olgu ve duygular yüzyıllar süren bir ortak yaşamanın ve sayısız tatlı-acı tecrübelerin bir sonucudur. Bu kadar uzun bir süreçte ulaşılan bu duyguya sıradan bir şüphe düşürmek hiç de zor değildir. Üstelik, kullanılan argümanların gerçeğe uyması da gerekmez. Ama, şüphelerin açtığı yaraları sarmak, yeniden birliği kurmak sabırlı, şuurlu bir yönetimin, kesintisiz bir eğitimin ürünü olabilir. Tek imkânımız toplumun kuruluştaki yapısının ve doğal gelişmesinin birlik yönünde olmasındadır; üç-beş bin yıllık tarihî birikimimiz bu birliği öğütler, kuruluş doğal olarak birlik üzerinedir ve bu tavır toplumun şuuraltına kadar yer etmiştir.
Bu yüzden milletimizin geleceğine daima inanç ve ümitle bakıyoruz.


Hatıralar Yahut Bir Vatan Kurtarma Hikayesi (Nevzat Kösoğlu ile Söyleşiler)

 Nevzat Kösoğlu ile yapılan bu söyleşi, isimler ve dönemler hakkında bir tarih yahut belgesel değildir. Ama o dönemler üzerine tarih yahut belgesel çalışacak olanlar burada yazılanları okumazlarsa eksik iş yapmış olacaklardır. Bu söyleşide bazen, yaşayanların pek çoğunda hiçbir iz bırakmamış ayrıntılar, bazen kalın çizgiler vardır. Sadece işin hikâyesine kapılmayıp, yorum ve işaretlerden, gereken dikkat esirgenmezse, bütün hakkında yahut dönemler üzerine faydalı fikirler elde edilebilir.

Nevzat Kösoğlu, anlattıklarım yaşadıklarımın bendeki yansımalarıdır; objektiflikleri, bu yansımaları gerçeğine eklemeler yapmadan anlatmamdadır. Eksik oldukları her zaman söylenebilir; genel objektifliği konusunda ise zaten bir iddia yoktur, diyor. Belki daha iyi bir söyleşi düzenlenebilir, daha ilgi çekici sonuçlar alınabilirdi; bilemiyorum.

Vatan Kurtarma terimi, 1960’lı yıllardan itibaren bir kuşağın milliyetçilik gayretlerine verdiği isimdir. Bu kitapta, o yıllardan sonraki milliyetçilik çabalarından Kösoğlu’nun hayatına yansıyanları, onun üslubundan okuyacaksınız


Türk Dünyası Tarihi ve Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler (4 Kitap Takım-Kutulu)

 “Bu kitap, Osmanlı merkez olmak üzere Türk tarihinin destansı bir hikâyesidir; üslup olarak geleneksel tarihlerimizi hatırlatabilir; içerik olarak da bilinen muteber kaynaklarımız kullanılmıştır.

Kitaptaki değerlendirme makalelerinde bütünlüğü olan bir tarih ve kültür anlayışı parça parça işlenmiştir. Bu yapılırken, temel kavramlar vurgulanmış, Osmanlıya uygulanırken hükümlerin yüzde yüz tarihi gerçekliği ikinci planda tutulmuştur. Yani değerlendirmelerde daima model önde tutulmuştur; ortaya konulan esasların tarihi oluşlarla mutabakatı çok daha geniş ve dikkatli çalışmaların konusu olmalıdır.

Zevkle okunacağı ve üzerinde düşünüleceği kanaati ile sunuyoruz.”

1. Kitap: Kültür, Tarih ve Türk Tarihi
2. Kitap: Tarihin Türk Asırları
3. Kitap: Zirvede Yüzyıl ve Gündönümü
4. Kitap: Zor ve Yoğun Bir Yüzyıl


Türk Milliyetçiliğinin Doğuşu ve Ziya Gökalp

 Ziya Gökalp Diyor ki:

*”…Türkiye’de vatan için en zararlı adamlar medrese yahut mekteplerden nasip alanlardır.” ”Türkiye’de medrese ve mektep, terbiye ettiği fertlerin ahlak ve seciyesini bozuyor.”

*”Bütün hayatlarında kuvvetli bir seciye gösteren insanlar, umumiyetle çocukluklarında dinî terbiye alanlardır. Çocukluklarında dinî terbiye almayanlar, ölünceye kadar kişiliksiz kalmaya mahkûmdurlar.”

*”Yaptığım incelemelerden çıkan sonuçlara göre birçok yerde Türkmen aşiretleri Kürtleşmiştir. Mesela Diyarbakır Karacadağ’da yaşayan Türkân/Terkân aşireti Oğuz ilinin Beğdili aşiretine mensup olup hâlis Türk olduklarını bilirler; fakat Türkçeyi unutmuşlardır. Bu aşiretlerden Karakeçililer ise Osmanlının ecdadı Kayı boyu ile akrabalık iddiasında bulunur, ama kendilerini Kürt zannederler.” “Celaleddin Harzemşah’la gelen Harzem Türkmenlerinden Kanklılara, Kalaçlara, Salurlara ve Çekilerle mensup oymaklar Diyarbakır’a yerleşmiştir.” “Diyarbakır’ın doğusundaki köylerin isimleri Türkçe’dir. Urfa’daki Döğer ve Badıllı aşiretleri ünlü iki Oğuz boyudur. Siverek çevresindeki Bucak’lar Türk’tür; ancak Kürtçe konuşurlar. Hâlbuki Lazkiye’de Türkçe konuşulur.”

* Nevzat Kösoğlu’nun günümüzün problemlerine ışık tutan Gökalp’la ilgili bu yorum ve değerlendirmelerini okuyanlar hem Gökalp’ı doğru anlayacaklar hem de çok önemli dersler çıkaracaklardır.


Türk Milliyetçiliği ve Osmanlı

 Osmanlılık ve Türklük konusunda üretilen sayısız ve sun’î tezatların girdabına kapılmamak için mutlaka okunması gereken bir eser. “Millîyetçilik, içine girdiğimiz çağda da, Batı dünyasının örtülü gerçeği olarak kalacaktır; yani millîyetçiliğin sözünü etmeyecek, ama bütün iktisadî ve siyasi politikalarını da bu esasa göre düzenleyeceklerdir. Bu örtülü tavırda, Avrupa’nın özellikle siyasi hayatında ortaya çıkan millîyetçi tutumların tamamının ırkçı bir yaklaşıma sahip olmalarının da payı vardır. Ne olursa olsun, Avrupa’nın bu ikiyüzlülüğü bizim okumuşlarımızı da her zamanki gibi etkilemiş ve yüksek sesle millîyetçilik düşüncesini sorgulamaya başlamışlardır.”


Hukuka Bağlılık Açısından Eski Türkler’de, İslam’da ve Osmanlı’da Devlet

İnsanoğlunun en büyük çaplı teşkilatlanması olan DEVLET, farklı kültürlerde farklı biçimlerde algılanmıştır. Aynı kültürün farklı tarih dönemlerinde de, doğal olarak bu farklılıklar görünmektedir. Bugün dünyamızda, devlet hakkında, eskisinden biraz daha değişik, fakat ortak noktaları artan bir anlayışın bütün kültürlerde yer etmeye başladığı söylenebilir. Ancak, milli kültürlerin inanç ve tarihi birikimlerinin oluşturduğu bakış açılarının kolayca değişeceğini sanmak yanıltıcı olur. Bu kitapta, devlet çevresinde, asıl kalıcı olması gereken hususlar incelenmiştir. Ayrıca, güncel konularımızdan olan teokrasi, şeriat devleti gibi – hiç birisi yerli yerinde kullanılmayan- kavramlara aydınlık getirilmektedir.


Peyami Bey

 Peyami Bey Cumhuriyet döneminde yetişen parlak zekâlardan biridir. Düşünce ve edebiyat dünyamızdaki seçkin yerini, sadece kendi emeği ile kazanan ikinci bir isim göremiyoruz. Yaşıtlarının okula devam ettiği yıllarda, O, ya Posta-Telgraf Nezaretinde çalışıyordu yahut bir okulda öğretmenlik yapıyordu.

Sonraki yıllarda yazıları ve konuşmalarında, sağlam bir iradenin, yoksulluğu, kamçılayan bir imkân olarak kullanabileceğini gençlere anlatır ve kesinlikle ümitsiz olmamalarını öğütler. Arkadaşı Yusuf Ziya Ortaç, O’nun parasız, hatta ekmeksiz kaldığını ama, asla ümitsiz kalmadığını yazar. Üstelik büyük bir hastalık geçiren bu çocuk, bütün ömrünü kalemine dayanarak, yani yazarak geçiren ender basın mensuplarındandır.

Kendi kendini yetiştirerek fikir ve sanat hayatımızın en parlak yıldızlarından olan bu insanın hayatı, her okuyucu için ilgi çekicidir. Türk İnkılabına Bakışlar, bugün de ibretle okunmayı ve değerlendirilmeyi hak etmektedir. Birçok kavram ve bakış açısının oradan günümüze kadar geldiği görülecektir. Objektif başlığı altındaki fıkralarının ise, hala günümüze hitap eden içerikleri ve üstün üslupları ile ne yazık ki taklit edilemez bir düzeyde kalışları düşündürücüdür. .

9. Hariciye Koğuşu, Yalnızız ve Matmazel Noralya’nan Koltuğu gibi romanları ise, daima edebiyatımızın köşe taşları olarak anılacaklardır.

Hayatı sürekli ve inançlı bir mücadele içinde geçen Peyami Bey’in, yüzlerle ifade edilen eserlerinden ancak iki yüz küsur kadarı tespit edilebilmiştir.


Milliyetçilikte Yeni Arayışlar
Yahya Kemal Hayatı ve Düşünce Dünyası

Globalleşme… Bu slogana yapışarak öylesine sözler ediliyor ki: “Küreselleşen dünyada yalnız mı kalacağız?” “Bu muhteşem oluşumun dışında mı yaşayacağız?” “Milliyetçiliğin, hatta millî devletlerin vakti geçmedi mi?

Hayır, geçmedi! 21. yüzyılı da bu yapılarla geçireceğimizden kuşkunuz olmasın. Görmüyor musunuz: Krizler herkesi kendi derdine düşürüyor ve herkes yapması gerekenleri yapıyor; yani: Buhran küresel, ama gayret ve tedbirler millî!… İşte dünyanın katı ve yalın gerçeği!

Olay ve olguları, millî ölçü ve değerlerle kavrayıp yorumlamak!… Bu, zihin gücü ister; gayret, fedakârlık; adanmışlık gerektiren ülkücü kişilikler ister. Geçmiş asra bakın: Aydınlar kolaycı ve fikirler slogandan ibaret… Sonuç ise hayal kırıklığı, ümitsizlik… Bu, korkakların işidir. Bu tipler yükü omuzlamazlar, “Ben varım” diyemezler, sabırsızdırlar ve dirençsizdirler; çözümleri sorumluluk alanlarının dışında ararlar.

Artık yeni açılımlar gerek, zihinlerimize vurduğumuz yabancı hayranlığı ve düşünce tembelliği zincirlerini kırmamız gerek!
Bunu yapabilsek, yükselişte sınır tanımazdık…

Elinizdeki kitap, bu doğrultudaki fikir ve değerlendirmelere bir katkı maksadıyla sunulmuştur.


Türk Dünyası Tarihi ve Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler 2 – Tarihin Türk Asırları

“Bu kitap, Osmanlı merkez olmak üzere Türk tarihinin destansı bir hikâyesidir; üslup olarak geleneksel tarihlerimizi hatırlatabilir; içerik olarak da bilinen muteber kaynaklarımız kullanılmıştır.

Kitaptaki değerlendirme makalelerinde bütünlüğü olan bir tarih ve kültür anlayışı parça parça işlenmiştir. Bu yapılırken, temel kavramlar vurgulanmış, Osmanlıya uygulanırken hükümlerin yüzde yüz tarihi gerçekliği ikinci planda tutulmuştur. Yani değerlendirmelerde daima model önde tutulmuştur; ortaya konulan esasların tarihi oluşlarla mutabakatı çok daha geniş ve dikkatli çalışmaların konusu olmalıdır.

Zevkle okunacağı ve üzerinde düşünüleceği kanaati ile sunuyoruz.”


Türk Dünyası Tarihi ve Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler 3 – Zirvede Yüzyıl ve Gündönümü

“Bu kitap, Osmanlı merkez olmak üzere Türk tarihinin destansı bir hikâyesidir; üslup olarak geleneksel tarihlerimizi hatırlatabilir; içerik olarak da bilinen muteber kaynaklarımız kullanılmıştır.

Kitaptaki değerlendirme makalelerinde bütünlüğü olan bir tarih ve kültür anlayışı parça parça işlenmiştir. Bu yapılırken, temel kavramlar vurgulanmış, Osmanlıya uygulanırken hükümlerin yüzde yüz tarihi gerçekliği ikinci planda tutulmuştur. Yani değerlendirmelerde daima model önde tutulmuştur; ortaya konulan esasların tarihi oluşlarla mutabakatı çok daha geniş ve dikkatli çalışmaların konusu olmalıdır.

Zevkle okunacağı ve üzerinde düşünüleceği kanaati ile sunuyoruz.”


Kitap Şuuru

Muhtelif makalelerden oluşmaktadır. Bunlar Türk Milleti’nin bugünkü problemlerine derinlemesine bakan bir Türk münevverinin araştırma-inceleme sonuçlarıdır.


Milli Kültür ve Kimlik

Yazar, bu kitapta toplanmış yazılarıyla bir tarih ve kültür felsefesinin bakış açılarına istinaden, kültürümüzün dünkü, bugünkü durumlarını açıklamağa ve yarınlarla ilgili ipuçlarını yakalamağa çalışmaktadır.


Türk Kimliği ve Türk Dünyası

 Gökalp ve ardından gelen bütün Türk sosyologları içinde, milletimizi ırkî bir birlik olarak târif ve telkin eden olmamıştır. Bir dönemin kısa bir he­veskârlık gösterilerinden gayri, Türkiye Cumhuriyeti hü­kûmetlerinin ırkçı herhangi bir politika izlediği görülme­miştir. Bugün de, azınlık ırkçılığı peşindeki münferit ve önemsiz iddialar bir yana bırakılırsa, ırka dayalı bir milliyet iddiası güden âlim yahut havas zümrelerini tanımı­yoruz. Dinlerinden dillerine, çocuk yetiştirme usûllerinden tür­külerine kadar Türk kültür çevresi içinde olanlar Türk olurlar; Türk oldukları için de Türk sayılırlar. Ortak geçmiş şuuru, geleceği birlikte kurma irade ve heyecanı, hem yukarıda ifade edilen ortak kültür çevresi içinde olmalarından doğar, hem de bu kültür çevresine in­tibak kabiliyetini besler. Böylece, hangi ırktan olurlarsa ol­sunlar, aynı kültür çevresi içinde yaşayanlar, aynı heyecan ve değerleri paylaşarak bir millet haline gelirler. Dünyada hiç bir milletin saf ırk iddiası olamayacağı gibi, saf kültür iddiası da olamaz. Ancak bu, ortak bir hayat üslûbunun, bir millî kültürün olmadığı anlamına gelmez. Kültürler, unsurları itibariy­le zengin bir çeşitliliği barındırırken, iman ve üslûplarıyla bütünlük içinde ve millî olurlar.