Özlü Sözler

Necdet Sevinç Sözleri

Necdet Sevinç Sözleri – Türk Milliyetçiliğinin hem sert hem de entelektüel kalemlerinden biri olan Necdet Sevinç, 1944 yılında Gaziantep’te doğmuştur. 2011 yılında uçmağa varışına kadar bir çok gazete ve dergide yazmış, çok sayıda kitap kaleme almıştır.

Necdet Sevinç Özlü Sözleri

  • Ülkücülük, “Türklük için savaşmak; şartlar ne kadar olumsuz, düşman ne kadar kancık, dost ne kadar kahpe ve hedef ne kadar uzak olursa olsun savaşmak savaşmak savaşmaktır.
  • Hayır. Yahudi Marks yalan söylüyor. Dünya tarihini emekle sermaye arasında cereyan eden çatışmalar değil, milletler arasındaki bitmeyen ve bitmeyecek olan boğuşmalar oluşturmakta, her millet; bir başka milleti hakimiyeti altına almak için yeni atılımlara hazırlanmaktadır. Kuvvetli milletler, kuvvetli oluşlarının tabii bir mükafatı olarak başka milletleri egemenlikleri altına almış, ötekiler bu, egemenliği yıkmaya çalışarak, mahkumu hakim hakimi mahkum etmek istemişlerdir.
  • Her türlü direnme iradesine sahip olan bir millet, yaşamayı hak eden bir millettir.
  • Türkoğlu!… Parlamentonun vazifesi milleti soymak değil, taparcasına hizmet etmektir. Milletvekili, senatör, başbakan ve cumhurbaşkanı, seni temsil edebildiği sürece şerefli bir dava vekilidir. Edemiyorsa o serefe layık olamayacağı gibi, milli davaya da her an ihanet edebilir ki, vekili değiştirmek müvekkilin elindedir. Düşün! ve unutma.
  • Dünya nizamını kurup işletmek için Allah’ın ordusu olarak yaratıldığına inanışından ileri gelir bu!.. Türk, tarihin henüz aydınlatılmamış devrinde, dünya nizamını kurmak için uzun yıllar Çinle çarpışmış ve bu geniş ülkenin tamamına bir kaç kez hakim olmuştur. Sarı ırkın silinmez yüz karası olan Çin Seddi, büyük ecdadım tarafından defalarca aşıldıktan sonra, hudutumuz Sibirya’dan Kuzey Hindistan’a, Çin’den Karadeniz sahillerine kadar uzanmıştır. Hun Türkleri 4. asır sonlarına doğru Doğu ve Orta Avrupa’ya hakim olup, Tuna vadisiyle Balkanların kuzeyine yerleşmiş, daha sonra İstanbul önlerinde görülmüşlerdir. Bugünkü Fransız topraklarındaki Frankları ve bugünkü İtalya topraklarındaki Romalıları ezen Türk Hun ordusu 410 yıllarında Makedonya ve Trakya’yı baştan başa fethedip, İstanbul’a; yönelince Bizans aman dileyen minnetçiler göndermek zorunda kalmıştır. Hun hükümdarı büyük ecdadım Uldin şu cevabı vermiştir gelen minnetçilere. – Güneş şualarının uzandığı her yeri zapta muktedirim…
  • Bu gidişata bir an önce son verilmezse, Türk evlâdı kendi yurdunda ecnebilerin işçisi, çöpçüsü, hizmetçisi olarak çalıştırılacak, vatanın nice umutlar bağladığı gençler de Türkiye’deki yahudi çiftliklerinde ırgat olarak istihdam edileceklerdir!Çünkü Mehmetçik, vatana yapılacak herhangi bir tecavüzü önlemek için -30 derecede nöbet tutarken, ağır sanayi tesislerinden, fabrikalardan, bankalar, limanlar yani Cumhuriyet’in 80 yıllık kazanımlarından sonra, Türk topraklarının yabancılara satışına ilişkin kanun yeniden yürürlüğe girivermiştir.
  • Ekonominin şartları Türk’ün lehine işlemediği için, yani sermaye Türk’ün elinde olmadığı için Türk evladının elinden kayıp, gitmişti koca imparatorluk.
  • Milletler mücadelesinde Türk’ün devamlı muzaffer olması, Çini nasıl dünyanın yedi harikasından biri olan Çin Seddi’ni inşa etmeye mecbur ettiyse, aynı Türk’ün Trakya’ya inmesi Bizans İmparatorluğu’nu meşhur İstanbul surlarını yapmaya zorlamış, ve eninde sonunda Türk’ün tarih sahnesinden kazıdığı bu İmparatorluk, terk ettiği toprakların dışında büyük ecdadım Atilla’ya yılda bir ton elli kilo altın haraç vermeyi kabul etmiştir.
  • Wambery, eski Türklerde “alufte ve piç” sözlerine rastlamadığını yazmaktadır. Gerek kadınlar gerekse erkekler için olsun, ahlâksızlık ifadesi olan zina, veled-i zina, fuhuş, fahişe, orospu, ibne, puştluk, pezevenk, aşifte, müstefreşe, şıllık, şırfıntı, kahpe, metres, kulampara vs. gibi kelimelerin hiçbiri milliyet itibarı ile Türk değildir. Bu kelimeler, Türk diline daha sonraki çağlarda Farsçadan, Fransızca, Ermenice ve Arapçadan geçmiştir. Bunun böyle oluşu, dillerin oluşumu çağında bile, Türk milletinin İslâm anlayışına uygun bir ahlâk telâkkisine sahip olduğunun mükemmel bir ifadesidir.
  • Avrupalı tarihçilerin kimi «Allahın belası» der ona … Ferriard Grenard’a göre ise adı “Geçtiği yerde ot bitmeyen Türk’tür”… Fakat bütün Avrupalılar için bir barbardır Atilla… Ancak şu da unutulmamalıdır ki bir Avrupalı için Avrupalı olmayan herkes barbardır.
  • Türk İmparatorluğunun hudutlarını Güney’de Balkanlar, Yunan Yarımadası, Orta İtalya’ya Batı’da Paris’e, Kuzey’de İskandinavya’ya kadar genişleten Atilla öldükten sonra Türk Milleti milletler mücadelesindeki yerini bir başkasına kaptırır gibi olmuş, fakat Avarların Avrupa üzerine yürümeleri ile üstünlük yeniden Türk’e geçmiştir. Hurı Türklerinin egemen olduğu toprakların büyük kısmına yerleşen Avarlar da Çorlu’ya kadar sokulup, Atilla’nın büyük ülküsünü gerçekleştirmek için İstanbul’u muhasara etmişlerdir.
  • Dünya tarihinin sayılı devletlerinden biri olan bu imparatorluk, bir müddet sonra, bir başka Türk akını ile yıkılacak, Cengiz Han’ın kurduğu İmparatorluk, Çin Denizi’nden Tuna sahillerine. İzmit’ten Sina Yarımadası, Yemen ve Hindistan’a kadar uzanacaktı. Bunu Anadolu Selçuklu Devleti, onu da dünyanın en muhteşem İmparatorluğu olan Osmanlı Türk İmparatorluğu takip edecekti. . 16. asırda ise dünyanın dört süper İmparatorluğunu Türk Devletleri oluşturuyordu.
  • Türkiye’de büyük ecdadım Osmanoğulları, Iran’da büyük ecdadım Safeviler, Hindistan’da büyük ecdadım Timuroğulları, Türkistan’da büyük ecdadım Şeybaniler dünyanın yarısını ellerinde tutuyorlar ama, birbirleriyle de de mücadele etmelerine rağmen dünyanın tamamına hükmediyorlardı.
  • Nihal Atsız son derece mütevazi imkanlar içinde yaşamasına rağmen, Türk edebiyatının ve Türk fikir hayatının en değerli eserlerine dev boyutta eserler katmış ve tek başına Türk Milliyetçiliği’nin akademisi haline gelmiştir.
  • Ecnebi musikisini dinlemek, ecnebi içkisini yudumlamak ve çocuklarını ecnebi okullarında okutmakla böbürlenen, Türkçe’yi de ecnebi aksanıyla konuşan yani adeta bir “etnik gruba benzeyen” bu takım, sırf Türk’e özgü olduğu için; bizim Güneydoğunun o acı, o cânım, o zehir zıkkım ve o enfes çiğ köftesine burun kıvırdığı halde, sırf Türk’e ait olmadığı için haşlanmış böcekle yılan kızartmasını zıkkımlanmayı bile üstün bir meziyet saymıştır. İstisnalar müstesna şahsiyetlerini Türk kültürü şekillendirmediği için, Türklüğün üstün değerlerini “alaturka” küçümseyerek reddeden bu monşerlerin yüzünden Türkiye çok ağır bir darbe daha yemiştir.
  • Nihayet 20. asrın başında. dünya Türklüğünü ve dünya Müslümanlarını tek başına temsil eden Osmanlı İmparatorluğu da milletler mücadelesinde yenik düşüp, büyük devletler arasından çıkarak yerini Türkiye Cumhuriyetine terk etmişti.  Türkoğlu, böyle bir tarih mirasına sahip olduğunu, Orta Asya’dan Balkanlara kadar uzayan engin Türk dünyasının daha nice İmparatorluklar kuracak potansiyele sahip bulunduğunu bilmelidir, Bir de şunu bilmelidir ki, tarihçiler Türk’ün kurduğu devletlerin sayısını tespit edememiş, inşa ettiğimiz İmparatorluğun ise en az 16 tane olduğun itiraf etmek zorunda kalmışlardır. Dünyanın bugünkü şartlarına göre bu potansiyeli ancak Türkiye Türkleri harekete geçirebilecektir. Fakat bunun için önce Türkiye Cumhuriyetinin bir süper devlet haline getirilmesi şarttır… – Peki ama: nasıl mı diyorsunuz? İnanmak ve inanılan şeyi gerçekleştirmek için çalışmak kafidir.
  • Düşman aptal değildir. Ve aptal olmadığı için bizi cephe kuvveti olarak kabul etmeyecek, yüzbinlerce milliyetçiyi aynı teşkilatın üyesi yapan soylu ideoloji üzerinde değişik yorumlara başvurarak kitleyi parçalamak isteyecektir.
  • Bizimle hâlen uğraşan veya uğraşmaya heveslenen ne kadar komsomol, ne kadar hücre, ne kadar loca ve teşkilât varsa hepsi şunu iyice kafasına yerleştirmelidir ki; bir Türk Milliyetçisi için yaşamak demek, mutlu bir hayat sürmek demek değildir. Veya kendisini yüce milletinin yarınlarını kurtarmaya adayan Türk Milliyetçisi için mutluluk, mücadele, mücadele, mücadele demektir. Bugün bir basın organında veya herhangi bir derneğin çatısı altında yürütülen bu kavga, yüzlerce milliyetçinin başına geldiği gibi yarın hapishane hücrelerinde, hastane koğuşlarında, duruşma salonlarında, hatta savaş meydanlarında devam edebilir.
  • Gazi, millî egemenliği “vicdan borcu namus ve şeref meselesi” telâkki ettiği için, kimsenin uygun görmesine lüzum görmeden silaha sarılmıştır! Bazen gerçekten hakkı ödenmiyor silahın!
  • Bir fikir hareketini yürütmek, Cenab-ı Hakk’tan başka kimsenin önünde eğilmemeyi, Allah’tan başka kimseden korkmamayı, dünya ile ilgili arzu ve ihtiyaçlara tenezzül etmemeyi gerektirir. Bir fikir adamı, insanı nerede, ne zaman, hangi şartlarda yakalayacağı bilinmeyen ve belki de hayat boyu sürecek bela ve felaketleri, yolun başında kabullenip, sonsuz bir tevekkülle Yaradan’a bağlanmalıydı.
  • Türk milleti müstesna, hiçbir millet kadına saygı duymamış, onu saygı ile anmamıştır.
  • ATATÜRK’ten sonra Türklüğü düşüncesinin merkezine yerleştiren yegane devlet ve siyaset adamımız Alparslan Türkeş’tir.
  • Türklerin Hıristiyan olmaları da Türk olmalarına mani değildir.
  • Gaziantepliyim. Gaziantep’te doğdum. Çocukluğum, lise son sınıfa kadar ilk gençlik yıllarım Gaziantep’te geçti. Türkler’le Fransızlar’ın boğaz boğaza çarpıştığı sokaklarda büyüdüm. Fransızlar’la çarpışan kahramanların bir kısmını tanımak, bir kısmıyla konuşmak şerefine eriştim. Savaşta ayakta kalabilen hemen hemen bütün camilerde, hanlarda, evlerde Fransız şarapnellerinin, Fransız kurşunlarının izi vardır. Ben o atmosferi soluyarak yaşadım. Ben o atmosferin çocuğuyum.

Necdet Sevinç Fotoğrafları

Necdet Sevinç Kitapları

Acının Tadı (1994). Oyunu: Duruşmalar (1992). Gazete yazıları: Yazarını Kurşunlatan Yazılar (1973), Sanık Yazılar (1974), Tutanak (1975), Ferman (2000). Araştırmaları: Ordular, Masonlar, Komünistler (1971), Ülkücüye Notlar (1974), Ajan Okulları (1975; genişletilmiş yeni yayını: Osmanlı’dan Günümüze Misyoner Faaliyetleri, 2003), Gaziantep’te Yer Adları ve Türk Boyları, Türk Aşiretleri, Türk Oymakları (1983), Osmanlı Sosyal ve Ekonomik Düzeni I (1985; Osmanlılarda Sosyo-Ekonomik Yapı adıyla, 2 cilt bir arada, 1992), Eski Türklerde Kadın ve Aile (1987), Arşiv Belgelerine Göre Tehcir ve Ermeni İddiaları (2003).

Necdet Sevinç Kitapları
Necdet Sevinç Kitapları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.