Lafı bol, karnı geniş soyları taklid etme; / Sözü sağlam, özü sağlam, adam ol, ırkına çek. İsterim sizlerde görmek ırkınızdan yâdigâr! / Çok değil ancak! Necip evlâda lâyık tek şiâr. Cehennem de olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz, bu yol ki hak yoludur dönmek bilmez yürürüz. Medeniyet dediğin açmaksa bedeninin her yerini… Desene hayvanlar senden daha medeni Artık ikiyüzlüleri sevmeye başladım. Çünkü yaşadıkça yirmi yüzlü insanlar görmeye başladım. Ne ibrettir kızarmak bilmeyen çehren, bırak kardeşim tahsili; git önce edep, hayâ öğren. Budur cihanda en beğendiğim meslek; sözün ödün olsun hakikat olsun tek. Aslını gizleyemez insan, giydiği kaftanlarla. Bilmez ama kendini kandırır, söylediği yalanlarla! Ya rab, bu uğursuz gecenin yok mu sabahı, mahşerde mi biçarelerin, yoksa felahı. Yumuşak huylu isem kim demiş uysal koyunum; kesilir belki ama çekmeye gelmez boynum. Zannetme ki ecdadın asırlarca uyudu, nereden bulacaktın o zaman eldeki yurdu! Ağlarım, ağlatamam, hissederim, söyleyemem. Dili yok kalbimin ondan ne kadar bizarım. Atiyi karanlık görerek azmi bırakmak, alçak bir ölüm varsa, eminim, budur ancak. Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz. Gelmişiz dünyaya milliyet nedir öğretmişiz. Gamsız insanlara eğlence gelirmiş yaşamak; yüreğin hisli mi işkencedesin, talihe bak. Hatırlar mısın doğduğun zaman, sen ağlardın gülerdi âlem. Öyle bir yaşam sür ki, mevtin sana hande olsun. Halka matem… Şehamet dini, gayret dini, ancak Müslümanlıktır. Hakiki Müslümanlık en büyük kahramanlıktır. Aslını gizleyemez insan, giydiği kaftanlarla. Bilmez ama kendini kandırır, söylediği yalanlarla! Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, bir hilâl uğruna yâ rab, ne güneşler batıyor. İz bırakanlarla senin aranda basit bir fark var sadece. Onlar ömür boyu gayret ediyorlar; sen ömür boyu hayret ediyorsun. Irzımızdır çiğnenen, evlâdımızdır doğranan. Hey sıkılmaz, ağlamazsan bâri gülmekten utan. Konuşmak bir mana ise susmak bin bir mana. Herkes konuşmasına konuşur lakin sükut yürekli olana. Hayır, hayal ile yoktur benim alışverişim, inan ki, her ne demişsem görüp de söylemişim. Mehmet Akif’e sormuşlar. Bu ülke ne zaman gelişir diye” o’da cevap vermiş; “Cuma namazına gelen cemaat, sabah namazına da geldiği zaman. İki insan çeşidi vardır: zaman geçtikçe hatalarıyla yüzleşen, zaman geçtikçe yüzsüzleşen. Ağlarım, ağlatamam, hissederim, söyleyemem. Dili yok kalbimin ondan ne kadar bizarım. Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli, ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli. Şarka bakmaz, garbi bilmez, edepten yok payesi bir kızarmaz yüz, bir yaşarmaz göz bütün sermayesi. Girmeden tefrika bir millete düşman giremez. Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez. Bekayı hak tanıyan, sa’yi bir vazife bilir, çalış, çalış ki beka sa’y olursa hak edilir. Bacımın örtüsü batmakta rezilin gözüne acırım tükürüğe billahi tükürsem yüzüne. Tarih’i ‘tekerrür’ diye tarif ediyorlar; hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi. Sahipsiz vatanın batması haktır, sen sahip çıkarsan bu vatan batmayacaktır. Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem. İnmemiştir Kur’an, bunu hakkıyla bilin, ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için. Geçmişten adam hisse kaparmış… Ne masal şey! Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi. Nasihatim sana: herzeyle iştigali bırak; adamlığın yolu nerdense, bul da girmeye bak. Adam mısın: ebediyen cihanda hürsün, gez; yular takıp seni bir kimsecikler sürükleyemez. Adam değil misin, oğlum: Gönüllüsün semere; küfür savurma boyun kestiğim semercilere. Sade bir sözdür fakat hikmetlerin en mücmeli: bir halas imkânı var: ahlakımız yükselmeli, yoksa pek korkunç olur katmerleşip hüsranımız… Çünkü hem dünya gider, hem din, eğer yapmazsanız. Ey âdemoğlu bu devir ve Devran’da içinizde hakkı ve hukuku bilen çoktur. Yaptığınız işte hile çok İslamiyet’i sorup da arayan ve yaşayan yoktur. İslâm’ı elinden tutacak, kaldıracak yok. Nâ-hak yere feryat ediyor: âcize hak yok! Yetmez mi musâb olduğumuz bunca devâhi? Ağzım kurusun. Yok, musun ey adl-i ilâhî! Azıcık kurcala toprakları, seyret ne çıkar: dipçik altında ezilmiş, parçalanmış kafalar! Tek hakikat var, evet, bellediğim dünyadan, elli, altmış sene gezdimse de, şaşkın şaşkın: hepimiz kendimizin, bağrı yanık, aşıkıyız; sade, i’lanı çekilmez bu acaib aşkın! Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam; hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam. Ne irfandır veren ahlaka yükseklik ne vicdandır. Fazilet hissi insanlarda allah korkusundandır. Bize çağ dışı diyorlar doğrudur; çağlar açtık, çağlar kapattık. Çağlar bizden geri. İki üç balta ayırmaz bizi mazimizden. Ağacın kökü mademki derindir cidden, dalı kopmuş, ne olur gövdesi gitmiş, ne zarar o, bakarsın, yine üstündeki edvarı yarar, yükselir, fışkırıp, afak-ı perişanımıza; yine bir vaha serer kavrulan imanımıza. Biri ecdadıma saldırdı mı hatta boğarım, boğamazsam hiç olmazsa kovarım. Adamın biri Akif’e yaklaşarak sorar: Affedersiniz, sizin için baytar diyorlar. Akif hiç istifini bozmadan cevap verir: Evet, yoksa bir yeriniz mi ağrıyordu. Eski dünya, yenidünya, bütün akvam-ı beşer kaynıyor kum gibi, tufan gibi, mahşer mahşer yedi iklimi cihanın duruyor karşısında, Ostralya ile beraber bakıyorsun: Kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk; sade bir hadise var ortada: vahşetler denk. Bir dost meclisinde Mehmet Akif gayet hararetli bir şeyler anlatmaktadır. Sonradan görme zenginin biri bu meclise gelir selam verir ancak herkes Akif’i dinlediğinden kimse duymaz selamı ve almazlar dolayısıyla. Adam Akif’e sataşmak için: O üstat ne sallıyorsun yine der. Akif istifini bozmadan: Senin ne kadar iyi bir insan olduğunu sallıyorum.  İslam’ı öyle yaşa ki akıllar dursun. Sen ona buna değil Allah’a kulsun. Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar, / ”Medeniyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar? Ey sürüden arkaya kalmış yiğit / Arkadaşın gitti haydi sen de git / Bak ne diyor ceddi şehidin işit / Haydi git evladım uğurlar ola / Haydi git evladım açıktır yolun / Zalimlere karşı bükülmez kolun / Bayrağı çek ön safa geçmiş bulun / Uğurun açık olsun uğurlar ola. Nasihatım sana: Her şeyle iştigali bırak; / Adamlığın yolu nerdense, bul da girmeye bak. Sade bir sözdür fakat hikmetlerin en mücmeli: / Bir halas imkanı var: Ahlakımız yükselmeli. Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak… / Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak. Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar… Uğraş ki: telâfi edecek bunca zarar var. ‘İş bitti… Sebâtın sonu yoktur! ‘ deme, yılma. Ey millet-i merhûme, sakın ye’se kapılma. Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. / Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi… Nerede olsam karşıma çıkıyor bir kanlı ova / Sen misin yoksa hayalin mi vefasız Kosova / Hani binlerce mefahirdi senin her adımın / Hani sinende yarıp geçtiği yol Yıldırım’ın / Hani asker, hani kalbinde yatan şah-ı şehid / Söyle Meşhed öpeyim secde edip toprağını / Yokmudur Murad’ın sende iki üç damla kanı. Yılmam ölümden, yaradan, askerim, / Orduma ‘Gazi’ dedi Peygamber’im. Türk eriyiz silsilemiz kahraman / Müslümanız Hakk’a tapan müslüman / Putları Allah tanıyanlar, aman /Mescidimin boynuna çan asmasın Millet için etti mi ordum sefer / Kükremiş arslan kesilir her nefer / Döktüğü kandan göğe vursun zafer / Toprağa bir damlası boşa akmasın. Ey ulu Peygamberimiz nerdesin / Dinle minaremde öten gür sesin Gel! / Bana yar ol ki cihan titresin / Kimse dönüp süngüme yan bakmasın (Ordunun Duası) Gök kubbenin altında yatar, al kan içinde, Ey yolcu, şu topraklar için can veren erler. Hakk’ın bu veli kulları taş türbeye girmez; Gufrana bürünmüş, yalınız Fatiha bekler. Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırtmasın. Budur cihanda en beğendiğim meslek; sözün odun olsun hakikât olsun tek. Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl; / Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl! / Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl. / Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet; / Hakkıdır, Hakka tapan milletimin istiklâl! Ne odunmuş babanız: Olmadı bir baltaya sap! / Ona siz benzemeyin, sonra ateştir yolunuz. / Meşe halide yaşanmaz, o zamanlar geçti; / Gelen incelmiş adam devri, hemen yontulunuz. / Ama dikkatli olun: Bir kafanız yontulacak; / Sakın aldanmayın: İncelmeye gelmez kolunuz! Ecdadını, zannetme, asırlarca uyurdu; / Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu? Üç kıt’ada, yer yer, kanayan izleri şahid: / Dinlenmedi bir gün o büyük nesl-i mücahid. Ey yolcu, uyan! Yoksa çıkarsın ki sabaha: / Bir kupkuru çöl var; ne ışık var, ne de vaha! Alemde ”tevekkül” demek olsaydı ”atalet” / Miras-ı diyanetle yaşar mıydı bu millet? / Çoktan kürenin meş’al-i tevhidi sönerdi; / Kur’an duramaz, Nezd-i İlahi’ye dönerdi. Bir insan öldü mü ondan kalacak eseri, / Bir eşek göçtü mü ondan da nihayet semeri. Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz. / Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz. Şark… Cemaatsiz imamlar, kirli yüzler, secdesiz başlar; / “Gazâ” nâmiyle dindaş öldüren biçare dindaşlar.