Katanov Kütüphanesi Türkiye’ye Nasıl Geldi?

“Prof. Katanov’un karısı kitap ve kütüphane düşmanı idi. Kocasına: “ya ben, ya kütüphanen” demiş. O zaman toz temizlemek için elektrik süpürgeleri de olmadığından kadınlar için toz almak, bilhassa kitapların tozlarını almak çok can sıkıcı bir iş oluyordu. Bu yüzden ve başka sebeplerden anlaşamadılar. Evlâd annesi olan bu hanımın yüzünden Prof. Katanov, kütüphanesini satmayı kararlaştırdı. Bu kütüphanenin bir anahtarını bana vermiş ve istediğim gibi istifade etmeyi mümkün kılmış olduğundan kıymetini biliyordum. Profesör bu kütüphaneyi satmakta benim vasıta olmamı istedi. Ben de “bir müsteşrikin büyük kütüphanesi satılacaktır” diye “Vaqıt” gazetesinde makale yazarak bunun Kazan ve Orenburg gibi bir yerde Müslümanlara ha bir ilim müessesesi vücude getirmek üzere satın alınmasını tavsiye ettim. Fakat Tatarlardan ses çıkmadı. İstanbul’da “Türk Yurdu” muharriri Yusuf Akçura’ya yazdım. O da bunu Türkiye’nin Evkaf Nazırlığına söylemiş, kütüphaneyi satın alıp İstanbul’a getirmeyi kararlaştırmışlar. Bunu Yusuf Akçura bana haber verdi. Evkaf Nezareti memuru Nail Reşit ve aslen Tatar olan subay Ömer Terigul beyleri bir mektupla bana Kazan’a gönderdiler. Ben bu kütüphaneyi 8.000 Rus rublesi karşılığı olarak Türkiye için satın aldım. Sonra da sandıklara koyup Türkiye’ye, İstanbul’a gönderdim. Fakat bu kütüphanenin eksikleri çoktu. Onları doldurmak işini Petersburg’a giderken yapacağımı, Türkiyeli misafirlere bildirdim. Petersburg’a gelip Barthold ve diğer Akademi azaları ile Radloff’un evinde toplanarak, Türkistan seyahatime ait tebliğde bulundum. Akademinin bana yeni tetkikatta bulunmak ve yazma eserler satın almak için külliyetli meblâğ verebileceği anlatıldı. Bu arada ben Petersburg’un kitapçılarından ve müesseselerinden Katanov kütüphanesinin eksiklerini tamamlamak üzere o aralık Kazan’dan Petersburg’a gelmiş olan Nail Reşit Beyin elindeki para ile 7.000 Rus rublesi kıymetinde kitap satın aldım. Akademiden, enstitülerden Şark’a ait meccanen kitaplar topladım. Bunları da yine sandıklara koyup İstanbul’a gönderdik. Birinci Cihan Harbi başlamadan bu kütüphane sağ selâmet İstanbul’a gelmiş ve şimdi İstanbul Üniversitesi’ne bağlı “Türkiyat Enstitüsü”nün temelini teşkil etmiştir ki, 1925’te Türkiye’ye geldikten sonra bu kütüphane benim için baha biçilmez bir hazine olmuştur. Eğer bu kütüphanenin ihtiva ettiği Rus ilmî neşriyatı olmasaydı benim İstanbul’da tarihî neşriyatım yalnız şark ve Avrupa kaynaklarına dayanacak ve eksik olacaktı.”

– Zeki Velidi Togan

(Togan, Zeki Velidi, Hâtıralar, Türkistan ve Diğer Müslüman Doğu Türklerinin Millî Varlık ve Kültür Mücadeleleri, s.102-103, Türkiye Diyânet Vakfı Yayınları, 2. Baskı, Aralık 2012, Ankara)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu