İslam ve Reform – Galip Erdem

Son yıllarda bazı kimseler İSLAMİYET ve REFORM kelimelerini sık sık yan yana kullanmaya başladılar. Bu çok ehemmiyetli mevzu salahiyet sahibi olmayanlar tarafından öyle bir hale getirildi ki, her iki mefhumun beraberce kullanılmasının ne dereceye kadar doğru olduğunu bilmeye, din bahsinin istismarını önlemesi bakımından büyük bir ihtiyaç duyulmaya başlandı. Şimdiye kadar mesele umumiyetle bir demagoji ve cehalet çerçevesi içinde ele alınmış ve bu zaviyeden propagandası yapılmıştı. Böyle hareket edilmesi, benzeri birçok hadiselerde olduğu gibi, memleketin manevi hayatı hesabına yıpratıcı oluyordu. Halbuki böyle ehemmiyetli bir mevzuun ilmi bir şekilde mütalaası gerekiyor. İslamiyet ve Reform müesseslerini iyi bilenlerin fikirlerini öğrenmek icap ediyordu. Aksi halde, ileri mefhumlar adına çok çeşitli ve tamamen birbirinden farklı meselelerde söz söylemeye kendilerini salahiyetli sayan bir yarı – münevver zümresi “İslamiyet ve Reform” gibi hayatı bir mevzuu bile, asli ölçüleri dışına çıkarıp soysuzlaştırmakta tereddüt etmezdi.
“İslamiyet ve reform” münakaşaları, hülasa etmeye çalıştığımız seviyede devam ederken, TÜRK DÜŞÜNCESİ mecmuası “Müslümanlıkta reform lazım mıdır” başlığı altında bir anket açtı. Böyle bir anketin TÜRK DÜŞÜNCESİ gibi ciddi bir mecmua tarafından tertip edilmesi, ilk nazarda ayrı bir itimat ve alaka havasının doğmasına sebep oluyordu. Gerçekten, TÜRK DÜŞÜNCESİ neşir hayatına girdiği beş yıldan beri, cemiyetimizi yakından alakadar eden ehemmiyetli meselelerden bir kısmını demagojinin ve garp medeniyeti adına özden mahrum bir takım formüllerin tekrarcılığını yapan sözde münevver zümrenin inhisarcılığından kurtarmıştır. Mecmuanın sahip ve müdürü PEYAMİ SEFA’ nın devamlı ve faydalı gayretleri neticesinde, meseleler ilmin ve ciddiyetin hakim olduğu bir satha çıkarılmakta: ihtisasın ve müspet zihniyetin ışığı altında incelenerek umumi efkarın bilgisine ulaştırılmaktadır.
“TÜRK DÜŞÜNCESİ”in İslamiyet ve Reform mevzuunda açtığı anketin sorusu aynen şöyledir:
“İslamiyet dininde reformdan çok bahsedilmektedir. Hatta bu konuda bazı yazılarda vardır. Kur’an’ın esaslı hükümlerinde reform bahis konusu olmamak lazımdır. Kur’an’ın esaslı olmayan, fer’i telakki edilebilecek hükümleri var mıdır? Ve bunların tatbikatında her devrin ve memleketin icaplarına uygun tefsirlere taraftar mısınız? (Mesela kıyafet ve ibadet şekilleri v.s)
Bu sorunun tevcih edildiği ilim ve fikir adamlarımız şunlardır:
ODR. PROF. SADİ IRMAK
ORD. PROF. ALİ FUAT BAŞGİL
ORD. PROF. HİLMİ ZİYA ÜLKEN
PROF.DR. ALİ NİHAD TARLAN
PROF.DR. MEHMET KAPLAN
DOÇ. DR. NURETTİN TOPÇU
İSMAİL HAMİ DANİŞMEND
M. RAİF OGAN
PROF. DR. MÜMTAZ TURHAN
PROF. DR. AHMET ATEŞ
Bu şahıslar, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars filolojisi Profesörlerinden Ahmet Ateş hariç anketi cevaplandırmışlardır.
Listenin tetkikinden de kolayca anlaşılacağı gibi, TÜRK DÜŞÜNCESİ fikrini alacağı kimselerin seçiminde gelişi güzel hareket etmemiştir. Kendilerine sual sorulacak olanların memleketimizin en ileri gelen sosyal ilim ve fikir adamlarından olmasına dikkat edilmiştir. Cemiyetimizdeki yeri ve mesleki icabı kendilerini yalnızca dini mevzulara hasretmiş din adamları ile dine karşı açıkça menfi tavır almış ve inkarcı hüviyetleri belli kimseler ankete iştirak ettirilmemiştir. Böylece cevapların kaliteli olmasına, sübjektif peşin hükümlerden kaçınılmaya çalışılmıştır. Meselenin bu tarz ölçüler dahilinde vazedilmesi herhalde isabetli olmuştur.
Ankete verilen cevapların umumi olarak tetkiki bazı ehemmiyetli neticelerin çıkarılmasına vesile olmaktadır. Muhterem ilim ve fikir adamlarımızın cevaplarındaki müşterek noktaları ve bu noktaların neticesi olan bazı umumi hükümleri aşağıya alıyoruz. Her neticeden sonra, ankete cevap verenlerin bu neticelerle alakalı ifadelerinden en mühim kısımları vermeyi de faydalı gördük.
ANKETİN BİRİNCİ NETİCESİ: MÜSLÜMANLIKTA REFORM BAHİS MEVZUU OLAMAZ.
NETİCEYİ TEYİD EDEN CEVAPLAR:
ORD. PROF. DR. SADİ IRMAK: İslamiyet’te anlayış yenilenmesi, ki siz buna reform diyorsunuz, dinin kendisinde yapılamaz. İslamiyet semavi dinler arasında Allah telakkisinde ve ahlak prensiplerinde en yüksek anlayışı temsil eder. Bunda bir anlayış yenilenmesi düşünülemez.
ORD. PROF. ALİ FUAT BAŞGİL: İslamiyet gerek akideleri ve gerek ameli hükümleriyle peygamber tarafından nasıl talim edildi ve gösterildiyse, hiç şekil değiştirmeden, 14 asra yakın bir zamandan beri devam edip gelmektedir. İslamiyet’in ne itikadiyatında, ne de ameliyatında (deforme) olmuş bir cihet yoktur ki (reforme) olması bahis mevzuu olabilsin.
ORD. PROF. HİLMİ ZİYA ÜLKEN: Kanaatimce dinde reformdan ziyade modernimden bahsetmek doğru olur. Çünkü reform – İslam tarihinde görülen şekilleriyle – şiddetli taassuba meydan vermektir.
PROF. ALİ NİHAD TARLAN: Kur’anı Kerimde bir tek hüküm gösterilemez ki,bugünün müspet ilmine ve hür düşünceye aykırı, yahut zıt olsun. Binaenaleyh her hükmü hiçbir surette yerinden oynatılamayacak kadar sağlam, doğru ve aklı selime müstenit İslam dininde reforma lüzum ve ihtiyaç yoktur.
PROF. DR. MEHMET KAPLAN: Kur’anın kendisinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Bir Müslüman için o bütünüyle “mukaddes”tir. “Tanrı kelamı”dır. Bir ayetine dahi dokunulamaz.
DOÇENT DR. NURETTİN TOPÇU: İslam dininde reformdan bahsedenlerde maalesef ne reformun manası, ne de İslam’ın mahiyeti hakkında vukufa rastlanmamaktadır. Bunların gerçek ve samimi durumları ya bilgisizlikten ya da İslam aleyhtarlığından ibaret olmaktadır. Daha doğrusu, bunların şuur altında yaşattıkları dini hayat nefreti şuurlarının sathında, pek sathi bilgisine sahip oldukları reform ifadesine bürünüyor… İslam’da, Hıristiyan dünyasındaki manada bir reform söz konusu olamaz.
İSMAİL HAMİ DANİŞMEND: Bu ne lüzum ne de ihtiyaç vardır. Çünkü İslamiyet en son ve en mükemmel din olması bakımından, zaten gerekli ıslahatı bizzat kendisi yapmıştır. Kur’an’ı Kerim de salih, katıksız bir din kitabıdır. Doğrudan doğruya Tanrı kelamıdır. Eğer İncil gibi değiştirilmiş, uydurulmuş bir kitap olsaydı, o zaman reform bahis konusu olabilirdi.
PROF. DR.TURHAN: Dinde ne asli, ne de tali hükümlerde doğrudan doğruya bir reform yapılamaz buna teşebbüs edilmesi de caiz değildir. Esasen reform dinde değil, cemiyette, cemiyetin diğer müessese ve faaliyet sahalarında yapılır.
M. RAİF OGAN: Netice… Allah’a Allah’ın noksan ve hatadan münezzeh olduğuna, kitabına ve resulüne inandıktan sonra Kur’an’ın tebliğleri, Salih sünnetlerin talimleri üzerinde reforma gidilemez.
ANKETİN İKİNCİ NETİCESİ: İÇTİHAT KAPILARI KAPANMAMIŞTIR.
NETİCEYİ TEYİD EDEN CEVAPLAR:
ORD.PROF. SADİ IRMAK: Salahiyetli adamlardan yani dini iyi bilen ve müspet ilimlerden de hiç olmazsa birini kavramış olan kimselerden mürekkep bir ilim meclisi siyasi gayelerden uzak, bu “mana verilişte yenileme” yani hükümlere, asıl nüzul gayelerine daha uygun bir tefsir hazırlamayı ele almalıdır.
ORD. PROF. DR. ALİ FUAT BAŞGİL: Şurasına dikkat olunsun ki, bu dört mezhep müçtehitlerinden sonra artık içtihat edilemez, çünkü içtihat kapısı kapanmıştır denilemez. Böyle bir iddiada bulunmak İslamiyet’in ruhunu, reyülesasını bilmemektedir. Dediğim gibi içtihat daima mümkündür.. İmdi bugün İslam dünyasının muhtaç olduğu ve beklediği şey, bence “reform” gibi İslam taklitçiliği değil, imam-ı azam Ebu Hanife gibi bir müçtehittir.
PROF. ALİ NİHAD TARLAN: İçtihat kapısı açık ve “Ahkam zamanla değişir” umdesi de cari olduğuna göre, esasa taalluk etmeyen şekli meselelerde, cemiyetteki birlik ve beraberliği bozmamak şartı ile yeni tefsirler yapılabilir.
DOÇENT DR.NURETTİN TOPÇU: Hukuki ahkam ile muamelata ait hükümlerin devrin icaplarına ve her zaman değişen ihtiyaçlara uygun hale getirilmesi, esasen İslam hukukunun dayandığı esaslardan biridir.
İSMAİL HAMİ DANİŞMEND: … Fakat Kur’an’ı Kerimde sadece esasları zikredilen, teferruatına sonradan müçtehitlerin tespit ettikleri hükümler, “ahkam zamanla değişir” sözü mucibince zaten asırlar boyunca değişe gelmiştir.
M.RAİF OGAN : İçtihat kapısı şer’an kapanmış değildir. Asrın ihtiyacından dolayı ulema kendi kararlarıyla bu yolu kapamışlardı yoksa, ardına kadar açıktır. Ama, içtihadın da müçtehidin de ilmi şartları vardır.
ANKETİN ÜÇÜNCÜ NETİCESİ: KILIK KIYAFET ŞEKLİ MESELESİ. AHLAKİ ENDİŞELER MAHFUZ KALMAK ŞARTI İLE, İSLAMİYETİN ASLİ PROBLERİNDEN DEĞİLDİR.
NETİCEYİ TEYİD EDEN CEVAPLAR:
ORD. PROF. DR. SADİ IRMAK: Medrese anlayışı kadını çarşafa sokmuştur. Kur’anı Kerimin hiçbir yerinde böyle bir hüküm yoktur. Elbette din, vücut teşhirine götüren bir dekolteyi tecviz edemez.
ORD. PROF. HİLMİ ZİYA ÜLKEN: …Kıyafete gelince, bunların nas’la alakası olmayıp sonraki asırlarda safha safha teşekkül edenleri tespit edilince üzerlerinde asrın ihtiyaçlarına göre tadiller yapmak mümkündür. Burada artık güzel ve uygun yeniliklere mukavemet edecek dinin kendisi değil, katılaşmış ve içtimai fonksiyonu kalmamış eski bid’atlara ait müessesler ve onların zihniyetidir.
PROF. ALİ NİHAD TARLAN: … Teferruata müteallik hükümler ise, cemiyette birlik ve beraberliği sağlamak için, önce peygamberimiz sonra da büyük içtihatçılar tarafından tefsir ve tespit edilmiştir.
DOÇENT.DR. NURETTİN TOPÇU: İslam da ve hatta hiçbir dinde kıyafet davasına rastlanmaz. Yalnız kadının örtülmesi esası, birçok dinlerde rastlanan, uzvi heyecanlardan uzaklaştırma idealine bağlı bir spiritüalizm işaretidir.
İSMAİL HAMİ DANİŞMEND: Kur’anda kıyafet şekilleri tahdit ve tespit edilmemiştir. Sadece, gerek erkeklerin gerekse kadınların – erkeklerin ki az, kadınlarınki daha çok – örtünmeleri için emir vardır. Bu hükmün teferruatı büyük imamlarca tespit edilmiştir.
Görülüyor ki, anketin cevaplarından çıkardığımız neticelerden birincisi, “İslamiyet’te reform yapılamayacağı” hususunda, cevap verenlerin tam bir ittifakı vardır. İçtihat ve kıyafete müteallik neticeler verilirken ankete iştirak edenlerden bazılarının fikirlerine rastlanmamasına sebep, bu meselelere doğrudan doğruya ve sarih olarak temas etmemeleridir. Ancak, çıkardığımız neticeye aykırı hükümlerin bulunmayışı, bilakis bu neticeleri teyit edeci mahiyetteki izahların mevcudiyeti varılan sonuçların isabetini teyit etmektedir.
Anketi hazırlayan Muhterem Peyami Sefa’nın da dediği gibi “Maksadımız problemi bir çırpıda halletmek değil, yapılacak incelemelere hız ve cesaret veren bir düşünce zemini hazırlamaktadır.”
Milletimiz ve bütün İslam milletleri ve medeniyeti için büyük ehemmiyeti olan yanlış bir yola sapıldığı takdirde tehlikeli durumlara sebebiyet verebilecek bir meselenin halli mevzuunda, ankete cevap verenlerden M. Raif Oğan’ın aynen aşağıya aldığımız cümlelerin ifade ettiği manayı okuyucularımızın dikkatine arz ederiz:
“Teşrih, tedavi ve fizyoloji babında nasıl ki, tabip olmayan askeri ıslahattan ordunun erkanı fenniyesinden bulunmayan lisan alimi olmayan bahsedemezse (yani, ıslahat lüzumundan), dinde reformun gerekli bulunduğundan da din ilimleri ile arası açık kalmış bulunan bahsedemez, yahut bahsetmemesi icap eder. Meselenin garip tarafı buradadır ki bizde vaziyet tamamen aksinedir. Reform isteyenler ya gazeteci, ya emekli ilk mektep öğretmeni, ya devrimci şair yahut diş hekimi ve emsali kimselerdir.”
Esaslarında ankete cevap verenlerle aynı kanaatte olduğumuz bu mesele hakkındaki görüşlerimizi gelecek sayılarımızda etraflıca yazacağız.

Türk Yurdu S 1 Sayfa:13-14