(Yazı gunaskam.com‘dan alınmıştır.)

Gün Taş 

1990’larda Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, Sovyet hâkimiyetinin sona erdiği coğrafyada ulusal söylemlerle yeni bağımsız devletlerin ortaya çıkması, başka ülkelerin hâkimiyetinde olan etnik toplulukları ulusal kimlik arayışlarına yöneltmiştir. Bu çerçevede, 2000’li yıllarda Güney Azerbaycan’da Türkler arasında başlayan milliyetçilik akımı da tekrar canlanmaya başlamıştır.

1990’larda Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, Sovyet hâkimiyetinin sona erdiği coğrafyada ulusal söylemlerle yeni bağımsız devletlerin ortaya çıkması, başka ülkelerin hâkimiyetinde olan etnik toplulukları ulusal kimlik arayışlarına yöneltmiştir. Bu çerçevede, 2000’li yıllarda Güney Azerbaycan’da Türkler arasında başlayan milliyetçilik akımı da tekrar canlanmaya başlamıştır.

İran ve çevresi tarihin her döneminde küresel güçlerin baslıca nüfuz altına almaya çalıştıkları bölgelerden birisi olmuştur. Güney Azerbaycan Türkleri yirmi beş milyon civarındaki nüfuslarıyla İran içerisinde Farslarla birlikte en güçlü topluluktur. Jeopolitik konum, sosyo-kültürel yapı, ekonomik güç ve nüfus potansiyeli itibariyle İran’da yaşanan siyasal değişimlerde öncü rol oynamışlardır. 1924’ten sonra bu durum değişmeye başlasa da İran’daki güçlü konumları devam etmektedir. Bazı kaynaklarda 1979 İslam Devrimi’nden sonra Güney Azerbaycan Türklerinin İran rejimine entegrasyonunda Şii İslam anlayışının önemli bir etkide bulunduğu iddia edilmektedir. Hâlbuki Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte ve son yüzyıl içerisinde Güney Azerbaycan Türklerinde milliyetçilik hareketinin giderek yaygınlaşıp kurumsallaşması Fars etnik grubuyla ilişkilerin hangi yönde seyredebileceği sorusunu akıllara getirmektedir. ‘’Azeri’’lerin Fars ırkının bir kolu olduğu savı Farslar arasında çok popülerdir. Bu nedenle İranlı Azerbaycan Türkleri kendilerine ‘’Azeri’’ denmesini istememektedirler. Çalışmada ‘’Azeri’’ yerine ‘’Azerbaycan Türkü’’ ve ‘’Azerbaycanlı’’ ifadeleri kullanılmıştır.

Güney Azerbaycan Türkleri Farslardan sonra İran’daki en kalabalık etnik topluluktur. Son yüzyılda ortaya koydukları siyasi faaliyetlerle İran’ın kaderinde belirleyici roller üstlenmişlerdir. Özellikle Pehleviler döneminde olmak üzere İran yönetimindeki Farslar ve bir grup Azerbaycanlı tarafından, Azerbaycan Türklerinin Türk olmadıkları, tarih boyunca İran’ın Türkler tarafından işgal edildiği dönemlerde etki altında kalarak Türkleştikleri, aslında Fars oldukları iddia edilmektedir. İran’da Azerbaycan Türkleri azınlık olarak kabul edilmemektedir. Bunun aksini iddia ettiklerinde ve hak talep ettiklerinde baskıyla karsılaşmışlardır.

Azerbaycan Türkleri siyasi alanda gerek İran’la topyekûn hareket ettiklerinde gerekse ayrılıkçı hareketlere giriştiklerinde İran’da değişimin modernleşmenin ve demokratikleşmenin öncüsü olmuşlardır. Son yüzyılda İran’ın geçirdiği her sıcak dönemde adından bahsettiren, devrimlerde öncü rolü üstlenen, birkaç kez devlet kuran, düşünce, siyaset, bilim ve sanat alanında önemli insanları İran’a kazandıran bu topluluk hakkında Türkiye’de yayınlanan eserler çok kısıtlıdır. İran’da Azerbaycan Cumhuriyeti’ndekinden çok daha fazla Azerbaycanlının yasadığını bilenlerin sayısı dahi çok azdır. Bu çalışmada İran’daki Güney Azerbaycan Türklerinin Şiilik ve Türk milliyetçiliği ile aynı anda muhatap olmalarının hangi sonuçları doğurduğu ve Güney Azerbaycan Türklerinin geleceğinin ne yönde seyredeceği sorularına cevap aranacaktır.

BİRİNCİ BÖLÜM

İRAN İSLAM CUMHURİYETİ 

    1.1.   İran Coğrafi Konum ve Özellikleri

İran 1,648,195 km2′lik yüz ölçümü ile dünyanın en geniş 18. ülkesidir. Bir Ortadoğu ülkesi olan İran, kuzeyden Azerbaycan, Ermenistan ve Türkmenistan, doğudan Afganistan ve Pakistan, güneyden Basra ve Umman körfezleri, batıdan da Irak ve Türkiye ile çevrilidir. Hazar denizine 675 km, Umman körfezine 784km, Basra körfezine de 1259 km uzunluğunda sahili vardır. Konumu, Güneybatı Asya’da ülkesidir. Güneyde Basra ve Umman Körfezi, kuzeyde ise Hazar Denizi ile çevrilidir. Türkiye, Azerbaycan, Ermenistan, Irak, Pakistan, Afganistan ve Türkmenistan ile kara sınırına sahiptir.

Komşu ülkeleri Afganistan 936 km, Ermenistan 35 km, Azerbaycan sınırı 432 km, Irak 1,458 km, Pakistan 909 km, Türkiye 499 km, Türkmenistan 992 km. Başkenti Tahran şehridir. Önemli şehirler: Meşhed, Isfahan, Tebriz, Şiraz, Ahvaz, Abâdân, Hemedan, Kirmanşâh, Kum, Hurremşehr. İran’ın büyük bir bölümü yüksek ovalar ve geniş çöllerden meydana gelir. Ülkenin yüksek bir ovadan meydana gelen bölümü kuzeyde Elbruz Dağları,güneybatıda ise Zağros Dağları ile sınırlıdır. Bu ovanın merkezi iki büyük çöllekaplıdır. Deşt-i Kebir (Tuz çölü) ve Deşt-i Lut (Kum çölü) tam bir çöldür.

 1.2.İran Siyasi Yapı ve Özellikleri

Yönetim biçimi İslâm Cumhuriyeti. Genel yapı olarak İran’da Şubat 1979’da Pehlevi Rejiminin yıkılışıyla dini esaslara dayalı İslam Cumhuriyeti kurulmuştur. Tüm kuvvetlerin başında dini lider ve yürütmenin başında ise cumhurbaşkanının bulunduğu İran’da yönetim kuvvetler ayrılığı prensibine dayanır. Siyasi yapının oluşumu İran siyasal sistemi 1979′da kabul edilen anayasaya göre oluşturulan birkaç karmaşık yönetim yapısına göre işlemektedir. En yüksek devlet makamı şimdiki Ayetullah Ali Hamaney’in üstlendiği İran dini liderliğidir. Devlet başkanı Ağustos 2005 tarihinden beri Mahmud Ahmedinejad görevdedir. Başkan Muhammed-Rıza Rahimi. İslam Cumhuriyeti tarihi boyunca, 1979’dan beri İran’ın iç dinamikleri ile dış politika gündemi ve yaklaşımı karşılıklı olarak birbirlerini doğrudan etkilemiştir.

Geçen otuz yıl boyunca İran’ın dış politikası önemli ve anlamlı bir şekilde değişmiştir. İslam Cumhuriyeti ilk başlarda uluslararası sistemin geçerli olan normlarını inkâr etse de, devletlerarası ilişkilere ideolojiden çok ulusal çıkarlar temelinde yaklaşmaktadır. Ancak yine de İran’ın ulusal çıkarları en temelinde “batı karşıtlığı” ve “anti semitism” olarak uygulanmaya büyük ölçüde devam etmiştir. Reformcu politikaların en kuvvetli şekilde hissedildiği Hatemi’nin ilk döneminin aksine ikinci dönemde 2001’de 11 Eylül saldırıları ve 2003’de ABD’nin Irak işgali nedeniyle bir durgunluk dönemi yaşanmıştır.

Bir başka önemli nokta da algılanan dış tehdide karşı İran halkının, kendini tanımladığı ve birleştirici olarak gördüğü unsurun halen İslami Cumhuriyet rejimi olmasıdır. Aslında bu durum, 1990-2005 yılları arasında görülen siyasi, kültürel, ekonomik, sosyal alanlardaki reformcu eğilime rağmen İslam Cumhuriyeti ideolojisinin ve rejimin halk arasında ne kadar yerleşmiş ve benimsenmiş olduğunu ve halen desteklendiğini açıkça göstermektedir[1].

     1.3.İran Nüfus Yapısı

İran’da 2006 da yapılan en son nüfus ve hane halkı sayımına göre İran’ın nüfusu 70.495.782, nüfusu yoğunluğu her kilometre kareye 43 kişi ve yıllık Ortalama nüfus artışı %1,6 olmuştur. Bu nüfusun 35.866.362 yani %50,9 erkekler ve 34.629.420 yani %49,1 Kadınlar oluşturmaktalar. Muhammad Nazimi Ardakani İran Nüfus İdaresinin başkanın son açıkladiğı rakamlara göre 2009 da İran nüfusu 72 milyon 847 bin 50 kişiye ulaşmıştır. Bu son veriye göre İran nüfusu yaklaşık 73 milyon civarındadır. 2006 sayımına göre İran en büyük şehirleri şöyledir: Tahran (7.088.287 kişi) Maşhad (2.427.316 kişi ) İsfahan (1.602.110 kişi ) Tebriz (1.398.060 kişi ) Karac (1386,030) ve Şiraz (1.227.331 kişi)[2].

     1.3.1.Etnik Yapı

İran nüfus yapısı, etnik olarak Fars, Türk, Kürt, Arap, Beluç, Tümken ve… Gibi guruplardan oluşmaktadır. Rafael Blaga (1997) göre İran’ın etnik yapısı: Farslar %40,Azeri %32 ve Diğer %28 olarak vermektedir. Ve Etnik azınlık olarak Kürt, Lor, Teberi, Gilek, Lek, Arap, Beluç, Sistani, Tacik ve Türkmenleri saymaktadır. İran’da siyasi ve güvenlik meseleleri bahane edilerek Şah döneminde bu güne kadar etnik bir sayım yapılmamıştır. Bu konuda devlet tarafından her hangi bir statiktik ilan edilmemiştir. Böyle İstatistikler anacak tahmini olabilir. İran’da resmi siyaset kurumunun bütün İran’ın Farslardan oluştuğunu iddia etmesine rağmen İran nüfusunun büyük bir kısmının Fars olmadığını göstermektedir.

İran’da ki araştırmalarda genelde Tahran bir Fars kenti olarak ele alınır. Ama bu tümden yanlış bir kanıdır. Çünkü Tahran’da ki Türk ve başka etniklerin nüfusu gözlegörünür bir şekilde çok sayıdadır. İran’da siyasal ve ekonomik olarak etkin olan iki etnik var Fars ve Türk etniği. Ama 1925 sonra bu etkinlik Fars etniği lehine değişmiş ve Türk etkinliği azaltılmıştır. Ülkenin yönetiminde söz sahibi olmak isteyen, sosyal ve kültürel haklara sahip olmak isteyen, kendi kaderlerini belirlemek için ve Fars etniğinin ayrıcalıklı konumuna karşı siyasi mücadele veren Etnikler olarak Türkleri, Kürtleri, Arapları, Beluçları ve Türkmenleri gösterebiliriz.

Başka etnik guruplar var olan durumu kabullenmiş gibiler. İran nüfusunun etnik yapısı ile ilgili çok kesin ve herkesin kabul edebileceği rakamlar yoktur. Bazı kaynaklar etniklerin yoğun olarak ikamet etiği illerin rakamlarını veri olarak kabul ederken, bazı kaynaklar ise devletin yaptığı nüfus sayımında ki rakamları ile oynadığını ileri sürerek bu verileri şüpheli ve ayarlanmış rakamlar olarak görüyorlar. İllerin genel nüfus sayımına göre etniklerin nüfusunu temel alan verilerin en önemli eksik yanı Tahran, Maşad, Karac, Bandar Abbas ve… Diğer kentlere göç etmişlerin göz ardı edilmesidir. Özelikle Türklerin (Azeri Türkleri, Türkmenler, Kaşkaylar ve Türklerin çeşitli boylarından olan guruplar) İran’da çok geniş bir coğrafyada ve çeşitli adlar ile yaşadıklarını dikkate aldığımızda bu verilerin ne kadar itibar edilebilir olduğu konusunda karar vermek zordur.

Türkler, Azerbaycanlı, Halaç, Kaşkay ve başka lehçeleri ile Doğu Azerbaycan, Batı Azerbaycan, Erdebil, Kazvin, Zencan, Tahran, Gorgan, Horasan, Hamadan, Fars illerinde ve Karac, Varamın, İslam şehir, Save, Arak gibi şehirlerde yaşmaktalar. Bazılarına göre Tahran’ın nüfusunun %60 Türkler oluşturmaktalar. Ve bu şehir İstanbul’dan sonra dünyada en büyük Türk nüfusunun yaşadığı şehirdir. İran nüfusunun %25 ile %33 Türkler oluşturmaktalar. Kürtler, Fars ve Türk etniğinden sonra nüfus sayısı olarak İran’ın üçüncü etniği konumundalar. Kürtler yoğun olarak İran ile Irak ve Türkiye sınırında ve bazı aşiretleri ise Horasan ilinde yaşamaktalar. Kürtler Kürdistan ili, Kermanşah ve Lorustan ile Batı Azerbaycan ilinin bazı şehirlerinde yaşamaktalar. Kürtler bazı şehirlerde Türkler ile karışmış durumdalar. Kürt ve Türk siyasi gurupları bu konuda bir anlaşmazlık içindeler. İran’da ki merkezi yönetim bu özel konumu korumak ve Kırız zamanında Kürtler ile Türkleri karşı karşıya getirmek istemektedir iddiaları vardır.

Beluçlar İran’da ki var olan milli kimliği ve özelikle milli kimliğin Şiilik yanını ciddi olarak sorgulayan diğer bir etniktirler. İran’ın güney doğusunda İran’ın Pakistan ve Afganistan’la olan sınırında yaşayan, Sünni mezhebine inanan Beluç etniği de İran’da sosyal ve siyasal haklar için mücadele eden bir diğer etnik guruptur. Beluç nüfusunun ana vatani olan Belucıstan İran’da ekonomik ve gelişmişlik açısından en geri kalmış bölgedir. Beluçlara uygulan baskı türü de diğer guruplara uygulanandan daha farklıdır. İran merkezi yönetimi bölge insani Şiileştirmek istemektedir. Buleclar İran merkezi yönetiminin etnik ve mezhebi ayrımcılığına karşı silahlı mücadele yürütmekteler.

Araplar’da İran’da ki siyasal ve var olan İran milli kimliğinde hoşnutsuz olan milli etniklerdenler. “Statiktik verilere göre Huzistan ilinin 5,5 milyon nüfusu vardır. Bu nüfusun %75 Araplar oluşturmaktalar. Elbette Araplar sadece bu ilde değil, İran’ın başka yörelerinde de yaşmaktalar. Türkmenler’de İran’da ki devlet politikalarından rahatsız olan ve İran Milli kimliğini sorgulayan etniklerden sayılmaktalar. Hazarın doğu kıyısından başlayarak Horasan doğru, Türkmenistan Cumhuriyeti ile İran sınırında yaşayan TürkmenlerSünni mezhebine inanmaktalar. Türkmenler Gülustan ve Horasan ilinde yaşamaktalar ve İran nüfusunun %3 oluşturmaktalar. Türkmen siyasi guruplar Türkmenlerin nüfus oranlarının 4 milyon olduğuna inanmaktalar.

Bağımsız kaynaklar ise Türkmenlerin nüfusunun 1,5 milyon ile 2 milyon arasında olduğunu düşünmekteler. Türkmenler de Fars etniği dışında ki diğer etnikler gibi kültürel, siyası ve ekonomik olarak ayrımcılık ile karşı karşıyalar. Türkmenlerde diğer Sünni guruplar gibi mezhebi ayrımcılık ile de karşı karşıyalar. Amerikan Gizli Haber alama servisine göre: İran’ın etnik yapısı şöyledir. Farslar %51,Azeri %24, Gilak ve Mazandarani %8, Kürt %8, Arap %3, Lor %2, Beluc %2, Türkmen %2 ve Başka guruplar %1’dir.

     1.3.2.Dini Yapı

İran nüfusunun ne kadarının hangi dini inanç ve mezhebe mensup olduğu konusunda da çeşitli rakamlar telaffuz edilmektedir. Bunu nedeni ise resmi mezhebin Şiilik olması ve bu mezhebin dışında kalanların hangi mezhebe ait olukların çok rahat ifade ede bilmemelerinden kaynaklanıyor. İran nüfusunun %98 Müslümanlar oluşturmaktalar. Şii; Sunni; Alevi ve İslam’ın başka tarikatlarına mensup olanlardan oluşan bu Müslümanların arasında Şiiler çoğunluğunu oluşturmaktalar. Sünni ve Aleviler hakkında tam bir bilgi olmamakla beraber. Çeşitli kaynaklara göre çeşitli rakamlar telaffuz edilmektedir. Amerikan gizli haber alma servisine göre İran nüfusunun %98 Müslümanlar(%89 Şii, %9 Sünni),%2 diğerleri(Zerdüşti, Yahudi, Hıristiyan ve Bahaî) oluşturmaktalar.

Sünnilerin İran’da ki coğrafi dağlımı çok geniştir ve İran’ın nerdeyse her yerinde sayısından aslı olmayarak Sünni mezhebine inananları görebiliriz. Ama Suniler daha çok İran’ın sınır bölgelerinde yaşamaktalar. Ve İran sınırlarında bir Sünni kuşağından söz edebiliriz. Nüfusun %98 Müslümanlar oluşturmaktalar. %89 Şiiler ve %9 Sünniler(Türkmenlerin Ve Arapların çoğunluğu, Beluc ve Kürtler ),Alevilerin nüfusundan hiç bir veri Olmamasına karşın sayıları 5 milyon ile 7 milyon arasında tahmin edilmektedir. Gayrı Müslümanlar nüfusun %2 oluşturmaktalar. Gayri resmi tahminlere göre bu %2 gayri Müslüman nüfusu Bahaîler, Yahudiler, Zerdüştiler ve Hıristiyanlar oluşturmaktalar. Bahaîlerin nüfusu 300 bin ile 350 bin, Yahudilerin 20 bin ile 25 bin ve Hıristiyanların 300 binkişi olduğu tahmin edilmektedir. Hıristiyanların çoğunluğunu Ermeniler oluşturmaktalar. Hıristiyanlar arasında ki Asurîlerin nüfusunun 10 bin ile 20 bin arasında olduğu tahmin edilmektedir. Zerdüştilerin nüfusu Devlete göre 30 bin ile 35 bin arasında tahmin edilmekte, ama Zerdüştiler nüfuslarının 60 bin kişi civarında oluğunu iddia etmekteler [3].

İKİNCİ BÖLÜM

GÜNEY AZERBAYCAN BÖLGESİ

     2.1.Güney Azerbaycan Tarihi

Rus-İran savaşlarını izleyen, Gülistan(1813) ve Türkmençay (1829) Barış Antlaşmaları sonucu ikiye bölünmüş Azerbaycan, bugüne kadar değişik rejimler altında sömürge olarak varlığını sürdürmüştür. Kuzey Azerbaycan önce Çarlık Rusya’sı boyunduruğunda Kafkas Azerbaycan’ı, sonra Sovyet Rusyası yönetimi altında Sovyet Azerbaycan’ı olarak varlığını sürdürmüş, ancak 1991 yılında bağımsızlığını ilan ederek Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti adıyla özgürlüğünü kazanmıştır. Güney Azerbaycan ise, önce İran Şahlığı yönetiminde, şimdi de İran İslam Cumhuriyeti yönetimi altında varlığını sürdürmektedir. Azerbaycan Türkleri, Rus ve Fars hegemonyası altında kendi dilini, geleneklerini, soy kökünü kaybetmemek için kültürel kimlik arayışlarını, bu yolda büyük bedeller ödeyerek bugüne kadar taşımıştır.

10 Temmuz 1804 tarihinde, Rusya ile İran arasında savaş başladı. Rus Ordusu, birbirinin ardı sıra, Karabağ, Şeki, Şirvan, Guba, Bakü, Lenkeran Hanlıkları’nı ele geçirdi. Böylece, kuzeydeki birçok hanlık Rusya’nın egemenliğine girdi. Kacar Orduları’nın, Rusları durdurma çabaları başarısızlıkla sonuçlandı. Bunun sonucunda, İran ile Rusya arasında 13 Ekim 1813 tarihinde Gülistan Barış Antlaşması imzalandı. Çar 1. Aleksandr’n temsilcisi Rus Ordusu Başkomutanı General Nikolay Rtişşev ve İran Şahı Feteli Şah Kacar’ın resmi temsilcisi Mirze Abdül Hasan Han tarafından imzalanan “ebedi barış ve dostluk” antlaşması ile, antlaşmanın taraflarına karşı savaşan bir halk, antlaşmaya taraf dahi olmaksızın iki parçaya bölündü. Bu sonuç, güç ve adaletsizliğin, gücünü birleştirmeyi bilmeyenlere karşı, bugüne dek süren zaferi oldu. 11 maddeden oluşan bu antlaşmaya göre, bu iki istilacı devlet (Rusya ve İran) arasındaki sınır hattı Aras Nehri olarak kabul edildi ve Azerbaycan, Kuzey Azerbaycan ve Güney Azerbaycan olarak ikiye bölündü [4].

     2.2.Güney Azerbaycan Coğrafi Konum ve Özellikleri

İran Azerbaycan’ı olarak da adlandırılan Güney Azerbaycan; kuzey-de Aras Nehri, batıda Doğu Anadolu, güneyde İran’ın Kürt bölgesi ve Ham-se, doğuda Talış ve Muğan Dağları ile sınırlı ve Azeri Türkleri ile meskûn, Azerbaycan, Hindistan, Anadolu, Kafkasya ve İran yolları üzerinde olması bakımından stratejik önemi olan bir bölgedir. Söz konusu alan coğrafi özel-likleri bakımından denizden uzak, yüksek bir yayla konumundadır. Sehend ve Sebelan en yüksek dağları iken, pek çok nehirlerin döküldüğü Urmiye gölü ise deniz seviyesine en yakın bölgesidir. Kuzeyde Araz ve güneyde Kızıl Üzen, Güney Azerbaycan yaylalarını sulayan derelerin döküldüğü ve bunları Hazar Denizi’ne ulaştıran önemli nehirlerdir.

Güney Azerbaycan, elverişli iklimi, yeterli yağış alması sebebiyle İran’ın en verimli tarım alanlarına sahiptir. Aynı zamanda önemli bir hayvancılık merkezidir. Yakın zamana kadar İran’ın en önemli sanayi bölgesi olan Güney Azerbaycan’ın belli başlı şehirleri şunlardır; Tebriz, Hamedan, Urmiye, Erdebil, Kazvin, Zencan, Hoy, Marağa, Miyana, Merend, Eher, Miyandab, Salmas, Nagede, Ebher, Bicar, Takestan, Sarab, Mişkin (Hiyov), Astara, Makü, Halhal, Gorve, Mugan (Germi), Heştrud, Geydar (Hudabende), Save, Kengaver.(Blaga 1997:279) 1906 yılında İran’da kabul edilen seçim yasasına göre oluşturu-lan Azerbaycan eyaletine ise şu şehirler dâhil edilmiştir; Tebriz, Urmiye, Hoy, Deylemgan, Makü, Marağa, Binab, Miandoab, Sovucbulak, Dehhargan, Merend, Eher, Erdebil, Meşkin, Astara, Halhal, Serab, Miyane ve Saingala.

     2.3.Güney Azerbaycan Etnik ve Dini Yapısı

Güney Azerbaycan topraklarının tarih boyunca uzunca bir süre İran sınırları içerisinde olması nedeniyle bölgenin etnik ve dini yapısına dair yapılacak bir inceleme için İran genelinden Güney Azerbaycan özeline inilmelidir. İran tarihine bakıldığında -öncesi olmakla birlikte -Şah İsmail’in Safavi Devleti, Nadir Şah’ın Afşar hükümdarlığı ve Kaçar Hanedanlığı dö-nemlerinde Türkler, devletlerin hâkim ve kurucu unsuru olmuşlardır. Bu durum 1925 yılına kadar devam etmiş, Kaçar Hanedanlığı’nın yıkılıp Rıza Pehlevi’nin Şah olmasıyla birlikte İran’da Türk idaresi sona ermiştir. Bu tarihten sonra İran’ın farklı coğrafyalarında yaşayan çeşitli Türk unsurları Rıza Pehlevi döneminde Fars milliyetçiliğine dayalı İran Devleti’nde azınlık olarak yaşamak durumunda kalmışlardır. Humeyni devriminden sonra, Şii inancına dayalı olarak kurulan teokratik İran İslam Cumhuriyeti’nde Fars milliyetçiliğine dair uygulamalara devam edilmiştir.

İran’ın etnik yapısı geçmişten günümüze hiçbir dönemde homojen bir yapıda olmamış, bu durum ülkenin idaresi açısından da farklı etnik bölgelere ayrılmasına sebep olmuştur. M.Ö 559 yılında İrani Akameniş Devleti’nin kurulmasından 1925 Kaçar Hanedanlığı’nın yıkılmasına kadar İran; eyalet veya federatif sistemle yönetilmiş, Kaçar Hanedanlığı döneminde ise devletin resmi adı “Memâleke Mahruseye İran (İran korunmuş ülkeleri) olmuştur. Günümüzde İran’daki temel etnik bölgeler şöyledir; Farsistan (bu bölgeyi Farsların yaşadığı merkezi bölge olarak adlandırmak daha doğ-rudur.) Azerbaycan, Belucistan, Loristan(Luristan), Kürdistan, Arabistan, Laristan, Lekistan, Türkmenistan, Gilan, Mazenderan Bunlardan başka İran’ın çeşitli bölgelerine yayılmış şekilde yaşayan az sa-yıda da olsa Ermeni, Nasturi gibi farklı etnik/dini gruplar ve yukarıda bahsedilen temel etnik grupların alt kolları bulunmaktadır.

Safevi Devleti’nden günümüze söz konusu coğrafyada egemen dini mezhep kendi içinde inanç farklılıklarını barındırmakla birlikte Şiiliktir. Bunun yanında Suni İslam inancına bağlı Talışlar, Kuzey Kürtleri, Türkmenler, Beluçlar, Kazaklar, Sistaniler, Larlar, Tatlar olduğu gibi Hristiyan Ermeni, Nasturiler çok az miktarda da olda Zerdüştler, Yezidiler, Museviler de yıllardır bu coğrafyada varlığını sürdürmüştür. Azerbaycan Kuzey batı İran ve Güney Kafkasya’da yerleşen ve çoğunluğu Azeri Türkleriyle meskûn olan tarihsel bir ülkedir. Azeri Türklerinin toprakları Rusya’nın Kafkasya’da genişlemesi ve Kaçar Hanedanlığı ordusu başkumandanı Prens Abbas Mirza’nın Ruslara yenilmesi sonucunda 1813 ve 1828 yıllarında imzalanan Türkmençay ve Gülistan anlaşmalarıyla ikiye ayrılmıştır. Bu anlaşmalar sonu-cunda Dağıstan, Gürcistan, Ermenistan ve bugünkü Azerbaycan toprakları İran’dan ayrılmış, Güney Azerbaycan ise Kaçar Hanedanlığı’nda kalmıştır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Kuzey Azerbaycan bağımsızlığını kazanmıştır, fakat söz konusu bölünmüşlük günümüzde de sürmektedir [5].

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

İRAN GÜNEY AZERBAYCAN SORUNU

     3.1.Güney Azerbaycan Türklerinde Kimlik Sorunu

1979’dan günümüze kadar İran’daki Şia merkezli totaliter sistemin ideolojik olarak zayıflaması kimlik düzeyinde İranlılık olgusuna ciddi darbeler vurmuştur. İran İslam Cumhuriyetinin kendi siyasal uygulamalarını Şia yorumuna dayandırması sonucu rejimin meşruiyet sorunu ile karşılaşması Şiilik İslam’ın ülke içinde birleştirici faktör olma özelliğini zayıflatmaktadır. Şii İslam’ın siyasi anlamda güçsüz hale gelmesi genel olarak İranlılık kimliğine de yansımakta bu da Siayı tarihi süreç içinde İran’da yaygınlaştıran ve mevcut Farslılık temeline dayanan iktidarın yönetim vizyonunu paylaşmayan Azerbaycanlıların İranlılık algısını değiştirmektedir. Bu durum ise Güney Azerbaycan Türkleri açısından bir ikilem yaratmaktadır. Bir yanda sistemle bütünleşme ve diğer yanda sistemden ayrılma eğilimleri bir arada yaşanmaktadır. Dolayısıyla Güney Azerbaycan Türklerinin sistem içinde yer almasında ortak mezhep olan Şiilik unsuru bir ölçüde etkin olurken, özel anlamda âdem-i merkeziyetçilik, genel anlamda da İranlılık olgusu Güney Azerbaycan Türk milli hareketine yön veren asıl unsurları teşkil etmektedir.

Son tahlilde “Azeri” kelimesi bugün İran’da bile tartışma konusudur. Bu ifade daha çok Türkiye ve Kuzey Azerbaycan’da kullanılmaktadır. İran’da İran Azerbaycanlıları için herkesin Türk (Farsça Tork) ifadesini kullandığı da bilinmektedir. Torkhaye İran, İran Türkleri anlamına gelmektedir ve İran’da öncelikle Azerbaycan Türkleri için kullanılmaktadır.

İran’ın farklı şehirlerinde Türklük-Azerbaycanlılık kimliği/algılaması, merkeze uzaklık, tarihi boyut, ekonomi, sosyal yasam şartları nedeniyle farklılık arz etmektedir. İran Türklerinin çoğu İran’ı ve tarihini kendilerinin yaptığı/yarattığı bir devlet olarak görmektedirler. Fars ya da Türk, bir İranlı için Safevi (ki kurucusu, idarecisi Türklerdir) kimliğinin dışlanması, Türkiye Türkü için Osmanlı kimliğinin dışlanmasından bile daha abes kaçacaktır. Dahası, İran’ı bugünkü yoğunluğu ile Şiileştirenler de Türkler, hatta büyük ölçüde Anadolu’dan 15-16 Yüzyıllarda göç edip İran’a giden Anadolu Alevileri, Kızılbaş Türkmenlerdir. Ancak 1990 sonrası gelişmeler İran’da yeni kimlik algılamalarını da beraberinde getirmiştir. Geleneksel olarak bir Şii Fars kendini Şafii bir Kürt ile kardeş (ya da ona yakın) görmezken, entelektüel Fars milliyetçiliği Kürtleri etnik-ırksal kardeş görme eğilimindedir. Buna mukabil yeni gelişen Azerbaycanlı Türk Milliyetçisi genç kimlik, kendisini Türkiye ve Azerbaycan’a kardeş görmektedir. Bu yeni fikri gelişme halen toplumsallaşma eğilimindedir.

İran halkı Türkiye’yi yakından takip etmektedir. Özellikle Türk medyasına yoğun bir ilgi söz konusudur. Türkiye’nin sadece İran’a yönelik politikalarının değil, aynı zamanda Irak’a, Azerbaycan’a yönelik politikalarının da İran’daki Türk milliyetçileri üzerinde etkileri olduğu unutulmamalıdır [6].

     3.2.Eyalet İsimlerinin Değiştirilmesi Sorunu

1990’lı yılların baslarında İran hükümeti demografik ihtiyaçların zorunlu kılmasını gerekçe göstererek sıkça eyalet isimlerini ve sınırlarını değiştirmiştir. O döneme kadar Türk nüfusun yoğun olarak yasadığı ve kendi adını taşıyan Doğu Azerbaycan ve Batı Azerbaycan adlı iki eyalet mevcuttu. Hükümet, 1993 yılında aldığı bir kararla Doğu Azerbaycan’ın bir kısmını bölerek yeni bir eyalet oluşturmak istemişti. Bu yeni birimde Türkler, etnik Farsların daha yoğun olduğu bir coğrafyada kalacak ve buraya da Sabalan adı verilecekti. Karara Türk öğrenciler, Tahran yönetimine gönderdikleri mektuplarla itiraz etmişlerdir. Tahran yönetimi protestoların yoğunluğu karsısında geri adım atsa da bu kez eyaletin adını Erdebil olarak değiştirmiştir. Güney Azerbaycan Türklerinin itirazlarında dile getirdikleri ifadeler, yalnızca isim ve kimlikle alakalı değildi. İtirazları içerisinde ekonomik ve sosyal açıdan üretken olan eyalet ve şehirlerin yeni yasayla potansiyellerini kaybettikleri özellikle vurgulanmıştır. Yine protestolar süresince öğrencilerin İran kimliği ile İslami değerlere olan bağlılıklarını sıklıkla tekrar etmeleri ve İran hükümetinin, Güney Azerbaycan Türklerine daha rahat imkânlar sunmasının dini bir yükümlülük olduğunu ifade etmeleri ilginç bir ayrıntı olarak not edilmelidir. 1994 yılında alınan nihai kararla Doğu Azerbaycan, Batı Azerbaycan, Erdebil ve Urumiye olmak üzere dört eyalet kurulmuştur [7].

3.3.  1990 Sonrası Siyasi Faaliyetler

İran’da Güney Azerbaycan Türklerinin siyasi ve sosyal aktiviteleri 1990’lardan itibaren önemli bir artış göstermiştir. Geniş bir düşünce yelpazesinde kurulan çeşitli örgütler, İranlılık üst kimliğini temel almaktan, bağımsız bir devlet oluşturmaya kadar değişik amaçlara sahipti. Siyasi düzlemde 1999 yılında İran Meclisi içinde Türk milletvekillerinin kurduğu “Azeri Meclis Vekilleri Topluluğu” en dikkat çeken oluşumdur. Bu grup, Azerbaycan eyaletlerindeki sorunlar ve kuzeyde kurulan Azerbaycan Cumhuriyeti ile ilişkiler üzerinde yoğunlaşmıştır. Ayrıca İran dışında kurulup merkezi büroları da yurt dışında bulunan Azerbaycan Fediyin Örgütü, Güney Azerbaycan Halk Cephesi ve Azerbaycan Kurtuluş Teşkilatı gibi örgütler çoğunlukla İran hükümetinin yasa dışı bulduğu ve faaliyetlerini gizli biçimde yürüten topluluklardır.

Söz konusu dönemde Güney Azerbaycan Türklerinin faaliyetlerinde bazı dış faktörler de belirleyici olmuştur. En önemli motivasyon kaynağı olarak Sovyetlerin dağılmasıyla Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bağımsızlık kazanması gösterilmektedir. Yeni kurulan bu devlette hem resmi düzeyde hem de sivil örgütler bazında geliştirilen, İran Azerbaycan’ın bağımsızlığı ve iki Azeri ülkesinin birleşmesi yönündeki söylem kuzeyde bu doğrultudaki ideolojinin ve stratejik hedeflerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu anlayış kısa süre içinde İran’da da kabul görmüştür.

Bakü’de bazı televizyon kanalları ve basılı yayınlar, GüneyAzerbaycan’ın kuzeye katılmasını savunmuştur. Bu yayınlarda İran’dan kuzeye iltica eden kimi aydınların oluşturduğu teşkilatların da katkısı görülmüştür. Bunlar arasında “Cenubi Azerbaycan Aydınlar Birliği”, “Cenubi Azerbaycan Milli Azatlık Hareketi” ve “21 Azer” grubu önde gelen örgütlerdir. Ancak aynı dönemde Güney Azerbaycan Türkleri ve Azerbaycan Cumhuriyeti arasında dine yönelik yaklaşımda bir ayrılık ortaya çıkmıştır. 1995 yılında Azerbaycan Cumhuriyeti’nde anayasa oluşturma sürecinde laiklik ilkesine yer verilmesi Tebriz’de eylemlerle protesto edilmiş ve Güney Azerbaycanlı kimi âlimler de kuzeydeki kardeşlerinin bu hataya düşmemeleri gerektiğini söylemişlerdir.

Kuzeydeki Azerbaycan devletinde yaşanan 20 Ocak 1990 olaylarında yaklaşık 130 Azeri’nin Sovyet ordusunca katledilmesi Güney’de de yankı bulmuştur. Katliamın Kuzey ve Güney’deki Türklerin Aras Nehri civarında gerçekleştirdiği akraba görüşmelerinin hemen birkaç hafta sonrasına denk gelmesi, Güney Azerbaycan Türklerinde infial uyanmasına ve İran Hükümeti’nde ise Kafkasya gelişmeleri doğrultusunda yeni tehdit algılamalarına yol açmıştır. Tahran Hükümeti Kuzey ve Güney Azerbaycan arasında etkileşimin ve milli taleplerin yoğunlaşması korkusuna karşılık, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin yasadığı bazı bölgesel sorunlarda Rus ve Ermeni tezlerine yakınlaşmaya başlamıştır. Kafkaslarda İran’ın politikasını belirleyen hususlar Türkiye ve Rusya’nın bölge politikalarıyla Azerbaycan’ın yönelimleri olagelmiştir. Kafkaslarda İran’ın Türkiye’nin lehine olacak gelişmelerden kaygılandığı, bunun aynı kaygıyı taşıyan Rusya ile konjonktürel bir uzlaşmaya yol açtığı ifade edilebilir.

İran’da nüfusun önemli bir bölümünü oluşturan Güney Azerbaycan’ı Kafkaslar konusunda belirleyici kılan, Güney Azerbaycan meselesinin gelecekte alacağı boyuttur. Bununla birlikte İran’ın Kuzey Azerbaycan’ı tarihi olarak kendi coğrafyasının bir uzantısı olarak gördüğü unutulmamalıdır. 1990-91 döneminde bağımsızlığını kazanan Azerbaycan Cumhuriyeti, İran açısından özel bir öneme sahipti. Ancak Azerbaycan’ın bağımsızlık ilanıyla ülkenin daha çok Batı ve İsrail ile ilişkilerini sürdürmesi, İran’ın rejim ihracı düşüncelerini boşa çıkarmıştır.

Bu noktada Kuzey ve Güney Azerbaycan arasında, yirminci yüzyıl siyasi gelişmeleri bağlamında önemli sosyo-kültürel farklar oluştuğunu ve bu farkların, toplumların zihninde kurumsallaştığının altını çizmek gerekmektedir. Bu farklılıklar, Sovyetlerden bağımsızlığını kazanan Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Güney’deki akrabaları ile ortak siyasi gelecek aramada isteksiz olusunu açıklamaktadır.

Benzer bir tespit, Sovyet Bloğundan ayrılan Orta Asya Türk Devletleri için de yapılabilir. İran’ın rejim ihracı politikalarının baslıca hedeflerinden biri olan söz konusu devletler, bu politikaya karsı dirençlerini büyük ölçüde Sovyet geçmişlerine 16ve halkları arasında hâkim olan Sünni/Hanefi geleneğe borçludurlar. Aynı süreçte Güney Azerbaycan halkının, komsu ülkelerdeki bağımsızlık coşkusuna katılmamaları ve bu ülkelerdeki Türk topluluklarıyla olan ilişkilerini kurumsallaştıramamaları ise bağımsızlık arayışından çok geleceklerini İran içinde arama çabasıyla açıklanabilmektedir [8].

3.4.Çöhreganlı Hareketi ve Güney Azerbaycan Milli Oyanış Hareketi

Güney Azerbaycan Türklerinin 1990’dan bugüne kadar İran Hükümeti tarafından asimilasyona maruz bırakılmalarına yönelik en yüksek tonda şikâyet dile getiren Dr. Mahmut Ali Çöhreganlı adlı bir edebiyatçı tarafından seslendirilmiştir. Tebriz’den bir dönem milletvekili adayı olan Çöhreganlı, Doğu Azerbaycan Eyaleti’nde Türkçenin güçlendirilmesi ve bölgenin ekonomik kalkınmasını sağlamak üzere siyasete atılmıştır. Seçim programında “İslami milli kültürün canlandırılması ve özellikle edebiyat, gelenekler ve anadilin korunması için devamlı faaliyetler ibaresine yer vermesi, onun Türk kültürü ve İslam inanışını aynı çerçevede ele aldığını göstermektedir. Çöhreganlı’nın özellikle İslam Devrimi’ne atıfta bulunması, Güney Azerbaycan milliyetçiliğinin genel karakterinin seküler özelik taşımasına bir istisna getirmiştir.

Çöhreganlı, 1996 yılındaki seçimlerde altı yüz bin oy alarak meclise girmeye hak kazanmıştır. Ancak Tahran polisi onu yasadışı ticaret yapma suçundan tutuklamıştır. Güvenlik güçleri, Çöhreganlı’nın seçimlerden çekildiğini açıklaması için iki hafta boyunca kendisini hapiste tutmuş ve ağır baskılara maruz bırakmıştır. Seçimlerden çekildiği haberi yayıldığında ise Tebriz’deki Türkler arasında hoşnutsuzluk belirmiş ve Türk gençler yeniden sokaklara dökülmüştür. Tebriz polisi, göstericilerden beş tanesini bir inşaat vincine asarak idam etmiş, bu konuda ne ölçüde müsamahasız olduğunu göstermiştir. Çöhreganlı seçimlerde yeniden aday olmak istese de merkezi yönetim bu teşebbüsü engellemiştir.

Çöhreganlı’nın liderlik ettiği ve pek çok Güney Azerbaycanlının da destek verdiği örgütlenme olan GAMOH (Güney Azerbaycan Milli Uyanış Hareketi) adını 1997’den itibaren sıkça duyurmaya başlamıştır. Resmi olarak İran’ın toprak bütünlüğünden yana olduğunu, Azerbaycan ya da Türkiye ile birleşmeyi hedeflemediklerini ve sadece Azeri Türklerinin haklarına saygı gösterilen federatif bir İran istediklerini açıklayan GAMOH, bağımsızlık projelerinin olmadığını bildirmiştir. GAMOH’un faaliyetleri bu dönemde uluslararası alanda da etki uyandırmaya başlamıştır. Çöhreganlı’nın Türkiye ve ABD’ye seyahati ve yine kendisinin ABD’ye iltica ettiği yönündeki söylentiler basta İran Hükümeti olmak üzere pek çok yerde tartışma yaratmıştır. Tahran ise bu gibi milliyetçi faaliyetlere sert biçimde karşılık vermiş ve konuyu polisiye tedbirlerle ele alma yolunu seçmiştir.

 3.5.Karikatür Krizi ve Sonuçları

2006 yılının Mayıs ayında Güney Azerbaycan Türkleri kitleler halinde sokaklara dökülmüştür. Bu tepkinin ardında devlete ait basın organında çıkan bir karikatürün yarattığı rahatsızlık yatmaktadır. Karikatürde, böceğin Azeri Türkçesi ile konuştuğu, bu böceklerin dillerinin anlaşılmadığı ve İranlıların eğer ülkelerini seviyorlarsa dışkılarını tuvalete bırakmayarak onları öldürmeleri gerektiği sözlerine yer verilmiştir. Yayın ilk anda Türk üniversite öğrencilerinin dikkatini çekmiştir. Gösterilen tepkilere yönetim sessiz kalmayı tercih etmiş ve durumu önemsememiştir. Devletin sessizliği sorunun yayılmasına ve Tebriz dâhil olmak üzere bütün Güney Azerbaycan şehirlerinde ayaklanmalara yol açmıştır. Milyonlarca kişinin katıldığı gösteriler sonunda, devlet söz konusu gazeteyi kapatıp sorumluları tutuklayarak olayları dindirmeye çalışmış ancak geç gelen özür halkı yatıştırmaya yetmemiştir.

Devletin olaylara silahla müdahale etmesiyle sonuçlanan protestoların bilançosu elliden fazla ölü, yüzlerce yaralı ve binlerce tutuklu olmuştur. İran’da özellikle modern dönemde Fars kimliğini baskın kılma amacına yönelik olarak Türk kimlik ve figürünü hedef alan fıkra, deyim, film ve karikatür gibi araçlara başvurulduğu bilinmektedir. Ayrıca Farsların arasında muhtelif etnik gruplara ve özellikle onların az gelişmiş bölgelerde yasayanlarına yönelik kilise yargıların olduğu, Türkler için ise bunun yasadıkları yerden bağımsız olarak her yere taşıdıkları belirtilir. Güney Azerbaycan Türkleri bunu bilmekle birlikte bu durumu hâkimiyet ve büyüklük duygusuyla hoş görmüşlerdir. Ancak son olayda bir devlet yayın organı latife sınırını asarak hakarete varan sözlere yer vermiştir [9]. Karikatür krizinin bugün itibariyle hem İran hem de Güney Azerbaycan hareketi açısından bazı sonuçlar doğurduğu söylenebilir.

Buna göre İran açısından:

– Şiilik birleştirici unsur olma özelliğini göstermede ilk defa başarısız olmuştur.

– İlk kez Fars milleti, Türklerle bir bütün olarak karsı karsıya kalma tehlikesini yaşamıştır.

– İslam Cumhuriyeti yetkilileri ilk defa Güney Azerbaycan Türklerinin devlet içindeki rollerinin önemine işaret etmişlerdir.

– İran’ın yakın tarihinde Türk diline sahip çıkış ilk kez böylesi bir toplumsal boyut kazanmıştır.

Güney Azerbaycan açısından ise:

– Milli kimliğini oluşturan unsurlardan din ve mezhep gibi kavramlar millet kavramının ilk kez gerisinde kalmıştır.

– Tahran’a bağlı güvenlik güçleri ilk defa bir etnik grupla çatışmaya girmiştir.

– Bağımsızlık fikri ilk kez kitlesel anlamda dile getirilmiştir.

– Güney Azerbaycan Türkleri coğrafi yaygınlıklarını ve sosyal yoğunluklarını en geniş anlamda sergilemişlerdir.

SONUÇ

İran’da ulus_devlet oluşumu tek dil, tek din, tek mezhep ve tek ırk anlayışına dayanarak tasarlandığı için, tüm devlet planlamaları da bu görüşe göre yapılanmış ve yapılanmaktadır. Bunu yaşamın bütün alanlarında görmek mümkündür. Bu anlayışa göre vatandaşlar birinci dereceli Fars olan, Arı ırkından olan veya Başka ırktan olup ta kendi kimliğinden vazgeçerek Fars, Arı ırklı kimliği kabul edenler ve ikinci dereceli vatandaşlar Fars olmayanlar olarak ayrılıyordular. Bu anlayışın Güney Azerbaycan Türklerinin aleyhine getirdiği siyasi ekonomik ve kültürel ayrımcılıklar Kendisini İslami rejim olarak niyetlendiren İran İslam Cumhuriyeti tarafından da devam ettirilmektedir. Tüm siyasi ve ekonomik kararlar bu çerçevede alınmaktadır. Bunu içinde İran’ı bir dilden ve ırktan olmayan Güney Azerbaycan Türklerini İran’ı bir ırka çevirmek için 1925 beri devam eden politika İran’da ki Azerbaycan Türklerini asimile etmek, Farslık ve İranlılık potasında eritmek olmuştur.

İran son yüzyılda bugün de olduğu gibi Büyük Güçler tarafından hiç rahat bırakılmamıştır. Yaşanan son iki dünya savaşında da toprakları işgal edilmiş, savaşlardan sonra da enerji kaynakları zenginliği nedeniyle Büyük Güçlerin rekabet alanına dönmüştür. Bahse konu şartlar neticesinde İran’da sağlıklı bir devlet ve sosyal yapı tesis edilememiştir. Bu nedenle geçmişteki siyasi faaliyetleri de göz önünde bulundurulduğunda Azerbaycan Türklerine kuşkuyla yaklaşıldığı görülmektedir. Bu kapsamda kimi zaman anadilde yayın yapmaları yasaklanmış, kimi zaman anadilde öğretimleri yasaklanmış hatta çocuklarına Türkçe isim koymalarının yasak olduğu dönemler dahi olmuştur. Özellikle Pehlevi döneminde olmak üzere Azerbaycanlıların Türk olmadıkları Fars ırkının bir kolu olduğu ileri sürülmüştür. Güney Azerbaycan Bölgesi ekonomik ve sosyal yönden kasıtlı olarak zayıf düşürülmüş, halk issizlik nedeniyle ülkenin diğer bölgelerine göç etmek zorunda kalmıştır. Güney Azerbaycan bölgesindeki homojen Azerbaycanlı nüfus yapısının dağıtılması maksadıyla bölge eyaletlere ayrılmıştır.

Azerbaycan Türkleri İran’ın tüm sancılı değişim dönemlerinde ön plana çıkmayı başaran bir topluluktur. Bu topluluk İran iç politikasında etkin roller üslenmiştir. Azerbaycan Türkleri özellikle yeniliğe, çağdaşlaşmaya, demokratikleşmeye yönelik siyasi hareketlerde rol almışlardır. Azerbaycan Türkleri İran’a birçok büyük siyasi, iş adamı, bilim adamı ve sanatçı kazandırmışlardır. Azerbaycan Türklerinin İran iç politikasındaki etkin rolü devam etmektedir.

Azerbaycan Türklerinin gelişen şartlara bağlı olarak son yüzyılda olduğu gibi topyekûn İran için veya ayrılıkçı bir yol izleyerek sadece kendi gelecekleri için harekete geçebilecek siyasi bir karaktere ve potansiyele sahip olduğu değerlendirilmektedir. Herhangi bir nedenle İran’da yaşanacak olası bir rejim değişiminde veya bölünme sonucunda gelişecek süreçte Azerbaycan Türklerinin aktif rol alacakları ortaya koydukları siyasi karakterden dolayı kesin gözükmektedir. Sonuç olarak Azerbaycan Türkleri bölgede önemli bir aktördür.

 Gün TAŞ

Akademik Perspektif Enstitüsü – Yazar

KAYNAKÇA

İran Ülke Raporu Mart 2012

İran Niçin Nereye? Bahçeşehir Üniversitesi Uluslararası Güvenlik Ve Stratejik Araştırmalar Merkezi, İstanbul,2009

Ahmad, Mahdian, İran’ın Bölgesel Politikaları Çerçevesinde Güney Azerbaycan’ın Sosyo Ekonomik Yapısı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi, 2010, İstanbul, ss. 37-45

Merih ÖZŞAHİN, Güney Azerbaycan’da Bağımsızlık Hareketleri ve Güney Azerbaycan’ın Türk Dünyası için Önemi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü, 2007, Gebze,

Barış Metin, Türk- İran İlişkilerinde Güney Azerbaycan Meselesi(1918-1938), TSA S:2 Ağustos 2012

Bigehan A. GÖKDAĞ, M. Rıza HEYET İran Türklerinde Kimlik Meselesi, bilig, Yaz/ 2004, sayı 30

Cemil Doğaç İPEK, Güney Azerbaycan Türklerinde Kimlik Sorunu, Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi / Journal of Turkish World Studies, XII/1 (Yaz 2012), s.267-283.

Güney Azerbaycanlı Öğrenciler Federasyonu-Türkiye 07.06.2006

Osman Erol, İran İç Politikasında Azerbaycan Türkleri, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Kocaeli Üniversitesi, 2007, Kocaeli

http://www.azerbaycankulder.org/guney.aspx( Erişim Tarihi: 21.05.2013)

[1] İran Niçin Nereye? Bahçeşehir Üniversitesi Uluslararası Güvenlik Ve Stratejik Araştırmalar Merkezi, İstanbul, 2009

[2] İran Ülke Raporu Mart 2012

[3] Ahmad, Mahdian , İran’ın Bölgesel Politikaları Çerçevesinde Güney Azerbaycan’ın Sosyo-Ekonomik Yapısı , Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi , Marmara Üniversitesi , 2010 , İstanbul, ss. 37-45

[4] Merih ÖZŞAHİN, Güney Azerbaycan’da Bağımsızlık Hareketleri ve Güney Azerbaycan’ın Türk Dünyası için Önemi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi ,Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü , 2007 , Gebze

[5] Barış Metin, Türk- İran İlişkilerinde Güney Azerbaycan Meselesi(1918-1938), TSA S:2 Ağustos 2012

[6] Bigehan A. GÖKDAĞ,M. Rıza HEYET İran Türklerinde Kimlik Meselesi,  bilig, Yaz / 2004, sayı 30

[7] Osman Erol, İran İç Politikasında Azerbaycan Türkleri, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Kocaeli

Üniversitesi, 2007, Kocaeli

[8] Cemil Doğaç İPEK, Güney Azerbaycan Türklerinde Kimlik Sorunu, Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi / Journal of Turkish World Studies, XII/1 (Yaz 2012), s.267-283.

[9] Güney Azerbaycanlı Ögrenciler Federasyonu-Türkiye 07.06.2006, http://www.azerbaycankulder.org/guney.aspx