İnsan Çatışmalı Bir Varlıktır

İnsanın çatışmalı bir canlı olduğunu iddia eden yalnız İslam dini değildir. Günümüz psikanalistleri de bu görüşü paylaşıyorlar. S Freud hiçbir zaman ruhun ne demek olduğunu kavrıyamamakla birlikte insanda id ( alt ben) ile süper ego ( üst ben) arasında bir çatışma görmüş ve bunları dengeleyen varlığımıza da ego ben adını vermiştir. Yahudi asıllı bir Fransız psikanalisti olan S. Freud üstben derken ruhu kastetmekte bir nevi içtimai sansür kavramının ve kolektif ruh ve değerlerin ferdin benimsemesi sonucu vicdan biçiminde şahsiyete mal olmasını düşünmektedir. Kısaca bu psikanalist, insandaki çatışmayı kabul etmekte ve fakat bir nevi fert toplum çatışmasından kaynaklandığını sanmaktadır.

İslam bu çatışmanın kaynağı fert toplum çatışmasının ötesinde bizzat insanın fert ve kişi olarak yapısında arar. Gerçekten de, insanın zekası duyumları ile şuur arasında iki yönlü ve hatta birbirine zıt veriler ile şuur arasında. Duyularımız zekaya madde kavramını şuurumuz mana kavramını; duyular sınırlılık şuurumuz sonsuzluk kavramını; duyularımız esaret şuurumuz hürriyet kavramını; duyularımız sebepler şuurumuz gayeler kavramını;duyularımız çokluk şuurumuz birlik kavramını duyular yaratık şuurumuz yaradan kavramını telkin eder. Böylece zekamız bu ikisi arasında mekik dokur, yalpalar durur. Yani insanda duyuların verileri kadar şuurunun verileri de çok önemli bir yer tutuyor. İnsanlar bunlardan hiçbirini inkar ve ihmal edemiyor, dolayısı ile çatışmalı ve kararsız bir hayata düşüyor. Kısacası İmam-ı Gazali’nin deyimi ile duyumlar bir nevi dış göz şuur ise iç göz durumundadır. Biz dış gözün değerini küçümsemiyoruz, ancak insanlar hayvanlar gibi sadece dış gözlerinin verileri ile hareket etmezler.

İmam-ı Gazali’nin ifadesi ile insan insan önce dış gözü ile bakmalı sonra da iç gözü ile görmelidir. İslam insanı sadece duyularına bırakmaz onu şuurun yüce verileri ile kritik ve kontrol eder. Şuur ise, ruhumuzun idrakimize açılan penceresi gibidir. Materyalist psikolog bütün ruhi hayatımızı duyulara bağlayarak şuurun inkara çalışırken gerçekte ruh’a düşmanlığını ortaya koymaktadır.

Oysa şuuru inkar ve ihmal etmek mümkün gözükmemektedir. Kaldı ki böyle bir tutuş insanın inkarı ve ihmali manasına gelecektir. Bu sebepten İslam’ ruh ve ruhiyatı şuurun tahlili ve keşfi biçiminde araştırılacaktır. İslam mutasavvıfları tafahus-i deruni’ye iç gözleme çok önem vererek sahv halinde şuurun tam bir uyanıklığı içinde seyrederek ruhun sırlarını çözmeye çalışmışlardır. İmam Rabbani Hazretleri’nin Mektubat adlı eseri böyle doğmuştur.

İslam’da şuur, ruhun idrakimize açılan penceresi ruh ise Rabbani emirler cümlesindedir. Haydi H. Bergson’un tabiri ile konuşalım, psikoloji şuurun doğrudan doğruya yerlerine ağırlık tanımalı duyuların verilerini bu verilerin ışığında yorumlamaya çalışmalıdır. Bu zor ve fakat yegane yoldur. Aksi halde ruhsuz bir psikoloji şuurun doğrudan doğruya verilerine ağırlık tanımalı duyuların verilerini bu verilerin ışığında yorumlamaya çalışmalıdır. Bu zor ve fakat yegane yoldur. Aksi halde ruhsuz bir psikoloji ile yetinmek zorunda kalırız. Bu bizi sadece ruhu ihmale götürmez, insanın ihmal ve inkarına sebep olur. İnsanı sadece çok kompleks bir makine gibi gören materyalizmin karşısına ancak İslam’ın ruh anlayışı ile çokmak mümkündür. Kendini fizyolojiye teslim eden bir psikoloji telakkisi gerçekten yadırgıyoruz.

S. Ahmed ARVASİ