Türk Cihan Hakimiyeti Ülküsü
Türk Cihan Hakimiyeti Ülküsü

Hun Devleti Orta Asya kavimlerini bir bayrak altında toplaması bakımından önem taşımaktadır. Bu zamana kadar yer yer dağılmış olan Orta Asya kültürleri Büyük Hun Devleti’nin sağladığı birlik ve sıkı temaslar yüzünden kaynaşmaya doğru gitmiştir. Artık yavaş yavaş Altay Hun Devleti’nin büyük hakanı Mete, Çin İmparatoru’na yazdığı mektubunda, Orta Asya’da eli silah tutan bütün kavimleri birleştirdiğinden ve bu kavimlerin barış ve huzur içinde yaşadıklarından bahsetmektedir.

Mete’nin kurduğu bu siyasi ve kültürel birlik Orta Asya da beş asır süresince devam etmiş kabileler arasında birlik belki de bu zamandan itibaren gerçekleşmeye başlamıştır.

Kül Tigin kitabesinde ki “Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar, onun içindeki millet hep bana tabiîdir. Bunca milleti hep düzene soktum.” ifadesi “dünyayı düzene sokma” düşüncesini ortaya koyuyor. Eski Türk devlet adamlarının dünyayı düzene sokma fikri günümüz de Türkiye Cum huriyetinin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK’ün şu sözlerinde de aynı anlamı bulmuştur “Yurtta barış, Dünya da barış”. Bu sözler çok anlamlıdır. Türk devlet adamaları dünyayı yönetme düşünceleri ile uluslar arası barışı inşa edeceklerini düşünürlerdi.

Hun Tanhusu’nun mühim vazifelerinden biri ülkede barış ve asayişin hükmetmesini sağlamaktı. Türk hükümdarları kendilerine Tanrı tarafından kağanlık bağışladığına inandıklarından halka karşı kendilerini sorumlu hissediyorlardı. Halkın rahatını sağlamak ihtiyacını karşılamak  durumundaydılar. Bunun için öncelikle ülke içinde beylerin bir arada uyumlu olması, beyleri ile halkın ahenginin sağlanması lâzımdı.” Bunu öncelikle Türk ülkesinde sonra da bütün dünyada gerçekleştirmek Hakanın göreviydi. Tabiî ki kağan, sorumluluğunu kurduğu düzenle yerine getiriyordu. Zaten bu anlayış, cihan hâkimiyeti düşüncesini de doğurmuştur.

Türk kağanları, sadece Türk topluluklarını değil, yabancı soydan kavimleri de bir devlet çatısı altına toplamayı kendilerine gaye edinmişlerdir. Başka bir ifade ile söylemek gerekirse, onlar daima dünya hâkimiyeti dâvası gütmüşlerdir. Çünkü Türk kağanları, dünya hâkimiyetinin Tanrı tarafından bir görev olarak kendilerine verildiğine inanıyorlardı.

Bilge Kağan, bu hususta Gök-Türk yazıtlarında âdeta dünya hâkimiyetini gerçekleştirmiş bir hükümdar gibi şöyle konuşmaktadır: “Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar, onun içindeki millet hep bana tâbidir. Bunca milleti hep düzene soktum”. Bu sözler, hiç şüphesiz ulaşılmış olan hedefi değil, ulaşılmak istenilen bir hedefi göstermektedir. Türk kağanı diğer ülkeleride kendi topraklarına dahil etmek düşüncesi ile başka milletlerin de tek bayrak altındaki devlet idaresinde barış ve huzur ortamı içinde yaşayacaklarını savunmuştur ve bunu uygulamak içinde her zaman büyük mücadeleler vermiştir.

Engin Güler, Bozkır Kavimlerinde Liderlik Anlayışı