Priskos Rhetor V. yüzyıl Hunlarından bahsederken, türküleri ve kahramanlık destanları olduğunu kaydeder. Tanık olarak da, Attila hükûmet merkezine girerken Hun kızlarının türkülerle karşıladıklarını anlatır ve akşam Attila’nın sofrasında “İki Hun ozanı kendilerinin hazırlardıkları barbar türküler ile onun zaferlerini ve savaşta gösterdiği başarıları öğdüler” der.

Çin kaynakları Türklerden ve Türkçe konuşan Kao-çe kavmini anarken türkü yaptıklarını ilâve ederler. Kao-çe oymakları göğe ithaf olunan büyük at kurbanı şöleni için toplandıkları sırada da türküler (ilâhiler) söylerlerdi.

Turfandaki örenlerden çıkarılan el yazmaları kalıntıları arasında Uygur türküleri bulunmuştur. Meselâ: Bunlardan bir tanesinin vezin ve kafiyesi şöyledir: 2+2+2+2, 2+2+2+2, 2+2+2+2, x, a, x, a. Bu türküde, yurdundan uzağa düşmüş olan bir Uygur, mevsimlerinden geçişini ve değişmelerini anarken ana yurtta kalanların nasıl olduklarını ve kendisi için ağlamaklı olup olmadıklarını sorar.

Uygur türküsünün orijinali (Bang-Rachmati, Lieder aus Alt-Turfan: AM. IX. 131’den).

Aklar bulıt örlep kökirep Alkuka mu kar yağurur? Ak bir saçlığ karı anam Açıyu mu yaşların akıdur?

Karalar bulıt örlep kökirep Kar mu yamğur ol yağurur? Karı yaşlığ ol anam Kayguta mu yaşın akıdur?

Yazkı bulıt yaşlap kökürep Yağmurlar mu ol yağıdur? Yaşı kiçig alğanlarım Yaşların mu akıdur? Küski bulıt kökirep örlep Köp mü yamğur ol yağıdur? Köngül taşım iki kiçig Köz yaşların mu ol akıdur?

Güney Türkçesine çevrilmişi

Ak bulutlar gürleyerek kükreyerek Hep mi kar yağdırır? Ak saçlı ihtiyar anam Acıyarak mı yaşların akıtır?

Kara bulutlar gürleyerk kükreyerek Kar veya yağmur mu yağdırır? İhtiyar yaşlı anam Hasret yüzünden mi yaşların akıdır?

İlkbahar bulutu hayat bahşederek kükreyerek Yağmurlarını mı yağdırır? Küçük yaştaki algan’larım(*) Gözyaşlarını mı akıtır.

Güzdeki bulut kükreyerek gürleyerek Çok mu yağmur ol yağdırır? Gönüldeşim iki küçük Göz yaşlarını mı akıtır? (*) Algan= zevce

Bu türkü Macarcaya da başarı ile şiir olarak çevrilmiştir. Eski Macar sekizli türküleri de bunun tıpkısı olup, bu aslında Ural-Altaylı kavimlerin ortak hazinesi sayılmalıdır. Bilhassa XI. yüzyıldan kalan ansiklopedi mahiyetindeki sözlüğünde Mahmud al-Kâşgarî birçok halk mâni örneği vermiştir. Bu dört satırlık mânilerde, bozkır ve dağlık orman bölgesi kavimlerinin çevrelerindeki tabiatle ahenkli olarak, küçük teferruata kadar dikkatlerini etraflarına çevirdiklerini görmekteyiz.

Muhabbet türküleri ise bugün Anadolu’da mâni adı verilen dört satırlık şiirciklere çok benzemektedir. Bunlarda her satırı 2-4 heceden ibaret 2-4 vezinli ve vurgulu milli Türk şiir şeklini görmekteyiz. Bunlarda hoş ve ahenkli bir intizam, millî Macar halk türkülerinde olduğu gibi şiirin ritmini sağlamaktadır. Meselâ: Kâşgarî’deki bir türkü (III. 309) ritim ve manâya sadık kalınmak üzere aşağıdaki şekilde çevrilebilir.

M. Kâşg. III, 309: Yâni:

Yelkin bulup barduki Misafir olup sevgilim gitti/halbuki/ Könglüm ağlar bağlayu, Gönlümü ona bağladım; Keldim erinç kadguka Kaygıda kaldım; Işım udhu yıglayu İşim arkasından ağlamaktır.

M. Kâşg. I, 73: Yâni: Etil suvı aka turur, İdil suyu akar durur, Kaya tübi kaka turur Kayaların dibini döğer durur, Balık telim baka turur Bol balıklar bakar durur, Kölüng takı küşerür. Gölcük dahi taşar.

Birincinin vezin şekli 2+2+3; 2+2+3; 2+2+3’dir, ikincisininki ise: 2+2+2+2; 2+2+2+2; 2+2+2+2; 2+2+3. Halk edebiyatının umumî olarak muhafazakâr olduğunu ve atlı halkların da yüzyıllar boyunca pek az değiştiklerini nazarı itibare alacak olursak XI. yüzyıldan önceki en eski çağlarda da halk şiirinin yukarda anılan biçimde olduğuna hükmedebiliriz. Bir menzilden öbür menzile göç ederek geçen kobuz’cular, av âlemlerinde, yas şölenlerinde, diğer törenlerde, eski kahramanlardan bahseden destanlarını ve yeni hadiseler ile ilgili irticalî türkülerini ve ağıtlarını söylemiş olmalıdırlar.

Bugün bilinen en eski Türk destanı (epik eseri) Oğuz Han’dan bahseder. Bunun İslâm tesirine maruz kalmayan bir nüshası bulunmuştur. Halk ağzında daha bunun gibi birçok yadigârlar ve destanî kalıntılar yaşadığı halde, İslâm misyonerleri olan dervişler, onları İslâmî efsanelere kalbetmişlerdir. Eski Türk masal motifleri hususunda da ancak bugün toplanmakta olan muazzam masal hazinesine kıyasla fikir yürütmek mümkündür. Masal unsurları başka kavimlere de geçtiğinden ve mukayese usulü ile önceki şekli çok defa başarı ile tesbit edilebildiği için, eski Türk masallarını da az çok, “rekonstrüe” etmek mümkündür. Macar masallarındaki bazı eski temel unsurlar da, büyük ihtimale göre, bozkırlarda yaşayan Türk dedelerinden kalmış olmalıdır. Bu unsurlar ancak Türklerde görüldüğü için başka bir tez yürütülemez. Hatta Aziz Lâszlö efsanesinde, kralın Kuman bahadırı ile olan düellosundaki bazı unsurlar, Géza Nagy ve bilhassa Gyula Lâszlö incelemelerine göre, atlı halkların tasvirlerinde mevcuttur ve Türk masallarında da geçmektedir. Şu halde bunlar Macarlara Türklerden intikal etmiş olmalıdır.

Folklordan edebiyat konusuna dönecek olursak, Türk edebiyatı üç büyük çağa bölünerek İncelenmektedir:

I) İslâm’dan önceki edebiyat, II) İslâm tesiri altındaki edebiyat, III) Batı tesirleri altında doğan edebiyat.

İlk çağa Göktürk yazıtları, Uygur Budist, Manichaeus ve Hıristiyan; İkinciye geç Uygur veya Karahanlı, Çağatay, Özbek, Kazan, Azerbaycan ve en önemli derecede Osmanlı edebiyatı; Üçüncüye XIX. yüzyıldan başlayarak yeni bir yön alan Osmanlı, Kazan ve Kafkas Türk edebiyatı girer.

Prof. Dr. László Rásonyi, Tarihte Türklük.