Prof. Dr. İlber Ortaylı
Prof. Dr. İlber Ortaylı
Her kanatta soykırım lafını yerli yersiz kullanan vardır. Bunun aşırılıklar getireceği açıktır. Bilhassa siyasi önderler bu gibi terimler konusunda hassas davranmalı.
Nisan 1948’de bugünkü Kudüs’ün batı yakasında yer alan Deir Yasin -ki 600 nüfuslu bir Arap köyüdür- civardaki siyonist Givat Shaul grubundan militanların hücumuna uğradı. Nüfusun önemli bir kısmı katledildi ve köy boşaltıldı. İsrail’in ilk başbakanı David Ben Gurion’a Cecil Roth gibi tanınmış Yahudi âlimler ve tarihçiler müracaat ettiler ve hiç değilse bu köye yerleşim yapılmamasını istediler. Bu tabii ki pek geçerli bir istek olmadı. Köy halkı ortadan silinmişti. Dünya henüz Alman Nazizminin şokunu yaşıyordu. Arap dünyasından ve bazı Yahudilerden ve İsviçre kökenli muhafazakarların kurduğu bizde “Manevi Cihazlanma” (Moral Re-armament) olarak bilinen dernek tarafından çok destek görmedi. İsrail yeni kurulmuştu. Avrupa Yahudiliğinin ardında büyük acılar ve hınç vardı. Arap dünyasını ise o günlerde ne Stalin’in sosyalist bloku ne de geniş Hıristiyan kitleler pek fazla destekliyordu.

İzmir’deki dar gelirli Yahudiler de İsrail’e yerleşti

İsrail bugünkü eski Kudüs, Batı Şeria Vadisi, Gazze şehri hariç çoktan bağımsızlığını ilan etmiş ve kuruluşunu tamamlamış bir devletti. Daha uzun bir zaman Doğu Avrupa, hatta Batı Avrupa, hatta Kuzey Afrika Yahudileri bu topraklara göç edecekti. Türkiye gibi ülkelerde İsrail’in eğitim düzeyi, kalkınması, topraklarını ekip biçmesi övgüyle zikrediliyordu. Doğrusu Avrupa fakirdi. Fakir ülkelerin içindeki fakir Yahudi nüfusu, hatta Türkiye’nin İstanbul ve İzmir’deki dar gelirli Yahudileri de İsrail’e yerleştiler. Derken münakaşalı dünya 1967 Savaşı’ndan sonra İsrail’in genişlediğini, Arap ülkelerine sürülen mülteci kitlelerinin üstüne yenilerinin yığıldığını gördü. Filistinliler de silahlanmaya ve teröre başvuruyordu. 1971’de Viyana’da bir postanede, mekanizması açılınca harekete geçen bir bombayla etraftaki masumlar öldü. Doğrusu bu terörü de dünya tenkit etmedi. Hatta Avusturya’nın Yahudi başbakanı Bruno Kreisky bile şiddet yerine uzlaşmayı tercih etti. Filistinlilerin gözdesi o olmuştu. Filistin silahlandıkça karşısına geçenlerden çok taraftar kazanmaya başladı. Ne var ki bu taraftarlık Araplar başta olmak üzere kesenin ağzını açan ve canını ortaya koyan türden değildi. Filistin taraftarı diye bir söylemle herkes yetinir olmuştu. Galiba tepkinin en hazini tarih, coğrafya bilmeyen ülkelerin bazı kanaat önderlerinden geldi; “Hitlerciler bunu Yahudilere yaptıklarında haksız sayılmazlardı” demeye getiriyorlardı. Dehşet verici ifade İkinci Cihan Harbi’ni bu harp boyunca Moskova-Leningrad önlerine kadar ilerleyen, Yunanistan ve Girit’i ele geçiren Almanların hayatta görüp tanımadıkları Yahudilere, Avusturya ve Almanya Yahudilerinden daha acımasız davrandıklarını bilmeyen kimselerdi.