“Türk tarihçilerine bir öneride bulunmak gerekirse diyebilirim ki daima belgelere sadık kalın. Eğer hakikati ortaya çıkarırsanız bu daima bizim lehimizedir, çünkü bugüne değin tarihimiz hakkında yazılanların çoğu ya yalandır, ya çarpıtmadır. Eğer mübalağa yaparsanız kendinizi kabul ettiremezsiniz, sizi ciddiye almazlar.”

“Kanunin Romayı almak ve batı Romaya da hâkim olmak daima aklındaydı. Korfu seferi olarak bilinen sefer aslında Roma seferidir. Fatihin Otronto seferi gibi. İşte Süleyman bu arzusuna ulaşmak için bu seferi yaptı ama bu sefer başarılı olmadı. Venedik büyük deniz kuvveti ki evvela Adriyatik denizinde adalara hâkim. Öncelikle bu adaları almak lazım,  ardından Venedik donanmasını ki Akdeniz’in büyük deniz gücü (sea power ) onu yenmek lazım.  Ardından İtalya’nın sahilleri baştan başa kalelerde döşeli. Görüldüğü gibi 3 tane büyük engel var Roma’yı almak için.  Korfu da büyük zaman kaybedildi  öyle kaldı.”

“Türk tarihçiliği gelişiyor. Geçmişte iki büyük üstad var: Fuad Köprülü, Ömer Lütfü Barkan. Bu iki usta Türk tarihçiliğine getirdikleriyle bir yön vermiştir. Bugün tarihimizi onların yolunda iyi inceleyebilmek için, Osmanlıca’ya hakim olmak, bunun yanında batı tarihçiliğini iyi izlemek gerekir. Bana, siz bütün kariyeriniz boyunca ne yaptınız diye sorarsanız şunu söyleyebilirim: Bütün çabalarım Türk tarihçiliğini modern tarihçilik düzeyine çıkarmaktır. Benim tarih anlayışım devletlerin tarihini ortaya çıkarmaktan ziyade halkın tarihini, halkın geçmişte nasıl yaşadığını, sosyal hayatını, ekonomisini, gündelik yaşantısını ve bunları belirleyen şartları ortaya çıkarmaktır. Bizim tarihçiliğimiz ise bu konulara yeni yeni ilgi duyuyor”

“Osman gazi hakkında bu gün bildiklerimizin pek çoğu masal, yahut bir İngiliz’in dediği gibi bir karanlık kuyu.”

“Aşıkpaza ( ki aşıkpaşazadenin dedesi ) Osman gazi ile muasırdır. Garipname adlı 4 ciltlik bir eser yazmıştır. Bu eserde bir fasıl var Alp kimdir Alperen kimdir anlatıyor.  Alp olmak için 9 şart lazımdır diyor. Ata binmesi iyi süvari olması kılıcı olması vs. Çünkü kılıç çok mukaddestir onun üzerine yemin ederler diyor. Aynen şövalyeler gibi. Sonra batılılar karşısında bize çok üstünlük veren katı yay dediğimiz yaydan bahsediyor.  Alperenden de bu gün yanlış bahsediliyor. Orada [kitapta] dervişlere Alperen derler diyor.  Yazıcızâde Tevârih-i Âli Selcuk’da Osman gaziye alp diyor.  Osman alp diyor.  Biz buradan Osman’ın alp olduğunu anlıyoruz alperen değil. Garipname de bize alp’in ne demek olduğunu tarif ediyor zaten.  Dolayısı ile Osman gazi bir nevi şövalye diyebiliriz.”

“17. asırda, bizi ikinci derecede bir devlete düşüren iki büyük gelişme oldu Avrupa’da: Birisi ilim ve teknoloji… İlim ve teknoloji sayesinde. Yalnız metalurji değil bütün ilim sahalarında Avrupa yeni keşifler yapıyor. [Röportör: Hocam, Osmanlı niye yapamadı bu keşifleri?]Çünkü Osmanlı bir hümanist ve Rönesans devrimi fikri değişimi yapamadı. Medrese, şeyhül İslam.. Göreceğiz 17. asırda; devlet işlerinde her şeyde fetvaları ile tayin eden bir kuvvet halinde geldi şeyhül İslamlar. Mesela bir yabancı devletle antlaşma yapıyor değil mi? Şeyhül İslam fetva vermeyince o antlaşma tasdik edilemezdi. Göreceğiz, şeyhül İslamlar 17. asıda politikada da birinci… Asiler fetva almadıkça isyanı sürdüremezdi.”

“Katoliklerin ve Ortodox-Rumlar’ın birbirlerinden nefreti, Osmanlı nefretlerinden fazlaydı.”

“1299 tarihi sonradan uydurulmuştur.  Aşıkpaşazade’nin 15. Asır sonunda bunu yazar, geç bir tarihtir. Ama çağdaş bir tarih [olan] Pahimeres’e bakabiliriz. O eserinde “ Atamanes “ diye birinden bahseder. Bafeus savaşının tam tarihini veriyor burada.  27 Temmuz 1302 işte bu tarih kuruluş tarihi olmalıdır.”

“Bizim klasik müzik dediğimiz saray musikisi İran’dan daha doğrusu Azerbaycan’dan gelmedir. Klasik musikide üstat Timur devrinde yaşamış büyük Abdülkadir Merâgi’dir . Osmanlılar o zamanlar Klasik musikiden yüksek musikiden bihaber olmakla birlikte özellikle II. Murad devrinde bunu Osmanlı sarayına almak için çok çalışmalar yapıyorlar. Daha sonra Abdülkadir Merâgi’nin oğlu Abdülaziz İstanbul’a celp ediyorlar, onunla beraber başka musikişinaslar da geliyor. Bu yüksek klasik musikinin teorisini II. Murad zamanında Şükrullah çelebi ( ki aynı zamanda tarihçi Behçet’üt- Tevarih) ilk Türkçe edvâr’ı yazar.”

“İtalya’daki Roma-Helen Kültürü, zengin ve tüccar kentler, bankerlik, İstanbul’un fethinden kaçan entelektüeller, doğan Burzuvazi ve Kapitalizm için önemli birikim sağlamıştı.”

“Yüksek musiki ve şiir Azerbaycandan gelmedir. Ama onlarda İran’dan alıyorlar.”

“Timur’un oğlu Şahruh II. Murad’a bir hil’at gönderdi ve giymesini istedi bir tabiiyet göstergesi olarak ve II. Murad giydi. Çünkü Şahruh’dan çekindiler. Şahruh doğu Anadoluya gelmişti. İşte bu Şahruh ve Osmanlı rekabetinde Osmanlılar kendi boylarının soylarının tarihini yazdılar. Yazıcızade Tevarih-i Âli Selçuk’u yazdı bu konuda.”

“Büyük kaşif Vasco de Gama, aynı zamanda büyük bir zalimdi; müslümanların burun-kulak-ellerini kesip padişaha gönderir, esirleri diri diri yakardı.”

“Osmanlı devletini asıl kuran, İranî yüksek bürokrasiyi getiren, defter tutma, tahrir sistemini ve getiren Çandarlılardır.  Onun için halk kitabı olan anonimler Çandarlılara hücum eder.  Çünkü bu bürokratik yapılanma sistemi gazilerin o serbest hayatına müdahale ediyor.”

“Viyana neden alınamadı. Tasavvur edin İstanbul’dan Viyana’ya kadar 1 mevsimde gideceksiniz önünüzde nehirler var köprüler kuracaksınız o zamana kadar hazan geliyor. Bizim tımarlı sipahilerin bu zamana harçlıkları bitiyor. Çünkü Tımarlı sipahilere yeniçeri gibi maaş verilmezdi. Zaten sefer mevsimi sonbaharda bitiyordu.”

“Fatih devrinde Roma için Gedik Ahmet paşa, 500 kişi ile İtalya’ya çıktı Otrontoyu aldı. Ardında Rumeli’ne geçerek asıl orduyu Rumeli ordusunu hazırladı ve İtalya fethine başlayacaktı fakat tam o sırada Fatih öldü. Bayezid onu çağırdı ve İtalya işi kaldı. Oradaki 500 kişiyi daha sonra Napoli kralı hizmetine aldı  ve İtalya’da ki bütün savaşlarda bu 500 kişi ile üstün bir konuma geldi.”

“Katolik-Protestan kavgasının Fransa’daki en büyük dehşeti, 1572 yılı Aziz Bartolomeus Yortusu sırasındaki katliam olup, 30.000 protestanın (Huguenot) bir gecede öldürülmesi, binlercesinin de Almanya ve Hollanda’ya göç etmesi ve oralarda protestanlığa katkı vermeleri ile sonuçlandı.”

“Klasik edebiyat Germiyan ilinde doğmuştur. Neden Germiyan? Osmanlı ile savaşı Aydınoğluna Osmanoğluna bırakmışlar. Kendileri çok zengin zenginlik sebebi de Şaphane. Avrupa da 1540’da bulunana kadar şap yok! kumaş rengini tesbit için şap şart.  Bunun için bütün Avrupa kumaş sanayi bizden giden şap’a bağlı. Şap’ın en iyisi de Karahisar’da çıkar. ( Şebinkarahisar aslı Şap’ın Karahisardır.) Buradan senede 100 bin dolayında altın Germiyan sarayına geliyor. Şairler Azarbaycan’dan  Konya’dan Germiyan sarayına geliyor ve klasik edebiyat burada filizleniyor. Osmanlı sonradan 1380-81’lerde Bayezid’in Kütahya ya vali olması bunlar onun hizmetine giriyorlar. Dolayısı ile klasik edebiyat başlar oradan giriyor.”

“Klasik edebiyat İran’da başlar ama bunu Rönesans gibi düşünmek lazım. Mesela Rönesans İtalya da doğar ama kendine özgü bir Alman rönesansı vardır bir İngiliz rönesansı vardır. Bu da onun gibi İran da olmuş ama bir Osmanlı rönesansı vardır diyebiliriz.”

“Kanunî Süleyman ile ulemadan şâir Bâkî arasında da buna benzer bir yakınlık kurulmuştur. Hayatının ilk döneminde güçlük çeken Bâkî, Sultan Süleyman’ın iltifatına eriştikten sonra onun musâhibi olmuş, en yüksek makamlara getirilmiştir. Süleyman, iltifat ve iltimasta ölçüyü aşıp onu şeyhülislâmlığa getirince, ulema dayanamamış, karşı çıkmışlardır. Onu kıskananlar, nihayet III. Murad tahta çıktığında, medrese hiyerarşisinde en yüksek derece olan Süleymaniye müderrisliğinden azlettirdiler.”

“Anadolu da bir kültür birliği ve devamlılığı var. Biz Türkler orta Asyadan büyük kütleler halinde geldik evet ama buradaki yerli toplumlarla kaynaştık. Mesela orta anadoluda sof yapan kumaş yapan Ermeniler batı anadoluda denizli leodikea ( ki bütün roma imparatorluğuna kumaş üretimi yapan bir yer ) Aşıkpaşazade Denizli’nin kumaşlarında överek bahsediyor 15. Asırda. Bakın 2000 sene aynı gelenek devam ediyor alenen.”

“Anadolu da etnik birlik ve beraberlik sayesinde kaynaşarak bir dünya imparatorluğu kurabildik. Eğer bu gün etnik ayrılıklara düşersek parçalanarak mahvoluruz. Osmanlıyı büyük yapan da aynı! Aynı tesanütte birlikte olmalıyız. Eğer öyle olursa yeni bir imparatorluk kurarız.  İşte tarihçinin büyük vazifesi bunu göstermek.”

“Osman’ın faaliyet döneminde Karacahisar fethinden sonra ikinci aşama, 699/1299 yılında Eskişehir batısında Bilecik, Yarhisar, Yenişehir ve İnegöl tekvurlarının hisarlarını fethettiği zaman gerçekleşmiştir. Rivâyete göre, o zaman Osman kendi adına hutbe okutmuş, bağımsızlık iddiasında bulunmuştur. Öyle görünüyor ki, Menâkibnâme, bu aşamada Osman’ı, öbür Türkmen beyleri gibi bağımsızlığa hak kazanmış bir İslâm hükümdarı gibi göstermeye çalışmaktadır. Menâkibnâme, Osman’ın 699/1299 yılında Karacahisar’da kendi adına hutbe okuttuğunu, bağımsızlık iddiasında bulunduğunu, kendi töre/kanûnunu ilân ettiğini (15. Bab), kadı tâ’yin ettiğini, özetle bağımsız beyliğini bir Türk-İslâm saltanatı gibi teşkilâtlandırma işine giriştiğini anlatmaktadır. Başka deyimle, Menâkibnâme’yi yazan (Yahşi Fakîh) veya anlatan (Orhan’ın imamı İshak Fakîh) bağımsız Osmanlı Devleti’nin bu tarihte doğduğu bilincindedir. Şimdiye kadar tarihçiler onu izleyerek bu tarihi, devletin gerçekten ve hukuken kuruluş tarihi olarak kabul etmişlerdir.”

“Her şeyi Orta Asya’ya bağlayamayız şiir oradan geliyor edebiyat oradan geliyor yaşantı oradan geliyor diyemeyiz. Evet, orada da geliyor ama burada bir sentez var. Burada kaynaştık yeni bir kültür olduk. Türk’ün önemi nedir burada Türk devlet kurdu bütün halkları topladı birleştirdi imparatorluk yaptı. Türkün dehası burada devlet kuruculuğudur. Otoritesidir. Bunu işte Türk orta Asya’dan getirdi.”

“Yeniçeri Avrupa’nın ilk daimi ordusudur. Oniki bir yeniçeri.”

“15. yy. yüksek kültür merkezleri, Timur soyundan gelen hükümdarların payitahtları idi. Osmanlı ve Hint padişahları, bu hükümdarların saraylarını örnek tutuyor, orada yetişen veya “intisâb” eden bilgin ve sanatkârları kendi saraylarına çekebilmek için her türlü fedakârlığı göze alıyorlardı. Rönesans İtalya’sında şehirler arasında, daha sonra Avrupa sarayları arasında gördüğümüz rekabet, İslâm dünyasında da benzeri bir rol oynamıştır, ve incelmiş yüksek sanatın gelişimi ve niteliği üzerinde en güçlü etkiyi yapmıştır.”

“Bayezid daha savaşa girmeden savaşı kaybetmişti. Bayezid için Neşri tiznef der. Öyledir.”

“Timur’un iki ideolojisi vardı. Birincisi, Cengiz ideolojisini ihya etmek ikincisi gaza. Bunu ispat için Anadolu’ya gelince İzmir’i aldı.  Osmanlı yedi senedir gaza ediyordu Timur onbeş günde aldı.”

“Divan sahibi şâir hükümdarlar olmasa idi, Türk edebiyatının büyük dehâları belki ortaya çıkmazdı. O dönemde, şaheserlerin çoğu, önemli ölçüde, seçkin sınıfın iltifatı, yüksek kültür ve duygu inceliği, sanatkârı korumaktaki ilgi ve heyecan ile açıklanabilir.”

“Sümer’den beri bu gün yaşattığımız bir çok adetler sosyal hadiseler kurumlar 5.000 sene önceden geliyor.  Farkında değiliz. Medeniyet hurafeler inanışlar her şey her şey bir tekip halinde geliyor. Onun için tarihi bilmek lazım! Niçin hafta yedi gün? Gün neden yirmidört saat mesela? Sümer’de öyleydi.”

“Osmanlıdaki çift-hane sistemi Hamurabi kanunlarına kadar gidiyor.”

“Osmanlı’da, kimse padişahın sarayından, yahut camiinden daha büyük ve şa’şaalı bir yapı yaptıramazdı. Sultânu’ş Şu’arâ seçilmek, “in’âm” almak için şâirin, ilkin şu’arâ meclisine çağrılması, sultana bir kasîde sunması, takdir edilip bağışa lâyık görülmesi gerekli idi. Öte yandan, yüksek mevkilere çıkan şâirler (meselâ Necâtî) kendileri patron durumuna gelip birçok seçkin şâiri yanlarında bulundurmuşlardır.”

“Sümer’de de Osmanlılardaki gibi bîrun enderun vardır.”