Felsefi Açıdan “Savaş” Kavramı

Savaş kelimesi umumiyetle insanlara sevimsiz gelir. Bilhassa savaş aleyhtarı filmler, romanlar, tiyatrolar, şiir ve yazılar çoğaldıkça insanın savaş kavramı karşısındaki tavrı olumsuzlaşmakta ve duyguları nefrete dönüştürmektedir. Oysa, savaş vardır ki, zulümdür, cinayettir ve yine savaş vardır ki, haklıdır ve kahramanlıktır. Bu sebeptendir ki, savaş için hem reddiye hem de mehdiye yazılabilir. Nitekim tarih boyunca bu yapılmıştır da…

Gerçekten de tarihte hem lanetlenecek hem de öğülecek savaşlar vardır. Nitekim sahte mabutlar yontarak insanları lanetlenmeye bunları, Allah’tan başka ilah yoktur, parolası ile kırıp atmaya çalışan ve insanın haysiyetini kurtarmak isteyen şanlı Peygamberler dizisinin yaptığı savaşlar övülmeye layıktır.

Çeşitli bahanelerle ırkları sömürgeleştirmeye, milletleri köleleştirmeye, zenginlikleri yağmalamaya yönelik savaşlar veren maceracıların ve kanlı katillerin yaptıkları kavgalar lanetlenmeye insanlığın mutluluğunu, ırkların haysiyeti, milletlerin istiklali için İlahi Kelimetullah ve Nizam-ı Alem için verilen savaşlar övülmeye layıktır.

Yine Kara ve Kızıl emperyalizm Türk ve İslam dünyasının üçte ikisini tamamı ile sömürgeleştirdikten sonra geri kalanları da yutmak için hazırlandıkları kahpece tuzaklar ve planladıkları savaşlar lanetlenmeye bu, zalim kuvvetlere karşı Türk dünyasıınn, İslam aleminin ve bütün mazlum milletlerin verdiği savaşlar övülmeye değer bulunmaktadır.

Vatanları parçalanmaya, milletleri esir almaya çalışan gizli ve açık düşman kollarının gerçekleştirdikleri savaşlar lanetlenmeye, öz yurdunda garip ve öz yurdun da parya olmak istemeyen ve kendi vatanının bütünlüğünü savunan milletlerin verdiği savaşlar övülmeye değer.

Türk – İslam ülkücüsü inananlar ile inanmayanlar arasındaki savaşta yerini almakla kalmamakta, inananların zaferiyle sevinmekte, yenilgisi ile ıstırap duymaktadır. Mazlumlarla zalimlerin mağdurlarla gaddarların haklılarla haksızların savaştığı bu dünyada mazlumların mağdurların ve haklıların en ön safında bulunmaktan saadet duymaktadır. Kısaca o, şerefli savaşları alkışlar şerefsiz savaşları lanetler. Savaş hakkın tahakkuku ve tesisi için yapılmışsa haksızılığı ve zulmü bertaraf etmişse şereflidir. Aksine hakların gaspına ve zulme yardım etmişse şerefsizdir.

İslam’da şerefli savaşın adı cihattır. Cihat Allah için ve Hak yolunda meydana gelecek çatışmalara can, mal ,söz, yazı ve diğer vasıtalarla çalışarak ve bütün gücünü ortaya koyarak haksızlığı, zulmü, bunları tesis eden nizamı, kısaca her türlü sahte mabudu yıkmak için savaşmak demektir. İnsanları dünya ve ahiret saadeti için tevhid şuuru içinde kardeşliğe ve dayanışmaya davet etmektir. İslam’da inananların sadece kendileri şer kuvvetler karşısında müdafaa etmesi demek değildir; gerektiğinde bunlara karşı müessir bir taarruz stratejisi içinde de hareket ederek bu kuvvetleri etkisiz duruma getirebilmek demektir.

Yüce Kitabımız’dan cihat ile ilgili birkaç ayet-i kerime mealini yazmakta fayda buluyoruz: “Size harp açanlarla, Allah yolunda siz de savaşın, aşırı gitmeyin. Şüphesiz ki, Allah aşırı gidenleri sevmez. Onları (size harp açanlarla, Allah aşırı gidenleri sevmez. Onları (size harp açanları) nerede yakalasanız öldürün, onları, sizi çıkardıkları yerden çıkarın…. Bununla beraber , (muharebeden) vaz geçerlerse (siz de bırakın) … Fitne kalmayıncaya , din de yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Vaz geçerlerse artık zalimlerden başkasına hiçbir husumet yoktur.” ( Kur’an-ı Kerim. Bakara Suresi ayet 190-191-192-193)

S. Ahmed ARVASİ