Evliya Çelebi Gibisi Gelmedi – Prof. Dr. İlber ORTAYLI

Seyahat sevmeyen Türklerin içinden çıkan büyük seyyah Evliya Çelebi’nin doğumunun 400’üncü yıldönümü yaklaşıyor. Onu gerektiği biçimde anmamız şart.

Doğum tarihi 10 Muharrem H. 1020 yani 25 Mart 1611 olarak tespit edilmiştir. Unkapanı’nda doğmuştur. Büyük seyyahımızın bu hesapça gelecek yılın mart ayı sonunda 400’üncü doğum yılını kutlamamız gerekir. Bu kutlama Evliya Çelebi gibi bir milli anıtımızı anmak için boynumuzun borcudur. Lakin gördüğümüz kadarıyla hiçbir kutlama hazırlığı çalışması yok; üniversitelerin sempozyum, PTT’nin pul ve Fatih Belediyesi’nin heykel çalışmasına girmesi gerekir.

Çağdaşlarının Evliya Çelebi’yi tanıdığı fakat yazdıklarını pek okumadıkları anlaşılıyor. Günümüzde de kendisinden Yılmaz Öztuna gibi maharetle yararlanan tarihçiler dışında daha çok mahalli tarih yazanlar Evliya Çelebi’ye bakmışlardır ve Evliya’nın dev eseri bu kadarıyla sınırlı kalmıştır. Mesela Amasra’yı görmüş, tarif eder; “Dağların ardında Bartın vardır” der. Orayı görmemiş, Bartınlılar hayıflanırlar.

Maalesef son zamanlarda Nuran Tezcan’ın tertiplediği sempozyum gibisine kadar ülkemiz edebiyatçıları Evliya’ya istihfafla bakarlardı. 10 cildin yeni harf basımını dahi son yıllarda Yapı Kredi Yayınları yaptı. İlk cilt İstanbul’un ve 17’nci yüzyıl İstanbul’unun sosyal bir tarihidir.

Mezarının yeri belli değil

Oysa yetenekleri bunun ötesindedir ve bu yeteneği keşfedenler de daha çok Batılı ve Kafkasyalı Osmanlı tarihçileri ve Türkologlar olmuştur. Evliya Çelebi en başta bütün imparatorluk coğrafyasını gezmiştir, dile kolay 1640 yılında 29 yaşındayken aniden gittiği Bursa ile başladığı gezilerini 50 yıl boyunca sürdürmüş; bu arada 22 tane sefere katılmıştır. Geç yaşta evlendiği söyleniyor. Zaten mezarının yeri ve ölüm tarihi de belli değil; muhtemelen Mısır’da belki İstanbul’da öldü veya Viyana seferinde şehit düştü. Her halükârda ayrı bir cilt teşkil eden Mısır seyahatnamesi fevkalade ilginç bilgilerle doludur. Arapçaya çevrilmedi ama bütün Avrupa dillerine çevrilmiştir.

Kendisinin Girit hakkındaki bilgileri olağanüstüdür. Gayet zekice tespitleri vardır. Ada’nın hemen fethinden sonra gördüğü Girit muhtemelen o vakit eski Miken medeniyetinin kalıntılarını daha iyi barındırıyordu. Evliya Girit’in parlak devrinin halkı için; “Bunlar Ecine kavmidir, İfrikiye’den gelmişlerdir” der ki bilim ilk Giritlilerin Mısır’dan geldiğini bugün kuvvetle ihtimal dahiline almıştır.Evliya Çelebi

Dil uzmanları onun kayıtlarına borçlu

Dile kolay; imparatorluk coğrafyası dediğimiz Tuna havzasından başlar, Türklerin seyahati hiç sevmediği devirde Evliya sefaret heyetinde Viyana’ya da gitmiştir. Kırım’ı, Kafkasya’yı gezmiştir. Fırat havzasını ve Mısır’ı ve Bilâd-uş Şam dediğimiz Suriye- Lübnan’ı görmüştür. Anadolu ve Rumeli’yi karış karış gezmiştir. Muharebeleri, Celali isyanlarını kalemiyle tespit etmiştir, her sınıf halkla haydutlar dahil olmak üzere sohbet edip seyahatnamesine almıştır.

Müthiş bir kulağı olduğu anlaşılıyor. Duyduğu diller hakkında son derece ilginç kayıtlar vermektedir. Bugünkü Kafkas dillerinin uzmanları onun Kafkasya seyahatnamesindeki bu gibi kayıtlara çok şeyler borçludur. 17’nci yüzyılın dahi seyyahı bizim cemiyetimiz için bir istisnadır ama kendisi hakkında üstat Reşad Ekrem Koçu’nun dediği gibi “Muasırları ne seyahatnamesinden çok bahsederler ne de Osmanlı şiirinin en parlak örneklerinden olmasa bile daha kötü şiirleri şuera tezkirelerine kaydedenler, ondan bir beyit dahi olsa almamışlardır.” Eseri Batı alemine ünlü tarihçi Avusturyalı Joseph von Hammer-Purgstall tanıttı. Chicago Üniversitesi’nden Robert Dankoff gibi hayatını Evliya’ya vakfedenler vardır.

Türkiye’nin bir Evliya Çelebi Enstitüsü olması gerekir. Biz Türkler gibi seyahat merakı az olan bir kavim için Evliya ne önceli ne ardılı olmayan bir istisnai dahidir. Gelecek yıl 400’üncü yılını kutlamayı unutmamalıyız.

Osmanlı sikkeleri tarihi

Atom Damalı’nın bilinen ve hatta bilinmeyen bütün Osmanlı sikkelerini bir araya getiren katalogu birkaç ciltten oluşacak. Birinci ciltte sikkelerin her birinin künyeleri saltanat sırasına göre veriliyor. Malum; sikkelerin hepsi payitahtta basılmazdı. Uzun seferlerin gereği çok istisnai yerlerde basıldığı da vakidir.

Osmanlı tarihinin önemli ayrıntıları sikkelerin tarihi olmadan anlaşılmaz. Bu cilt sadece Kanuni Sultan Süleyman’a kadar geliyor ve tabii Osmanlı dönemine girizgah olarak Anadolu beyliklerinden, mesela Aydınoğulları’ndan da geniş bahis ve referanslar var. Darande, Şam, Cezayir, Konya, Ruha ve daha nice yerler, Osmanlı akçelerinin basıldığı geniş bir coğrafya. Sikkelerin basıldığı yerler Macaristan’dan Yemen’e kadar uzanıyor.

Osmanlı nümizmatik (sikke ilmi) münakaşalı ve yeterince incelenmemiş bir alan. İbrahim ve Cevriye Artuk Asar-ı Atika Müzesi’nde nümizmatik kabineyi (meskûkât odası) kuran Halil Ethem Bey’in asistanları sayılabilirdi. Derken iş tarihçilik dışından mühendislere geçti. Hiç de fena olmadı, merhum Cüneyt Ölçer bu grubun içinde en çok temayüz edeniydi. Şimdi Atom Damalı’nın İslami devletler sikkeleri üzerindeki geniş katalogundan sonra Osmanlı dönemine girdiği görülüyor.

Unutmayalım, sikke katalogları iktisadi tarih için en temel kaynaklardır. Her bir sikke uzmanı mühim yeni bilgiler ve önemli yorumlar getirir. Sikke katalogları sadece uzmanların değil, iyi hazırlandığı taktirde bütün okuyucuların zevkle göz atabileceği ve ayrıntılı bilgilerle tarih yazımına gireceği, ilgi duyacağı çalışmalardır. O nedenle teşvik edilmesi ve devam etmesi gerekir. Atom Damalı’nın meskukat çalışmaları da böyledir.