Elçi Nedir? İslamın İlk Yıllarında İslam Devletleri ve Elçiler

Elçi: Bir devleti temsil etmek üzere başka bir devlet nezdinde görevlendirilen diplomat.

Elçi (ilçi) kelimesi “halk. ülke, devlet” anlamına gelen Türkçe el (il) isim kökünden türetilmiştir. Bu şekliyle ve özel isim olarak ilk defa Uygur metinlerinde rastlanan kelime (Clauson, s. 129) “haberci, peygamber” mânasına da gelmektedir. Bu anlamda Arapça karşılığı resuldür. Ayrıca vefd kelimesi (tekili vâfid, çoğulun çoğulu vüfûd) “elçi göndermek” anlamında masdar olduğu gibi “elçilik heyeti” anlamında isim olarak da kullanılır. Son asırlarda, elçinin Arapça karşılıklarından olan sefîr ise özellikle “sefâretnâme, sefarethane, sefîr-i kebîr” gibi tabirlerde kullanılmıştır. Tarihi İlkçağ’a kadar giden elçilik müessesesi zamanla sağlam bir gelenek ve hukukî statü kazanmıştır. Bu statü, “Elçiye zeval olmaz” Türk atasözüyle veciz biçimde ifade edildiği gibi “milletlerarası imtiyazlara ve dokunulmazlığa sahip olmak” şeklinde de özetlenebilir.

Asr-ı Saâdet ve İlk Arap Devletleri. İslâm’dan önce Mekke diplomasi ve yabancılarla münasebetler konusunda asırlık teamül ve geleneklere sahipti. Kureyşliler, aralarında savaş hali ve soğukluk bulunan kabilelere elçi gönderirler ve elçileri sefaret görevini yürüten Adî b. Kâ‘b kabilesinden seçerlerdi. İslâmiyet’in ortaya çıkışı sırasında Hz. Ömer tarafından yürütülen bu görev onun Müslümanlığı kabul etmesinden sonra aynı kabileden olmamasına rağmen Amr b. Âs’a verilmiştir. Bunun yanında Araplar ticarî maksatlarla da elçi gönderirlerdi. Meselâ 467 yılında Hâşim b. Abdümenâf ile üç kardeşi Bizanslılar, Sâsânîler, Habeşîler ve Himyerîler’le görüşmek ve bazı ticarî imtiyazlar elde etmek üzere bu ülkelere gitmişlerdi. Kabile reislerine ve hükümdarlara kıymetli hediyelerle gönderilen elçilik heyetlerinin dokunulmazlığı vardı. Elçilerin dil bilmelerine dikkat edilir, zaman zaman da yanlarında ayrıca tercüman görevlendirilirdi. Elçilere iyi davranmak, ikramda bulunmak ve hediye vermek gelenekti.

Hz. Peygamber’in henüz Mekke’de iken Kureyşliler’le müzakere ve görüşmelerde bulunması, müslümanlara karşı başlattıkları boykotun kaldırılmasını istemek gibi sebeplerle elçi gönderip elçi kabul etmesine diplomatik bir vasıf verilemez. Ancak hicretten hemen sonra, başkanı olduğu Medine şehir – devletinin teşkilâtı bünyesinde toplamak için çevredeki Arap ve yahudi kabileleriyle ve askerî ittifak kurmak maksadıyla Medine ile Kızıldeniz arasında oturan kabilelerle müzakerelerde bulunmasının diplomatik faaliyet olduğu söylenebilir. Gerçek anlamda diplomatik faaliyetler müşriklerin, daha önce Habeşistan’a hicret eden müslümanların kendilerine teslim edilmesi için Necâşî’ye elçilik heyeti göndermeleri üzerine onların planını akamete uğratmak ve hükümdarın muhacirlerin lehine karar vermesini sağlamak için, Bedir Gazvesi’nden kısa bir süre sonra Hz. Peygamber’in o sırada henüz müslüman olmayan Amr b. Ümeyye ed-Damrî’yi göndermesiyle başlar (Hamîdullah, İslâm Peygamberi, II, 1018).

Hz. Peygamber, hicretin 6. yılında (628) Mekkeli müşriklerle yaptığı Hudeybiye Antlaşması’ndan sonra devrin nüfuzlu hükümdarlarından altısına İslâm’a davet mektupları göndermiştir. Bu mektupları götüren İslâm’ın ilk elçileri ve nezdine gittikleri hükümdarlar şunlardır: Habeş Meliki Necâşî’ye Amr b. Ümeyye ed-Damrî, Bizans İmparatoru (Kayser) Herakleios’a Dihye b. Halîfe el-Kelbî, Mısır Hükümdarı Mukavkıs’a Hâtıb b. Ebû Beltea, Sâsânî İmparatoru (Kisrâ) Hüsrev Pervîz’e Abdullah b. Huzâfe es-Sehmî, Belkâ Valisi Hâris’e Şücâ‘ b. Vehb el-Esedî, Yemâme Hâkimi Hevze b. Ali el-Hanefî’ye Selît b. Amr el-Âmirî. 7. yılın başında (Mayıs 628) ve aynı günde (İbn Sa‘d, I, 258) hareket eden bu elçilerden başka Gassân Meliki Cebele b. Eyhem’e Şücâ‘ b. Vehb el-Esedî, Busrâ melikine Hâris b. Umeyr el-Ezdî, Uman hâkimleri Ceyfer b. Cülendâ ve Abd b. Cülendâ kardeşlere Amr b. Âs, Bahreyn Valisi Münzir b. Sâvâ’ya da Alâ b. Hadramî yine İslâm’a davet amacıyla gönderilmişlerdir. İbn Hudeyde, Hz. Peygamber’in elçi ve kâtiplerine dair el-Miśbâĥu’l-muđî (bk. bibl) adlı eserinde çeşitli maksatlarla yollanan kırk sekiz elçiyi zikreder.

Medine’ye 9 (630) yılında İslâmiyet’i kabul ettiklerini bildirmek üzere pek çok elçilik heyeti gelmiş ve bundan dolayı o yıla “senetü’l-vüfûd” denilmiştir. Gelen elçilerin çoğu kendi dinlerine ve geleneklerine göre saygıdeğer insanların önünde secde ediyorlardı; ayrıca bedevî Araplar arasında, konuşurken muhatabının sakalını tutma gibi âdâb-ı muâşeret dışı âdetler vardı (İbn Hişâm, III, 313). Bir elçi heyeti geldiğinde, bizzat Resûlullah’ın yetiştirdiği teşrifat görevlileri onlara huzura nasıl kabul edileceklerini anlatır ve Hz. Peygamber’in önünde yapmamaları gereken davranışlar hakkında uyarıda bulunurlardı. Resûl-i Ekrem ile görüşmek isteyen elçilerin hâcib (mabeyinci) tarafından usul öğrenmeleri için bekletildikleri de olurdu (İbn Hacer, III, 353). Buna rağmen elçiler bazan kurallara riayet etmezlerdi. Benzer aksaklıklar müslüman elçilerin gittikleri ülkelerin göz kamaştırıcı saraylarında, kralın önünde secdeye kapanma âdeti gibi İslâm’a uymayan protokol kaideleri sebebiyle de meydana geliyordu. Hz. Peygamber elçileri mescidde “üstüvânetü’l-vüfûd” (elçiler sütunu) denilen yerde kabul eder, en güzel elbiselerini giyer, ashabın ileri gelenlerine de güzel giyinmelerini söylerdi (İbn Sa‘d, IV, 346). Resûl-i Ekrem savaş döneminde de elçileri karargâhında kabul eder ve onlara imkân ölçüsünde izzet ve ikramda bulunurdu. Meselâ Tebük Seferi’nden dönmek üzere olduğu bir sırada kabul ettiği, Herakleios’un Tenûh kabilesine mensup bir Arap olan elçisi bunlardan biridir. Hz. Peygamber elçilik heyetlerine dönüşleri için de yol azığı hazırlatırdı. Ölüm döşeğinde yaptığı vasiyet arasında elçilere hizmette kusur edilmemesi ve onlara iyi davranılması da yer almaktadır (Buhârî, “Meġāzî”, 85). Resûl-i Ekrem ayrıca Medine’de elçilik heyetlerinin kalması için bir ev yaptırarak inşaatında bizzat çalışmış ve ashaptan bazılarını onlara yardımcı olmak için görevlendirmiştir (İbn Sa‘d, I, 323). Elçilerin sahâbîlerin evinde ağırlandığı da olurdu; meselâ Necran heyeti Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin evinde ağırlanmıştı. Bazı elçilik heyetleri de Mescid-i Nebevî’nin yanında kurulan çadırda misafir edilmişti. Hz. Peygamber, elçilik heyetlerinin sınırda karşılanmalarını ve Medine’ye gelinceye kadar kendilerine refakat edilmesini ister, kendisi de onları kaldıkları yerde her gece ziyaret ederdi (İbnü’l-Esîr, I, 168).

Resûlullah, siyasî veya dinî misyonlar için göndereceği elçileri en liyakatli ve muktedir kişiler arasından seçer, onlarda özellikle ahlâk ve yüz güzelliği, ikna gücü, idrak kabiliyeti, dürüstlük, bilgi, hitabet yeteneği gibi vasıflar arardı. Siyasî görevle yolladığı elçiler arasında Amr b. Ümeyye ed-Damrî gibi o sırada henüz müslüman olmayanlar da bulunmaktaydı. Suriye, Irak ve Habeşistan’a elçi gönderirken daha önce o bölgelere gitmiş olanları tercih ederdi. Elçilerin gönderildikleri ülkelerin dilini bilmelerine dikkat edilirdi. Ashaptan Farsça, Rumca, Kıptîce, Habeşçe ve Süryânîce bilenler vardı; ayrıca Hz. Peygamber Zeyd b. Sâbit’e İbrânîce öğrenmesini emretmişti. Dinî görevle gönderilenlerin hepsi İslamî konulara vâkıf ve dinî hükümleri titizlikle yerine getiren müslüman elçilerdi. Diplomatik münasebetlerde hediyeleşme eski bir âdet olduğundan Hz. Peygamber de elçilerin getirdikleri hediyeleri kabul etmiş, onlara karşılık vermiş ve bunu ashabına da tavsiye etmiştir (Buhârî, “Cihâd”, 175-176; Abdülhay el-Kettânî, II, 207-208). Gelen hediyelerin tamamı devlet hazinesine konurdu.

Elçiler asla öldürülmez ve hırpalanmazdı; hatta onlara hakaret edilmesine dahi izin verilmezdi. Resûl-i Ekrem, rahip Yuhannâ b. Ru‘be ve Eyle (Akabe) hâkimine mektup yazıp elçilerinin reddedilmesini savaş sebebi sayacağını bildirmiştir (İbn Sa‘d, I, 277-278). Resûlullah’ın yalancı peygamber Müseylime’nin elçilerine söylediği, “Eğer elçi olmasaydınız başlarınızın kesilmesini emrederdim” sözü (Ebû Dâvûd, “Cihâd”, 154), elçilerin dokunulmazlığı konusunda İslâm hukukunun verdiği güvencenin açık ispatıdır. Uhud Gazvesi’nde Hz. Hamza’yı şehid eden Vahşî b. Harb, Hz. Peygamber’in kendisinden intikam alabileceğini düşünerek onun yanına ilk defa Tâif şehrinin elçisi sıfatıyla gelmişti (Buhârî, “Meġāzî”, 23). Kendi nazik davranışını karşısındakilerden de bekleyen Resûlullah, İran’a gönderdiği elçi Abdullah b. Huzâfe es-Sehmî’nin Kisrâ tarafından iyi karşılanmaması ve bilhassa İslâm’a davet mektubunun devletler arası teamüle aykırı olarak parçalanması karşısında, “Allah da onun mülkünü parçalasın” şeklinde ağır bedduada bulunmuştur. Elçilere ibadet etmeleri ve dinî âyin yapmaları konusunda serbestlik tanınmıştır. Hz. Peygamber, Necranlı hıristiyanların elçilerine Mescid-i Nebevî’de ibadetlerini ifa etmeleri için izin vermişti. Elçiler geliş gidişlerinde tam bir emniyet içinde olurlar, ancak olağan üstü hallerde gözaltına alınabilirlerdi. Meselâ Resûlullah Hudeybiye Antlaşması’ndan önce Mekke’ye gönderilen elçinin öldürüldüğü yolunda çıkan söylenti üzerine, İslâm ordugâhındaki Mekkeli delegeleri elçisi geri dönünceye kadar alıkoymuştur. İslâm’a göre mütekabiliyet çerçevesinde elçilerin mallan gümrük vergisinden muaftı. Eğer yabancı devletler müslüman elçileri gümrük resimlerinden ve diğer vergilerden muaf tutarlarsa bu devletlerin elçileri de İslâm ülkesinde aynı imtiyazdan faydalanırlardı (Hamîdullah, İslâmda Devlet İdaresi, s. 120-121). Hz. Peygamber elçiler konusunda son derece hassastı. Kureyş’in gönderdiği elçi Ebû Râfi‘ Resûl-i Ekrem’le karşılaşınca kalbi İslâm’a ısınmış ve geri dönmek istememiştir. Fakat Hz. Peygamber, “Ben elçiyi alıkoyamam, sen şimdi git ve eğer müslüman olmak istiyorsan sonra geri dön” demiştir (Ebû Dâvud, “Cihâd”, 151).

Hulefâ-yi Râşidîn devrinde de komşu devletlere İslâm’a davet etmek ve barış antlaşması yapmak üzere elçiler gönderildiği bilinmektedir.

Emevîler döneminde çeşitli devletler ve özellikle Bizans İmparatorluğu ile diplomatik münasebetler tesis edilmiş ve karşılıklı olarak birçok elçi gidip gelmiştir. Emevîler’in ünlü kumandanlarından Mühelleb b. Ebû Sufre, bir insanın gönderdiği mektubun onun aklî seviyesini, elçisinin de fikrî seviyesini gösterdiğini söyler (İbnü’l-Ferrâ, s. 53). Muâviye ve Abdülmelik b. Mervân zamanında Bizans’la antlaşmalar yapılmış, yıllık tazminatlar ödenmiştir. Bizans imparatoru Muâviye’ye elçi ve hediyeler göndererek İstanbul kuşatmasının kaldırılmasını istemiş ve diplomatik maharetiyle meşhur olan elçi Yuhannâ bu konuda başarı sağlamıştır. Abdülmelik b. Mervân II. Iustinianos’a, Ömer b. Abdülazîz de III. Leon’a elçi göndererek Emevî-Bizans münasebetlerinin geliştirilmesini istemişlerdir. Endülüs Emevîleri zamanında da bu münasebetler devam etti. Bizans İmparatoru Theophilos II. Abdurrahman’a Kratios’u hediyelerle elçi olarak göndermişti. VII. Konstantinos III. Abdurrahman’a, ikili münasebetleri geliştirmek için elçisiyle birlikte hediye olarak Grekçe tıp ve Latince tarih kitapları yollamış, bunun üzerine halife bunları Arapça’ya çevirecek dil bilen elemanlar da istemişti. II. Basileios II. Hişâm’a altın harflerle yazılmış bir mektup ve çeşitli hediyeler göndererek savaş esirlerini iade etmek istediğini bildirmiş, ancak elçi o sırada eğlenceden başka birşey düşünmeyen halife ile görüşememiştir. Elçilerde aranan genel vasıflara Endülüs Emevî Devleti’nde de uyulmuştur. Sefir şair Yahya el-Gazzâl’in yakışıklılığı darbımesel olmuştu. Aynı şekilde Abbâsîler de elçinin şerefli ve asil bir aileden gelmesini, yakışıklı, heybetli ve güzel yüzlü olmasını isterlerdi. Halife Mütevekkil – Alellah tarafından Bizans İmparatoru III. Mikhail’e gönderilen Nasr b. Ezher heybeti ve göz kamaştırıcı kıyafetiyle dikkatleri üzerine çekmişti (Taberî, IX, 219). Abbâsîler ile Bizans arasında sınır çatışmaları, barış müzakereleri, savaş esirlerinin mübadelesi ve fidye ödenmesi gibi konuların sık sık görüşüldüğü yoğun diplomatik temaslar olmuştur. Bu dönemde diğer gayri müslim devletlere de elçilik heyetleri gönderildi. Nitekim Franklar’ın kralı Charlemagne, ikisi Hârûnürreşîd zamanında olmak üzere Abbâsî başşehrine birçok elçilik heyet yollamıştı. Ancak bu konuda İslâm kaynaklarından ziyade Latin kroniklerinde bilgi bulunmaktadır. 797’de iki Frank ve bir yahudi tercümandan oluşan bir elçilik heyeti Bağdat’a gitmiş, Franklar orada ölmüş, tercüman ise iki yıl sonra bir fil ile geri dönmüştür. 802’de Bağdat’a giden elçilik heyeti ise çok başarılı olmuştur. Bu ziyaretler farklı dünyalara mensup iki devletin birbirini tanımasında önemli bir başlangıç olmuş, daha sonraki temaslara örnek teşkil etmiştir. Elçiler İslâm başşehrinde iken savaş başlar ve devletler arasında düşmanlık ortaya çıkarsa elçilik heyeti hakarete uğrar veya hapsedilirdi; bu uygulama Osmanlılar’da da görülmektedir.

Ortaçağ’da elçi teatisi aynı zamanda ticarî ve kültürel temasların artmasına yardımcı olmuş, el yazması eserlerin mübadelesine zemin hazırlamıştır. Çeşitli şartlar ve pazarlıklar karşılığında esirlerin mübadelesi, karşılıklı talepler, kültürel ve dinî bazı konular bu elçilik heyetlerinin müzakere ettiği hususların başlıcalarıdır. Halife Me’mun Bizans’a klasikleri tercüme etmek üzere bir heyet göndermiş ve bundan faydalı sonuçlar elde edilmiştir. Halife Tâi‘ – Lillâh zamanında münasebetlerin yoğunlaştığı görülmektedir. 970 yılında Bizanslı kumandan Bardas Skleros, İstanbul’da çıkardığı isyan başarısızlıkla sonuçlanınca Kuzey Afrika’ya kaçarak iltica talebinde bulunmuş ve onu geri almak için elçiler gelip gitmiş, karşılıklı pazarlıklar yapılmıştı. Sonunda Bizanslılar’ın Halep şehrini tahliyesi karşılığında Skleros iade edilerek Bağdat’ta bir antlaşma imzalanmıştı (Süleyman er-Rahîlî, s. 115-118). 1071’de de Bizans İmparatoru IV. Romanos Diogenes Halife Kāim-Biemrillâh’a bir elçi göndererek Alparslan’ın Anadolu’ya yönelik saldırılarına son vermesini istemişti.

Fâtımîler de diğer devletler yanında Bizans’la çok yönlü temas içinde olmuşlardır. İmparator VII. Konstantinos Fatımî Halifesi Mansûr’a 952’de elçi göndermiş, halifenin ileri sürdüğü Reggio şehrinde bir cami yapılması, bu caminin Bizans tarafından korunması ve esir müslümanların burada namaz kılmalarına izin verilmesi şartının kabul edilmesi üzerine barış antlaşması imza edilmişti. Mansûr’un halefi olan Muiz – Lidînillâh’a da barış için bir Bizans elçilik heyeti gelmiş, fakat Muiz tarafından reddedilmiştir. Bunun üzerine VII. Konstantinos çok kıymetli hediyelerle ve külliyetli miktarda para ile 956’da yeniden bir elçilik heyeti göndermiş ve heyet halife tarafından kabul edilerek bir barış antlaşması imzalanmıştır. Daha sonra Bizans’tan Muizz’e yine çok kıymetli hediyeler, altın ve esirlerle üçüncü bir elçilik heyeti gönderilmiştir. Elçi huzurdaki konuşması sırasında Bizans’a bir Fatımî elçisi gönderilmesini istemiş, fakat isteği Muiz tarafından reddedilmiştir. Hilâfetinin son yılında Muizz’e dostluk temennisiyle bir elçilik heyetinin daha geldiği görülmektedir. II. Basileios, 997’de Halife Azîz – Billâh’a barışı yenilemek için altın ve gümüş eşyadan oluşan hediyelerle bir elçi göndermiş, yapılan görüşmelerde bütün müslüman esirlerin serbest bırakılması, İstanbul’da bulunan camide hutbenin Halife Azîz – Billâh adına okunması, Bizans’tan istenilen eşya ve hediyelerin hemen yollanması şartlarıyla yedi yıllığına barış yapılmıştır. Halife Hâkim-Biemrillâh 1000 yılında Kudüs Patriği Orestes’i İmparator II. Basileios’a elçi olarak göndermiş ve on yıllık bir barış antlaşması imzalanarak Fatımî topraklarında hıristiyanların kilise yapmaları ve Bizans’ın Mısır’a buğday göndermesi karar altına alınmıştır. Halife Zahir – Biemrillâh da 1023’te Kudüs patriğini dostluk ve ticaretin gelişmesi için II. Basileios’a göndermiş ve yine İstanbul’daki camide hutbenin kendi adına okunması, esirlerin serbest bırakılması. Kudüs patriğinin Bizans tarafından tayini hususları kararlaştırılmıştır. Müstansır-Billâh 1054’te bir elçi göndererek kıtlık ve açlık sebebiyle Bizans’tan yardım istemiş, fakat İmparatoriçe Theodora’nın karşılık olarak Fatımî ordusunun Bizans ordusuna yardımını şart koşması üzerine anlaşma sağlanamamıştır. Buna kızan imparatoriçe ertesi yıl tekrar gelen Fatımî elçisiyle görüşmeyerek Abbâsî elçisini kabul etmiş ve İstanbul’daki camide hutbenin Abbâsî Halifesi Kāim – Biemrillâh adına okunmasına izin vermiştir (a.g.e., s. 198-199).

Mehmet İpşirli

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı