ATSIZ (Ahmet Selçuk)

Hüseyin Nihal Atsız… Bir ay önce vefatının 24.yıldönümünde andığımız, iki gün sonra, yani 12 Ocak’ta da doğumunun 95.yılında tekrar hatırlayacağımız ve anacağımız büyük Türkçü; büyük fikir, mücadele adamı; büyük edebiyatçı..

Hani derler ya, her insanın hayatını değiştiren, etkileyen, yönlendiren mutlaka bir kitap vardır; işte benim de hayatımın akışını, dünya görüşümü, ideolojik yönelişimi; kısacası ‘Ülkücü’ olmamı belirleyen bir kitap vardı: Türk Ülküsü…

Ortaokulun son sınıfındaydım; bir abimizin ‘bunu oku çok hoşuna gidecek’ diye elime tutuşturduğu bu mavi renkli ince kitabı iki gün içinde bitirdiğimde, şu an dahi üzerine titrediğim iki kavramın zihnime nakşedildiğini farketmiştim. İlki “Türk’, ikincisi de ‘ülkü’ kavramlarıydı bunlar..
Türk, Türkçülük, Türk Ülküsü, Ülkücülük, Milliyetçilik… Bu kavramları kavram olmaktan çıkarıp, fikirleriyle ve eylemleriyle Türk fikir ve siyaset hayatına damgasını vuran sayılı insanlardan biridir Atsız. Cumhuriyetin hemen öncesindeki Ziya Gökalp’tan sonra Türkçülüğün Cumhuriyet dönemindeki ilk ve en etkili temsilcisidir Atsız.

Askeri Terbiye’den, Arap asıllı bir subaya selam vermeyi reddettiği için çıkarılmasından sonra Edebiyat Fakültesine yazılıp buradan mezun olan Atsız, Edirne’de edebiyat öğretmenliği yaptığı dönemde (1933-1934) Orhun (ki bu dergi, Atsız’ın daha önce çıkardığı Atsız Mecmua’nın devamı niteliğindeydi) dergisini çıkardı. İşte bu dergilerle, Türkçülük ülküsünün fikri ve ideolojik temellerini sistemleştirmeye başlayan Atsız, hayatı boyunca bu davasını, yine kendisinin çıkardığı (Orkun, Ötüken gibi) dergilerle gençliğe aktarmaya çalıştı.

Diğer dava arkadaşlarıyla, Türkçülük uğruna çileler çekti, eziyetler gördü, olmadık baskılara maruz kaldı ama yine de yılmadı, vazgeçmedi. Çünkü o gerçek bir ‘dava’ adamıydı.. Tıpkı kendisi gibi aynı çileli yollardan geçen ama asla mücadelesinden vaçgeçmeyen Alparslan Türkeş gibi..
Sadece mücadele adamı değildi o; aynı zamanda ilim adamıydı, tarihçiydi, edebiyat araştırmacısıydı; Türk Tarihinde Meseleler’, ‘Türk Edebiyatı Tarihi’ gibi eserler verdi. O aynı zamanda şairdi, edebiyatçıydı; ‘Yolların Sonu’ adlı kitabında Türkçülük ülküsünü nakış nakış mısralarda işledi. Unutulmaz romanı ‘Bozkurtların Ölümü’ ve ‘Bozkurtar Diriliyor’la Türk’ün destanını yazdı.

Özel hayatında mütevazı olmasına rağmen Türkçülük ve Ülkücülük konularında asla taviz vermeyen Nihal Atsız, bir ahlak ve karakter abidesi olarak da gönüllerde hak ettiği yeri almıştır. Uzun yıllar önce söyleyip de, o dönemlerde bazı kesimlerce ‘hayal’ ve ‘saçma’ olarak nitelenen görüşlerinin hemen tamamı bugün gerçekleşen Nihal Atsız’ı bugün yeniden, tekrar ve daha dikkatli okumak ve anlamak gerektiğine inanıyorum.

Büyük Türkçü ve mücadele adalı Hüseyin Nihal Atsız’ı doğumunun 95.yıldönümünde rahmetle anıyor ve onun ‘Veda’ başlıklı yazısından aldığım birkaç paragraf ile bir şiirini sizlerle paylaşmak istiyorum.

‘Ülkü yolunda ölenlerin, ebedi karanlık içinde kaybolurken hafızalarda bir ışık gibi parlamaları güzel, fakat hafızalardan ve gönüllerden de uzakta bulunarak karanlıkla bir olmaları ondan daha güzeldir. Yaşamak sadece. Kısa bir an yaşamaktır. Ölüm ise kainatın ebediliğinde, hatıralarda ve gönüllerde asırlarca yaşamak, yahut hatıralardan ve gönüllerden de silindikten sonra sonsuzlukta sonuna kadar yaşamakta devam etmektir.

Yaşamak hakkından vazgeçmek ne kadar güzel, hatırlanmadan, gönüllerden silinerek, unutularak yaşamak ondan da ne kadar güzeldir. Her fedakarlık muhteşemdir. Fakat eserine imza koymamak, ülkü uğrunda ad bırakmadan silinmek herşeyden daha muhteşemdir.’

***

Geçmişi öğrenelim, gezip anayurtları;
Görelim, hangi tasa öldürmüş Bozkurtları!
Çevirelim gözleri ondört asır önceye;
Sonra bugüne dönüp dalalım düşünceye…
Seni özünden vuran düşmanın kim miş dünkü?
Göreceksin ki, yine aynı düşman, bugünkü!

Bizi üzen, ağlatan yahut güldüren nedir?
Düşmana tutsak edip sonra öldüren nedir?
Hangi sırla parlayıp büyüyüp açılmışız?
Hangi duyguyla sönüp dağılıp küçülmüşüz?

Bu düğümleri, birbir çözeceksin burada;
Bir gerçek sezeceksin, kanayan her yarada!
Sonra okuyup ulu atalar erdemini,
Duyacaksın o büyük günlerin özlemini!
Göreceksin ki, eşsiz yiğitlerin nicesi
Ölmüş… Yaşasın diye, büyük Türk düşüncesi!
Bileceksin, bu yolda nasıl akmış kanımız…
Ayaydın bir gecede başlıyor destanımız.

Ahmet SELÇUK

(Büyük Kurultay, 10 Ocak 2000)

Kangalın Atası Türkmen çoban köpekleri ALABAY'lar: