Türkçü Kapak Fotoğrafları
Timur DikR.Sağ

Türk Dünyası ve ATSIZ – Saadettin Gömeç

24 Kasım 2014 Pazartesi, 14:39
Hüseyin Nihal Atsız

Türklük, Türkçülük ve Turancılık ülküsünden bir an olsun taviz vermeden, ölene kadar bu kutlu dava için savaşan Atsız Beg’in büyük ülküsünün bir kısmı onun vefatından sonra gerçekleşti.

Bir vakitler Türklerin sadece Türkiye Türklüğünden ibaret olmadığını savunanlara, Türkiye’nin Misak-ı Milli toprakları dışındakilerle de ilgilenmesi gerektiğini, dünyada neredeyse 100 milyona yakın Türk’ün zorluk, eziyet ve açlık içinde ölüm-kalım savaşı verdiğine kulakların tıkanmamasını, onların da insanca yaşamak haklarının olduğunu bağıranlara; Çin’den Doğu Avrupa’ya değin birgün bütün Türklerin hürriyetlerine kavuşacağını ve bunun için uğraşmak lazım geldiğini söyleyenlere Irkçı-Turancı hayalperestler diyenlerin; 1990’ların başında Türk Cumhuriyetleri ilan edildiğinde birdenbire Türklüğü ve Turancılığı kimselere bırakmadığına şahit olduk.

Sahtekâr ve inançsızlar elbette sadece bugünü düşünür ve bütün dertleri hayatlarını iyi geçirmekten ibarettir. Fakat ülkü adamları millet ve devleti için ömrünü harcar. Bunun mükâfatı olarak da, kendi tarihinde ve toplum hafızasında hak ettiği yere oturur.

Dünya hızlı bir şekilde değişmeler yaşıyor. Sovyetler Birliğinin dağılmasının ardından Çin’in kapitalizme meyletmesi, Amerika’nın Yakın ve Orta Doğu’da gerçekleştirdiği oldu-bittiler bir tarafa; bilhassa Balkanlar ve Türkiye’nin güneyinde meydana gelen insanlık dramlarına Türk idarecilerin asla izin vermeyiz, bizim rızamız olmadan bölgede kuş uçamaz şeklinde ahkâm keserlerken, elin oğulları kafasına koyduğunu yapıyor, alacağını alıyor ve Türkiye’yi de uzun yıllar başının ağrıyacağı bir bataklığın içerisinde bırakıveriyor.

Bir zamanlar Türkiye’yi Rusya’ya, Çin’e bağlamak isteyen eski komünistlerin büyük bir kesimi Ulusalcı (Ulusolcu) ismi altında milli kahraman yapılmaya çalışılıyor. Anadolu’da herkes emperyalizme karşı Kurtuluş Savaşı mücadelesi içerisindeyken, kendisi Rusya’ya kaçan ve hain damgası yiyen Nazım Hikmet misali şahıslar, sanki çok büyük edebiyatçılar, sanatçılarmış gibi resmen devlet adına anılıyorlar. Türkiye’nin son 30 yılını kan ve göz yaşı dökerek geçirmesine neden olan bazı katillerin ve birtakım ayrılıkçıların yarın-birgün demokrasi kahramanı diye karşımıza çıkarılmasına şaşırmayalım.

Değeri beş para etmez romanlar, hikâyeler, şiirler yazan edebiyatçı nüsveddelerinin eserleri milyonlarca lira para ödenerek, filmleştiriliyor veya tiyatro sahnelerinde sergileniyor; Türk milletinin milli kimliğine, bölünmez bütünlüğüne düşman şarkıcı, türkücü bozuntularına bizzat devlet eliyle ödüller veriliyor. Türk insanının beynine alenen tecavüz ediliyor. Türklüğü ve Türk insanını aşağılayan, içinde tamamen Kürt milliyetçiliği olan Mem u Zin gibi rezaletlerin Türkiye Cumhuriyetinin Kültür Bakanlığı marifetiyle Türkçe ve Kürtçe basılması garabetini ise anlamak mümkün değil.

Edebiyat üstadları diye yutturulan sahtekârları ve kardeşlik nameleri adı altında bölünmeyi hızlandıran yazıları okuyan Türk insanı umarız çok kısa sürede bu kepazelikleri ve kendisine karşı yapılan hakaretleri görür.

Bugün olduğu gibi eski komünistlerin, Türk Devletine kurşun sıkan hainlerin el üstünde tutulduğu ve belki de Türk tarihinin çok sıkıntılı zamanlarının yaşandığı günlerde, Türk milliyetçileri birileri tarafından top-yekûn kötü gösterilmeye, devlet idarelerinden uzaklaştırılmaya çalışıldı. İşte bu maddi ve manevi katliama maruz kalanlardan birisi de Nihal Atsız idi. Nazım Hikmet ve Sabahattin Ali gibi komünist hayranları ile ömrünün büyük bir kısmını hiç zorluk çekmeden, safahat âlemleri içinde yaşayan Necip Fazıl benzeri kişiler toplum önderi, örnek şahıslar şeklinde tanıtılırken; hayatında Türk milleti ve devletinden başka birşey düşünmeyen, bu uğurda eşini ve çocuklarını dahi ihmal eden insanlık abidesi Atsız Hoca görmezlikten gelinmektedir. Onun dava adamlığı bir kenara, kaleme aldığı eserler Türk tarihinin ve edebiyatının ölümsüzleri arasına girmiştir ki, bu durum bile Atsız’ın büyük Türk milletinin bir hizmetkârı olduğuna yeterlidir.

Hepimizin çok yakından bildiği üzere devlet televizyonlarında dahi o kadar kıytırık kişiler için saatlerce programlar yapılırken, Atsız, Elçibey, Ziya Gökalp, Alparslan Türkeş’in ve diğer Türklüğe ömürlerini adamış insanların isimlerini ya da onlarla alâkalı haberleri kırk yılda bir duyuyoruz. Bunun sebebini tabiî ki biz iyi biliyoruz. Çünkü onlar Türk oğlu Türk’tür. Satılmış, Türkiye’yi birilerine peşkeş çekmek üzere aracılık yapan basın-yayından Türkiye, Türk insanı ve Türk Dünyası için daha fazla bir şey beklememiz aptallık olur. Mozaikçiler, Osmanlıcılar, Yeni Cumhuriyetçiler ve Yeni Türkiyecilerin cirit attığı memleketimizde “sonsuza kadar Türkiye”, “sonsuza kadar Cumhuriyet” diyenlerin elbette sesi-soluğu kısılmaya çalışılır.

Atsız Hoca 1931 senesinde “Adalar Denizi’nden Altayların Daha Ötesine Bütün Türk Gençliğine” adlı şiirinde adeta Türk dünyasının sınırlarını çizmiş idi. O, Macarları da ayrı tutmayarak Turan’ın bir parçası olarak gördü. Zaten kökenleri Türk On Ogur kabilelerine dayanan Macarlar da hiçbir zaman ırki olarak Avrupa’nın diğer Hrıstiyan halklarına benzemediğinden, bugün dahi tam bir Avrupalı gibi sayılmazlar. Çünkü hakikat söylediğimiz üzere onların Asyalı olduğudur. Tıpkı Türkler gibi.

Atsız Beğ edebi eserlerinin yanı sıra tarih çalışmalarında da Türk milli birliği ve beraberliğini esas almıştır. 1973 senesinde yazdığı “Turancılık” adlı makalesinde: “Siyasi sınırlar dışındaki Türklerle uğraşmak macera ise Türk uçakları Kıbrıs’a neden saldırdı? Hatta Amerikan donanması engel olmasaydı Kıbrıs’a neden çıkılacaktı? Batı Trakya Türkleriyle, Kerkük Türkleriyle, neden bu kadar ilgileniliyor? Dün Hatay’dı. Bugün Kıbrıs, yarın Batı Trakya ve Kerkük, öbür gün Azerbaycan ve daha ötesi… Bu, budur. Kimse başını kuma sokmasın” diyerek, geleceğin Türklüğün olduğunu söylemektedir.

Mutlaka talih Türklere de dönecek. Bir gün elimizden alınan ve bizden koparılan topraklardaki kardeşlerimizle elbet birleşeceğiz. Bunu bizler görmesek de mutlaka çocuklarımız ve torunlarımız görecek.

Zamanımızın politikacıları Türklüğüm meselelerine kulak tıkadıklarından, Mustafa Kemal Atatürk’ün Misak-ı Milli sınırlarının ayrılmaz bir parçası olarak saydığı Musul-Kerkük, Suriye, İran Türkleri, Kafkasya’daki Karaçay-Balkar, Kumuk, Nogay Türkleri, Kırım, Doğu Türkistan, Batı Trakya, Bulgaristan, Kök Oguz, Romanya ve diğer Balkan Türkleri gözümüzün önünde eriyip, yok olmaktalar. Somali’deki Zenciler, Filistin, Suriye, Irak’taki Arap, Kürt ve Filistinlilerle ilgileniliyor ama sözünü ettiğimiz yerlerdeki Türkler için bir Allah’ın kulu ciddi manada kılını kıpırdatmıyor.

Rahmetli Atatürk ve Atsız Beğ yaşasalardı, onlar için bütün Türkiye’yi ayağa kaldırırlardı. Tıpkı 1964 senesinde 800 Kazak Türkü’nün getirilmesi için Türk Dışişlerinin seferber edilmesi; 1920 nisanında Kızılordu tarafından kurşunlanan Azerbaycan Türklerinin vahşete maruz kaldığı günün yas ilan edilmesi gibi.

Atsız Beğ yine 1975’te kaleme aldığı “Kurtarılmamış Türkler” isimli makalesinde: “Ruslar eski saldırganlıklarını kaybetmişlerdir. Yalnız Batı’dan değil, ülküdaşları olan Çin’den de korkuyorlar. Komünizm iflâsa doğru gitmekte, Rus nüfusu yerinde sayarken Türkler çoğalmaktadır. Karanlıklar arasından ümit şimşekleri çakmaktadır. Bu Türkleri düşünmek de hakkımız ve görevimizdir.

Dünyanın en kalabalık olan, belki 850 milyonluk, belki bir milyarlık Çin’deki Türkler ise daha mühim bir tehlike ile karşı karşıyadır: Bu geniş topraklara Türklerin birkaç katı Çinli yerleştirilmesi… Fakat tabiat kuvvetleri Türkleri korumakta, Çin Türkistanı’nda Çinliler yaşayamamaktadır. Yaşayıp üreseler bile, orada bir tek Türk kalmasa bile günün birinde o Kunlar ve Uygurlar diyarı onlardan yine alınıp Türkleştirilecektir. İçinde Türk nüfusu kalmadı diye tarihî mirasları bırakacak değiliz. Bugün Kırım’da da Türk yok ama Kırım bizimdir. Günün birinde mutlaka kurtarılacaktır”. Bu büyük insan işte bu şekilde geleceği görmüştür. Kırım Türkleri, her ne kadar zor şartlarda da olsa neredeyse 50 yıl sonra tekrar vatanlarına döndüler.

Nihal Atsız büyük bir Türkçü idi. Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatının ardından Türk milliyetçiliği meşalesini ele aldı. Milliyetçiliğin sistemleşmesi ve aktif hale gelmesine çalıştı. Dünyanın neresinde bir Türk’ün canı yansa, aynı acıyı o da yüreğinde hissetti.

You must be logged in to post a comment Login

Yorum yazın...

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz

Sayac