Türkçü Kapak Fotoğrafları
Timur DikR.Sağ

Türk Aydınlarını Uyaran Fransız Kurumu – Prof. Dr. İlber ORTAYLI

29 Ekim 2014 Çarşamba, 12:41

Bu yıl 80’inci yılını kutlayan İstanbul Fransız Enstitüsü’ndeki bilim adamları, Türk meslektaşlarını bile kendine getiren çalışmalara imza atmışlardı

Bilim çevrelerinde İstanbul Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü (IFEA) diye geçer. 1930’da kurulmuştur. Bu yıl, İstanbul Fransız Enstitüsü’nin 80’inci yıldönümü kutlanıyor. Ülkemizde Alman Arkeoloji Enstitüsü, Britanya Arkeoloji Enstitüsü, Hollanda Arkeoloji Enstitüsü ve Birinci Cihan Harbi’nden sonra kendini fesheden Rus Arkeoloji Enstitüsü gibi kuruluşlar vardır ve vardı.

İtalyanların böyle bir kuruluşu yoktur ve asıl önemlisi Türklerin bütün Ortadoğu’da ve İran’da böyle bir kuruluşu yoktur. Orta Asya’da tarihi izleri olmasına rağmen Türkiye bu gibi araştırma enstitülerine sahip değildir. O ülkelerdeki araştırmaları izleyen, bizzat araştırma ve kazı yapacak ve gelen bilim adamlarını destekleyip barındıracak kuruluşlara ihtiyaç vardır.

Fransa’nın ünlü sanat tarihçisi ve mimari Albert Gabriel (1883-1972) bu kurumun ilk müdürüdür. 1930-1941 arası ve 1945-1956 arası iki kere bu uzun görevi yerine getirmiştir. Herkes biliyor; Albert Gabriel Osmanlı sanatı Bursa, İstanbul ve Edirne’deki sayısız eserler üzerine Türk aydınlarını bile uyaran önemli çalışmalar yapmıştır.

Araştırmacılar merkezde bursla çalışıyorlar

Bu enstitünün tarihindeki en önemli olaylardan biri de 20’nci yüzyıl Fransa’sının bir universal dehası sayılan George Dumézil gibi bir dilci ve tarih sosyologunun uzun zaman İstanbul’da çalışmasıdır. Enstitünün şöhretini sağlayan Dumézil Türkçeyi kusursuz telaffuzla konuşan, hemen hemen ölmekte olan Ibıhça gibi Kafkas dilleri üzerinde tetkikleriyle tanınan ama asıl önemlisi linguistik ve tarihi birbirine bağlayan teorileri ile meşhurdur. 30’u aşkın dil biliyordu. Nitekim bu enstitü onun adıyla anılıyor.

Enstitüde ünlü arkeolog Yunan epigrafi uzmanı Louis Robert, ünlü Hititolog Emmanuel Laroche gibi bilginler de müdürlük yapmışlardır. George Le Rider gibi ünlü bir arkeolog ve numizmattan (sikkebilimci) sonra sıra Osmanistlere geliyor. Osmanlı tarihinin ünlü uzmanları Jean Louis Bacqué- Grammont- Jacque Thobie, müteveffa Stefanos Yerasimos ve Paul Dumont’dan sonra Orta Asya Taşkent’te Fransız Enstitüsü’nü kuran Pierre Chuvin ve şimdi de Osmanlı Musevisi Kamondo ailesi üzerine ünlü monografisiyle tanıdığımız sosyal tarihçi Nora Şeni bu enstitünün müdürleridir.
Kafkaslar, İran ve Suriye üzerinde de tetkikleriyle tanınan enstitü, araştırmacıların burs ve destekle çalıştıkları bir merkez… Enstitünün mütevazı olanakları İstanbul’da arşiv araştırmasına veya benzeri incelemelere gelen birçok tarihçi ve arkeologu misafir etmeye yarıyor. Dünyanın öbür ucundaki meslektaşları sık sık burada bulmanız mümkün, şayet Nuru Ziya Sokağı denen dik yokuşu tırmanmayı göze alırsanız.

Enstitüde ilginç seminerler yapılır, mesela bir tarihte burnumuzun dibindeki bir zenginliği Fransız Anadolu Enstitüsü yaptı; “İstanbul’daki İranlılar”. Bilhassa Fransız İhtilali sonrası bu topluluğun arasındaki akımlar, basın hayatı ele alınmıştı. Geçmişte kuşkusuz çalışma dili sadece Fransızcaydı. Türk basın tarihi, diplomatik ilişkiler, ekonomik hayat üzerine sayısız seminerler böyle yapılıyordu. Zaman geçti, artık İngilizce seminerler ve konferanslar da yapılıyor. Enstitünün kütüphanesi ve yayınları küçümsenmeyecek durumda.

Azerbaycan BayrağıAzerbaycan yenilgisine “Kara gün” demek ayıp

Milli takımımız Azerbaycanlılara 1-0 yenildi. Olabilir, kötü oynuyorlar. Çalışmaları lazım. Büyük umutlarla getirilen hoca da pek bir şey yapamadı. Bizim neslin tanıdığı Orhan Şeref Apak gibi federasyon başkanlarını çok ararız. Futbol üzerinde konuşacak değilim, uzmanlardan dinledik. Rahatsız edici olan şudur; gazete başlıkları “Kara gün” diye çıkıyor. “Azerilere bile yenildik”, “Falan yerde 9 gol yemişlerdi” deniyor. Çalışmıyoruz, oynamıyoruz, yenilince de kardeş ülke takımını küçümsemeye devam ediyoruz. Kara gün de nesi oluyor? Ne ayıp ve kendini bilmez bir başlık! Çalışsaydınız, oynasaydınız, Azerbaycanlıları yenerdiniz, ama onlar “Kara gün” diye başlık atmazlardı. Spor muhabirlerinde de biraz şuur olması lazım. Bu gibi davranışlar hafiflik örneğidir ve ayıp oluyor beyler.

You must be logged in to post a comment Login

Yorum yazın...

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz

Sayac