Türkçü Kapak Fotoğrafları
Timur DikR.Sağ

Kırım’ın Değişimi [2011] – Prof. Dr. İlber ORTAYLI

29 Ekim 2014 Çarşamba, 13:36

Her yer gibi Kırım da değişiyor. Bu değişimler halkı rahatlattığı gibi, belli sorunlar da getiriyor.

Ara sıra gidip kokladığım bu şirin adaya bu hafta gene gittim. Dolu dolu bir gün geçirdim. Katerina’nın Simferopol’u yani Kırım Hanlığı’nın Akmescit’i çirkin yeni binalarla dolmuş. Kitapçılara uğradım. Gerilim orada da görülüyor. Kırımlı Rusların yazdığı kitaplara karşı Kırımlı Türk Tatarların yazdıkları var. Birinci gruba bakarsan; Kırımlı Türklerin tarihinde hangi adam varsa ya faşisttir veya daha evvel yaşayıp ölmüşse faşizme giriş öncüsüdür. Berikilerin yazdıkları da tam bunun tersi. Bir eğilim daha var, ikinci grup Kırım tarih tezlerini bir şekilde Fransızca ve İngilizce de çıkartmaya başlamış.

Simferopol’ün hemen yanındaki Bahçesaray, Han Saray’ın bulunduğu şehirdir ve Han Saray ise Topkapı Sarayı’nın küçük bir modelidir. Halkının yüzde 40’ı Kırım Türkü ve diğer küçük unsurların da desteğini aldığı için belediye onların elinde. Yerleşimleri bu mıntıkaya yığılmış. Artık oturdukları villaları daha görkemli, yaşayışları daha rahat ama her yerde arazi ve yerleşme kavgası var. Bir toprağa ayak atmak için hakikaten kulübe diyeceğiniz taştan binacıklar yapılıyor, arkasından uzun davalar, politik gösteriler… Kiev’deki hükümetle pazarlıklar ve yerleşme mahiyet değiştiriyor. Kırım Cumhuriyeti özerk ve başbakan Cartı (eski püskü demek) Hıristiyan Kıpçaklardan, yenilikçi, iş bitirici ve çözümleyici; onun sayesinde camiler yapılabiliyor. Ortalıkta kilise ve cami inşaatı sayısı paralel olarak yükseliyor.

Türkçe öğretecek okul yok

Simferopol’de artan sayıda Türk işadamına ve ticari faaliyetlere rağmen başkonsolosluk yok, onun için fahri konsoloslukla Türk kitlesinin sorunları çözülmeye çalışılıyor. Yarımadada Türk çocuklarının Türk dilinde eğitim göreceği, hiç değilse yeterince Türkçe öğreneceği okul yok. Bu konuda Kırım 1920’lerdeki Sovyet özerk cumhuriyeti ve hatta Çarlık dönemindeki eğitim üzerinden daha da sorunlu çünkü o zamanlar orta dereceli Türk öğretim kurumları hiç değilse karma eğitim veriyordu ve yetişen gençliğin edebi Türkçesi onların İstanbul aydın cemiyeti ile bütünleşmesine dahi yetebiliyordu. Bugün Türkçe yayınlar çeşitli şekilde 300 bin nüfusun eline geçebiliyor. Ama sistematik bir satış, dağıtım yok ve Türkçenin dünya yüzünde edebi bir dil olarak yaygın olmadığı açık. Her yerdeki Türk toplulukları sadece Türkçe konuşuyor ve kuşaktan kuşağa da bu Türkçe çarpılıyor.

Köylerde Kırım Türk Tatarları yerleşmesi artıyor, tarım konusunda daha becerikli ve ileri düzeydeler, pazar da onun için onların eline geçiyor. Üstelik yarımadanın bu eski sahiplerine Özbek, Azerbaycan Türkü, Gagavuz ve Ahıska Türkleri gibi unsurlar da katılıyor. Bu küçük grupların toplamı 20 bini geçiyor. İktisadi bakımdan etkinlikleri de artıyor. Köy bir etnik grubun kimliğini bulması için bugün dahi en etkili yerleşme. Nitekim Kırım köylerindeki mutfak daha zengin ve lezzetli. Yarımadanın asıl sakinleri bu konuda önde gidiyor.

Simferopol Üniversitesi’nde Türkoloji bölümü kuruldu. Bu, Ukrayna’nın büyük münevveri ve Türk tetkiklerinin üstatlarından müteveffa Prof. Omelian Pritsak’ın başarısıdır. Lakin ortaöğretimde Türkçe okutulmuyor ve yayın hayatında faaliyet gösteren kurumlar ortak bir sözlük kullanmazsa yazılı dilin gelişmesi çok zor olur, durum vahimdir.

Kültürel alanda her etkinlik Ankara’dan bekleniyor, gerçi Süleyman Demirel’in ziyaretleri sırasında Ukrayna Cumhuriyeti’ne Kırım’daki Türk Tatarlar bizim himayemizdeki bir azınlık olarak kabul ettirildi. TİKA Bahçesaray’daki Zincirli Medrese, Gaspıralı’nın kurduğu ilk Usul-u Cedid Mektebi’nin binası, eski Kırım ve Gözleve’deki camiler gibi birçok binaları tamir ettiriyor. Ama maalesef bu cemaatin eski eserlerini besleyecek bir vakıflar idaresi mevcut değildir. Sadaka usulü bağışlarla Türkiye’nin desteği ile 300 bin kişinin mensup olduğu ülkenin eski kültürü maddi ve manevi yönleriyle hayatını zor sürdürür. Ukrayna her şeye rağmen Avrupa kültürünün bir parçasıdır. Onun hayatına bütünleşmek ve Türkiye’yi izlemek gereklidir.

Kırım yarımadasında Kefe gibi İtalyan Cenova kültürünün tarihi izlerini taşıyan şehirler vardır. İtalya’nın bu nedenle yarımadanın tarihi ile ilgilenmeye başladığı görülüyor. Gözleve gibi renkli kültürel şehirler vardır ve nihayet Sivastopol gibi daha bakımlı ama ağırlıklı olarak Rus nüfusun yaşadığı ve Karadeniz donanmasının üstlendiği askeri bir merkez vardır. Hepsi bu küçük ülkede sorun teşkil edecek tezatlardır.
Sovyet dönemi boyunca çevre kirlenmesi ve ziraatin gerilemesi göze batan bir gerçek. Ünlü Kırım ineklerinden elde edilen süt ürünleri, Kırım balı, ünlü Kırım şarapları bugün bulunamaz. Bunun için tarımla uğraşacak bir nüfus gerekiyor. Oysa iki milyonluk nüfusun yüzde 70’ini oluşturan Ruslar bu bölgeye sonradan yerleşen bir kitledir. Tarımla uğraşacak zengin ve eski bir geleneğe sahip değildirler. Orta Asya’dan ve diğer şehirlerden geri gelen Kırım’ın asıl halkı da dedelerinin toprağını onlar kadar ustalıkla ekip biçmekte zorlanıyorlar.

Bağcılık çok geriye gitmiş

Bağcılık çok gerilemiş. Çiftçiliği daha iyi yapıyorlar. Bazı ülkeler için Avrupa Birliği ile bütünleşmek bir şanstır ve büyük destek getirir. Ukrayna’nın durumu böyledir.

Hiç kuşkusuz ta çarlar devrinden gelen kültürel altyapı kendini hissettiriyor. Rusların tiyatroları, okulları, kitabevleri ve kütüphaneleri var. Kırım Tatar tiyatrosu da var. Hem sadece yerli tiyatro eserlerini değil, dünya edebiyatının tercümelerini de temsil ediyorlar. Müzik grupları var, folklor grupları var ve pekâlâ Türk tiyatro eserlerinin de bu ülkeden oraya uzanması mümkün.

Doğrusu ara sıra bir tarafından kokladığım bu ülkede tanıdıklar yayın yoluyla izleme dolayısıyla bazı şeyleri daha iyi gözleyebiliyorum. Her yer gibi Kırım da değişiyor. Değişikliğin daha fazla rahatlık getirdiği gibi sorunlar taşıdığı da açık.

You must be logged in to post a comment Login

Yorum yazın...

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz

Sayac