Türkçü Kapak Fotoğrafları
Timur DikR.Sağ

İmam Maturudi ve Din Anlayışı

08 Şubat 2017 Çarşamba, 01:45

İmam Maturidi’nin adı, Ebû Mansûr Muhammed b. Muhamed b. Mansûr’dur. O, bugün Özbekistan sınırları içerisindeki Semerkand şehrine bağlı Maturit köyünde doğmuştur. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Türk asıllı olduğu kuvvetle muhtemeldir. Döneminin ünlü İslam bilginlerinden dersler almıştır. Hanefî mezhebine mensuptur. Ehl-i Sünnet’in iki büyük ekolünden birisi olan Maturidilik, adını İmam Maturidi’den almıştır. Kur’an’ı baştan sona tefsir etmiştir ve tefsirine Te’vîlatu’l-Kur’an ( Kur’an’ın Aklî Yorumu) adını vermiştir. İnanç ve itikadla ilgili yazdığı Kitabu’t-Tevhîd adlı eseri Türkçe’ye çevrilerek yayımlanmıştır. Kendi döneminde bölgede faaliyet gösteren diğer mezhep mensuplarına karşı,  mücadele vermiştir. Çok sayıda öğrenci yetiştirmiştir. Ancak 333/944 yılında Semerkand’da öldüğü, hemen hemen kesindir. Onun fikirleri Türk toplulukları tarafından benimsenmiştir. Bu yüzden bugün Türk dünyasının çoğunluğu fıkıhta Hanefî, itikadda Maturidî mezhebindendir.  

İmam Mâturîdî, Kelam, Fıkıh, Fıkıh Usûlü, Mezheplerin eleştirisi ve Kur’an Kıraatı konusunda çok sayıda eser bırakmıştır. Ancak bunlardan pek çoğu, kaybolmuş, sadece  Kitâbu’t-Tevhîd adlı kelamî eseri ile Te’vîlâtu’l-Kur’ân adlı tefsiri bize ulaşabilmiştir. İmam Mâturîdî, daha ziyade bir kelamcı olarak bilinir. O, kelamî görüşlerini Kitabu’t-Tevhîd adlı eserinde toplamıştır. Bu eserde İslam inancının temel konuları olan Allah’ın varlığı, delilleri, zat ve sıfatları, nübüvvet sorunu, ahiret hayatı ve onunla ilgili deliller, iman nasıl gerçekleşir, imanla ameller arasındaki ilişki gibi değişik kelami sorunları inceler. Bu eser sadece kelami açıdan değil çağdaş dönemde din felsefesi bakımından da çok önemlidir. Mâturîdî çevrelerde onun bu eserini kelamî açıdan aşabilmiş bir eser yazılmış değildir. Kaşgarlı Mahmut’un Divan-ı Lugati’t-Türk’ü Türk dili açısından ne kadar önemliyse Mâturîdî’nin Kitabu’t-Tevhîd’i Türk dini-felsefî düşüncesi bakımından o kadar önemlidir. 

İmam Mâturîdî, kelamcı olmasının yanı sıra aynı zamanda bir Türk fakihidir. Mâturîdî, Ebû Hanîfe’nin itikad (Usûlü’d-Dîn) ve fıkıh (Furûü’d-Dîn) olmak üzere her iki alanda uzmanlaşma geleneğini sürdürebilen çok az sayıdaki kişiden birisidir. Bu sebeple, kaynaklarda fıkhî ve itikadî konuları iyi bilen anlamında “Fakîh” ünvanı kullanılmıştır. 

Mâturîdî, kelamcı ve fakih olduğu kadar, aynı zamanda bir müfessirdir. Tefsirde yeni bir yorumbilim geliştirmeye çalışmıştır. Bu sebeple Mâturîdî, akılcı tefsir geleneğinin ilk  temsilcilerindendir. O, rey ile tefsir yapılamıyacağını, ancak te’vîl yapılabileceğini iddia etmiştir. Her  insan, aklını kullanarak ve tutarlı bir yöntem izleyerek Kur’ân’ı anlayıp yorumlama hakkına sahiptir. Bu görüşüyle İmam Mâturîdî, Kur’an’ı baştan sona ayet eyet yorumladığı Te’vîlâtu’l-Kur’ân tefsirinde kendinden önce yapılan tefsir çalışmalarına yeni bir boyut kazandırmıştır. Ondan önce akla dayalı tefsir çalışmaları yeterince gelişmemişti. İmam Mâturîdî, rivayet yöntemini değil dirayet yöntemini, yani akılcı yöntemi benimsedi. 

Mâturîdî, inanç  konularını temellendirirken ve dini problemleri çözerken sık sık akla başvurur. Ele aldığı konuları akla uygun bir şekilde izah eder. Ona göre akıl, Allah’ın bir emanetidir. Ayrıca iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, yararlıyı zararlıdan   ayıran  bir  araçtır. Akıl tıpkı ayet ve hadisler gibi, dinde bir delildir ve doğru bilginin kaynağıdır. İnsanlar iyi ve kütüyü çirkin ve güzeli aklıyla bilebilir. 

İmam Maturidi’ye göre, akıl, sadece dinî bilginin kaynağı değil, aynı zamanda genel bilginin ve ahlaki bilginin de kaynağıdır. Hatta duyular ve haber yoluyla bilgi edinirken de, aklı ve akıl yürütmeye ihtiyaç vardır. Çünkü onların sağladığı bilgilerin doğruluğu, ancak akılla  tespit edilir. Allah, Kur’an ve diğer şeyleri akıl yürütme yöntemiyle delillendirmiştir. Pek çok ayette insanların, gerçeğe ulaştıran ve doğru yolu gösteren aklı kullanmasını ve akli temellendirmeye başvurmasını emretmiştir. Peygamberler gönderilmemiş olsaydı dahi insanlar aklıyla Allah’ı bulmak zorundaydı.  İnsan Allah’a inancını aklıyla delillendirmeli ve inancını savunabilmelidir. Eğer savunmazsa, büyük günah işlemiş gibi olur.

İnsana iyilik ve kötülüğü ayırmak için akıl ve özgür irade verilmiştir. İnsan, bu iradesini kullanarak iyilik veya kötülük yapar. Yaptığı işler ve fiiller, insanın kendisine aittir. İnsan fiillerinde özgürdür.  Fiillerin yaratılması ise Allah’a aittir. İnsanlar bu yüzden sorumlu tutulmuşlardır. Buna cüz-i irade denir. Bu irade yaratılmamıştır. İnsanın aklına ait bir durumdur.  

Dinin kaynağı akıldır. Akılla vahiy asla çelişmez. Aklın mutlak doğru ve zorunlu gördüğünü, vahiy de doğru görür. İmkansız gördüğünü , vahiyde imkansız görür. Bu yüzden Kur’an’da akla ters düşen akılla çelişen bir şey yoktur. Kur’an, aklî bir mucizedir. Aklın birden fazla seçenek sunabileceği konularda vahiy rehberlik etmiştir. Kur’an’da  bir ayetin hükmüne sebep teşkil eden illet ortadan kalkarsa, ictihadla nesih (ayetin hükmünün kaldırılması) caizdir. Aklın, neshi gerekli gördüğü yerde nesih gereklidir.

Mâturîdî, aklın bilgi edinme gücü ve alanının sınırlılığını kabul eder.  Bu yüzden eşyayı ve hadiseleri,  bütün yönleriyle ve her şeyi teferruatıyla bilemez. Ama bu durum aklı, bütünüyle, güvenilir ve doğru bilgiye ulaştıran bir kaynak olmaktan çıkarmaz. Bu yüzden Mâturîdî, akıl yürütmeyi reddeden kimseyi, kısırdöngü yapmakla ve tenakuza düşmekle suçlamaktadır. 

Prof.Dr. Sönmez Kutlu
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
İslam Mezhepleri Tarihi Öğretim Üyesi

Sonmezkutlu.net adresinden alınmıştır.

You must be logged in to post a comment Login

Yorum yazın...

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz

Sayac