Türkçü Kapak Fotoğrafları
Timur DikR.Sağ

Gazze Herkese Kızgın – Prof. Dr. İlber ORTAYLI

29 Ekim 2014 Çarşamba, 12:30

Tüm Arap dünyasından kopuk yaşayan Gazzeliler herkese kızgın, bir kurtarıcı bekliyor. Ama gerçekten kurtarıcı olamayanlar, bu coğrafyanın duygusal dünyasına girerken dikkatli olmalı.

Mısır ve İsrail arasında bir küçük coğrafya; aslında Filistin toprağı da sayılmayabilir. Tarihte hiçbir ülke bu kadar küçük yüzölçümüyle bu kadar büyük bir sorun haline dönüşmüş ve trajedi yaşamış değildir. Ve gene Ortadoğu bölgesinde Nil vadisi dahil, bu kadar küçük bir sahada böyle kalabalık bir nüfus bulmak güçtür. Daha asrın başında nüfusu 40 bin ve birinci savaş sonunda ise azalarak 20 binden aşağı düşmüşken; yüz yıl sonra nerdeyse bir milyonu aşan bir nüfus bu topraklarda barınıyor.

Hem hac ve ticaret yolu hem de askeri merkezdi

Aslında güneyde olmasına rağmen iklimi mutedil ve Akdeniz’in bereketini yaşayan bir bölgedir. Ama bu nüfus orada kuşatılmıştır, bir; üretim sürecine girecek kadar Gazze coğrafyasının tarz-ı hayatı benimseyememiştir, iki. Gazzeliler, Filistin göçmenleridir ve kendi yurtlarında fakirdirler. Üretilen narenciye bile onlara refah getiremiyor.

Gazze ta eski Mısır devrinden beri kuzeydeki büyük imparatorluklarla firavunlar devletinin çatışması ve nüfuz mücadelesi arasında kalmıştır ama aynı zamanda da büyük kervan yollarının üzerindedir. Maddi ve manevi uygarlığın kalıntılarını bu kadar belirgin olarak barındıran bir memleket yoktur. Dilleri ve mizahları meşhurdur.

Toprağının her metrekaresinde arkeolojik eser kaynar dense mübalağa sayılmaz. 8’inci asırdan beri İslam dünyasının önemli eserlerine sahiptir. Haçlıların zamanında Küdus krallığına bağlıydı; Selahaddin-i Eyyübi’nin 1187’de Hattîn savaşı ile Haçlılardan kurtardığı ilk parçadır. Moğollar buraya ulaştılar ama Bağdat’ı, Suriye’yi, Filistin’i fethedenleri Memlûklar Aynıcalûd mevkiindeki savaşla hezimete uğrattılar (3 Eylül 1260). Calûd çeşmesinin adı nereden geliyor? Çünkü Hz. Davud genç bir çobanken Filistinlilerin korkunç savaşçısı Golyad’ı burada yenmiş.
Evliya Çelebi şehri ve etrafını methede ede bitiremiyor. 18-19’uncu asrın batılı gezgin ve bilginleri de onun bıraktığı yerden bölgeyi methetmeye devam ediyorlar. Kozmopolit bir bölgeydi. Arapça ve Türkçe gibi Yunanca da konuşulurdu. Hac yoluydu, ticaret yoluydu, askerî bir merkezdi.
Gazze, 20’nci yüzyıl başındaki düzenlemeyle Kudüs mutasarrıflığının içine alındı. Filistinliliği buradan da ileri gelir. Dört asır Türk idaresinde kaldı. Hiç övünmek gibi olmasın ama Gazze’nin gördüğü son mutlu devir budur. İsrail devleti ilan edildikten sonra Gazze mülteci Filistinlilerin ülkesi oldu. Nüfus birden üç misli arttı. 1967’deki Altı Gün Savaşı’ndan sonra nüfusta bir gerileme olduğu da kaydediliyor. Güzel bir şehir, hoş bir iklim ama bir milyon nüfusun yaşayabileceği bir alan değil.

Akıllı davranan bir idareci buralardan uzak durur

Gazzeliler, Arap dünyasından da hatta dâhil oldukları Filistin’den de kopuk vaziyetteler ve herkese kızgınlar. Umutlarını tüketen bütün toplumlar gibi kurtarıcı bekliyorlar. Gerçekten kurtarıcı olamayanların bu coğrafyanın duygusal dünyasına girerken dikkatli olmaları lazım. Sınırdaki Refah şehrinde Mısır, Gazze’ye karşı çok gaddar denetimci ve bir o kadar da lakayıt davranıyor. Aslında 1967 savaşında kocaman bölgeyi Mareşal Amr nerdeyse İsrail’e törenle teslim etmişti, geçmişin sorumluluğu en hafif şekilde duyulmuyor bile.
Bu topraklarda kolonizasyon ancak bir çılgınlık olabilir. Akıllı bir idarenin geleceğin huzuru için buradan kurtulmaya bakması gerekir. Bazı yerlerin ve bazı insanların trajik durumunu heyecanla değil, itidalle çözmekten başka bir yol yoktur.

Venedik Sarayı bir dönemin en canlı diplomatik merkeziydi

İstanbul’da Avrupa’daki gibi aristokratların hatta Mısır’da Kahire ve İskenderiye’de olduğu gibi Hidiv ailesine yakın ve Müslüman veya Kobt toprak ağaları ve tüccarların konaklarını andıran zengin binalar pek yoktur. Hatta Selanik’te, bilhassa İzmir’in Bornova ve Buca’daki zengin Levanten konakları da pek görülmez. Bunlara 19’uncu yüzyılın son çeyreğinde Beyoğlu’nda bugünkü Pera Palas’ın etrafında, Moda’da Vitold ve Tubini gibi ailelerin kagir konakları dışında pek rastlanmaz. Sadrazamın ve rical-i devletin konağı bile ahşaptı. Sözünü ettiğimiz saray gibi muhteşem binalar ön planda Beyoğlu’ndaki büyükelçiliklerdir. Bunların ilk örneği Beyoğlu Tomtom Kaptan Sokak’taki Palazzo Venezia’dır.
Palazzo Venezia İstanbul’un eskiliğini ve asaletini gösteren binalardan biridir. Muhteşem ve hazin bir hikâyesi vardır. Sokağa indiğinizde karşınızda bir zamanlar Fransa’nın Kırım Hanlığı’nda konsolosluk yapan Galavani ailesinin adını taşıyan bir apartman görürsünüz. Tekrar sağa döndüğünüzde köşede İstanbul’daki Papalık temsilcisinin makamı, Kudüs’e hacca gidenlerin misafir edildiği hospice ve Osmanlı İmparatorluğu ile büyükelçi teati etmeyen İspanya’nın elçisinin oturduğu bina göze çarpar. Bu bina Cadde-i Kebir’deki St. Maria Draperi kilisesinin müştemilatındandır.

Sola inip devam ederseniz çok ilginç bir dekorla karşılaşırısınız. Solunuzda Kapitülasyon Mahkemesi -ki bir zamanlar Fransız elçiliğinin himayesinde Fransız vatandaşlarının davalarına bakardı- sağınızda ise ünlü Venedik Sarayı görünür. Çubuklu, Beykoz, Bebek, Yeniköy’deki Hidiv (Mısırlı prens) kasırları dışında İstanbul’un gördüğü ilk büyük elçilik sarayıdır.

Osmanlı’yı en iyi onlar anlattı

Bizans’tan beri İstanbul’da Venedik elçisi daha doğrusu kethüda anlamında “bailo” bulunurdu. Türkler buna “balyos” der. Bugün Beyoğlu’ndaki Balyoz Sokağı’nın yanlış telaffuzla kaydedilmiş olarak bu kelimeden geldiği açıktır. Bizans döneminde surların içindeki Venedik elçisinin konutunun nerelerde olduğu pek bilinmiyor. Türkler şehri aldığında Bahçekapısı’ndaki arslanlı ev ve Fener’de 1980’lerde yıkılan bir taş yapıda elçi otururdu.

İtalyanlar dünyada yerleşik diplomatik temsil kurumunu ilk getiren devletlerdir. Cenova, Floransa (Toscana), Venedik birbirleriyle, Papalık ve önemli imparatorluklarla ilişki kurardı. Galata’daki Cenova elçisinin (podesta) sarayı Voyvoda Caddesi’nde 14’üncü asırdan kalma bir binadır. 16’ncı asırda Beyoğlu’ndaki ilk muhteşem saray Venedik elçisininki oldu. Fransa ve Polonya ve sonra İsveç ve
Hollanda elçilikleri onu izlediler.

Palazzo Venezia en canlı diplomatik merkezdi. Buradan yazılan raporlar (relazione) Avusturyalı elçiler tarafından bile zaman zaman satın alınırdı. Osmanlı imparatorluğunu hiç kimse Venedikli elçiler kadar iyi anlatamamıştır. Onların raporları ve tanımlamaları okunmadan bu devlet ve memleket eksik tanınır. Nani, Contarini gibi ve I. Ahmed’e gelen Mocanigo gibi ünlü Venedik elçileri vardır. Venedik elçi heyetlerinin saraya itimatname takdimi şahane bir törendi ama Soranzo gibilerinin Rumelihisarı’nda hapsedildiği de olurdu. Savaş başladığında bu kaçınılmaz bir sonuçtu. Kudretli Venedikli diplomat Contarini gibilerinin Türkiye’nin diplomasi tarihinde unutulmayan yeri vardır.

Bu bina artık İtalyan büyükelçisinin ikametgahı

Venedik bütün büyüklükler ve güzellikler gibi günün birinde çökmeye başladı; bu çöküşte Türklerin Akdeniz’in doğusunu ele geçirmelerinin büyük rolü vardır. General Bonaparte’nin Venedik’i ele geçirmesinden sonra bu devletin hayatına son verdiği Campo Formio antlaşmasından sonra güzelim Venedik Sarayı Fransızlara bırakıldı. 1815 Viyana Kongresi’nden sonra ise Venedik Sarayı Avusturya sefareti oldu.

1918’de Avusturya-Macaristan yıkılmıştı. Şehri işgal eden İtilaf Devletleri askerleri içinde İtalyanlar ilk iş Venedik Sarayı’nı ele geçirdiler ve Avusturya elçisi Marki Pallavicini ile sefaret heyetini dışarı attılar. Venedik Sarayı tekrar İtalya’nın olmuştu. Bugün Türkiye’deki İtalyan büyükelçisinin İstanbul’daki ikametgâhıdır. Sarayın nefis mobilyaları, Venedik tarihini aksettiren tabloları ve güzel bahçesi ile şehrimizin gözde abidelerinden olduğu açıktır.

Bu sahifede zaman zaman İstanbul’un saraylarından söz edilecektir. Ama bununla kastedilen Topkapı Sarayı, Dolmabahçe, Çırağan ve Beylerbeyi gibi imparatorluk sarayları değildir, onlardan söz edildi.

You must be logged in to post a comment Login

Yorum yazın...

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz

Sayac