Aktif Konular Üye Listesi Takvim Arama |
| |
| Güncel konular | |
| |
|
| << Önceki Sayfa 4 Sonraki >> |
| Yazar | Mesaj | |||||||||
|
Misafir
Misafir
Kayitli üye degil |
![]() Gönderim Zamanı: 11 Nisan 2005 Saat 23:09 |
|||||||||
|
NIYE HAKARET ETME IHTIYACI DUYUYORSUN ANLAYAMIYORUM...
|
||||||||||
|
||||||||||
|
ASINA
ORGENERAL
Türk olmasa Tarihte yazilacak ne vardi? Kayıt Tarihi: 21 Mayis 2004 Konum: ERGENEKON Aktif Durum: Aktif Değil Gönderilenler: 1540 |
![]() Gönderim Zamanı: 11 Nisan 2005 Saat 23:14 |
|||||||||
|
Hakaret ?????
|
||||||||||
|
||||||||||
|
||||||||||
|
ASINA
ORGENERAL
Türk olmasa Tarihte yazilacak ne vardi? Kayıt Tarihi: 21 Mayis 2004 Konum: ERGENEKON Aktif Durum: Aktif Değil Gönderilenler: 1540 |
![]() Gönderim Zamanı: 11 Nisan 2005 Saat 23:17 |
|||||||||
|
Islam cihanisumuldur kimse arabin dini olarak görmüyor,ama Müslümaniz diyede arap milliyetciligini kabul edecek degiliz. Iyi aksamlar kardesim. |
||||||||||
|
||||||||||
|
||||||||||
|
Misafir
Misafir
Kayitli üye degil |
![]() Gönderim Zamanı: 11 Nisan 2005 Saat 23:21 |
|||||||||
|
SELCUKLU VE OSMANLI HICBIR ZAMAN ARAP EGEMENLIGI ALTINA GIRMEDI. KENDI ISLAM YORUMUYLA ARAPLARI GECTI. TURK KOLEJLERI AYNI KULTUREL USTUNLUGU MILLETIMIZE TEKRAR YASATACAGINI DUSUNUYORUM.
|
||||||||||
|
||||||||||
|
ALMILA
Binbaşı
Kayıt Tarihi: 24 Agustos 2004 Konum: Türkiye Aktif Durum: Aktif Değil Gönderilenler: 579 |
![]() Gönderim Zamanı: 11 Nisan 2005 Saat 23:24 |
|||||||||
|
Peki 'dinler arasi diyalog' ile ilgili ne dusunuyorsunuz?
|
||||||||||
|
||||||||||
|
ASINA
ORGENERAL
Türk olmasa Tarihte yazilacak ne vardi? Kayıt Tarihi: 21 Mayis 2004 Konum: ERGENEKON Aktif Durum: Aktif Değil Gönderilenler: 1540 |
![]() Gönderim Zamanı: 11 Nisan 2005 Saat 23:30 |
|||||||||
|
Bahsi geçen kollejlerde yerel dil ve ingilizce ile egitim veriliyor ,Türkce olarak birkaç sarki türkü ögretildigini biliyorum.. hakareti kimden gördün? aciklik getirirmisin . |
||||||||||
|
||||||||||
|
||||||||||
|
ALPEREN
ORGENERAL
Kayıt Tarihi: 21 Mayis 2004 Konum: ERGENEKON Aktif Durum: Aktif Değil Gönderilenler: 1173 |
![]() Gönderim Zamanı: 12 Nisan 2005 Saat 00:19 |
|||||||||
|
Kürt Said'in 1327 ( 1909 ) yilinda, Ýstanbul'da Vezir hanindaki Ýkbal-i Millet matbaasinda basilmiþ bir eseri vardir. Adi: "Ýki Mekteb-i Musîbetin Þahâdetnâmesi Yahut Divan-i Harb-i Örfî ve Saîd-i Kürd-î" dir. Kendisinin Saîd-i Kürd-î Yani Kürt Said) oldugunu tastik ettigi bu eserde, eserin muharriri diye de kendisini "Bedîüzzaman" diye taktim etmektedir. Eserin tâbii, yani editörü de "Kürdîzade Ahmed Ramiz" dir. yani dört baþi mâmur bir eser. Bu 48 sayfalik eserin "hâtime" kismi (44-48. sayfalar) Kürt Said'iin içyüzünü göstermesi bakimindan çok ilgi çekicidir. Bunun aynen aliyor ve agdali bir dille yazildigi için açik Türkçeye çeviriyorum: Ebnâ-i cinsime burada birkaç söz söylemezsem, bence bahs nâtamam kalir. ( Soydaþlarima burada birkaç söz söylemezsem, bence bahis eksik kalir.) Þimdi de Fetullah gülen (Rabbin aciz kulu)in Papa vatikan ziyaretinde vermiþ oldugu dinimize ve vatanimaza ihanet mektupu aktariyorum. . Ýþte Fethullah Gülen
Düzenleyen ALPEREN |
||||||||||
|
||||||||||
|
||||||||||
|
Misafir
Misafir
Kayitli üye degil |
![]() Gönderim Zamanı: 12 Nisan 2005 Saat 09:18 |
|||||||||
|
FETHULLAH GULEN VE DIYALOG Biz hosgörü, diyalog, herkese saygi, herkesi konumunda kabullenme derken, Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem)’in Medine Vesikasi’ni seslendiriyor, Veda Hutbesi’nde beyan buyurdugu hakikatleri haykiriyoruz. öylece vazifemizi ve vecibemizi yapiyoruz. Bizden öncekiler bu noktada kusur yapmis, dâhilî veya hâricî sebeplerle, hakli ya da haksiz nedenlerle farkli bir yolda yürümüs olabilirler. Bunlar bizi alakadar etmiyor, biz yapabilirsek, yapabiliyorsak vazifemizi yapiyoruz. 1990’li yillarin ortalarindan itibaren girilen hosgörü ve diyalog sürecinin dinî temelleri adina bazi seylerin yerli yerine oturmadigini görüyorum. Bunlar, gerek bu sürece can-i gönülden destek veren dost ve taraftar çevre, gerekse bunun Islamî nasslarla çerçevelenen esaslara aykiri oldugunu iddia eden Müslüman çevrenin gözden kaçirdigi esaslardir. Birinciler bu sürecin yeniden baslamasina -dikkat edin “yeniden baslama” diyorum- vesile olan kisi/kisiler veya kurumlari ön plana çikartirken, ikinciler nasslari siyak-sibak bütünlügünden kopararak yaptiklari yorumlarla bu sürece öncülük edenlere “bid’atkâr”dan “kâfir”e uzanan çizgide ithamlarda bulundular/bulunuyorlar. Hosgörü, diyalog veya bizim kullandigimiz istilah ile herkesi kendi konumunda kabul etme düsüncesi ve bunun hayata intikali meselesi, Islam tarihinde bizimle ortaya çikmis bir sey degildir. Sadece Medine Vesikasi’ni bu gözle incelemeye alalim ve su sorularin cevaplarini düsünelim: Hangi din, hangi irk, hangi milletten olursa olsun, insanin din, hayat, seyahat, tesebbüs ve mülk edinme hakkinin oldugunu Insanligin Iftihar Tablosu o mübarek sesini yükselterek âleme duyuruyor mu duyurmuyor mu? Bu haklarin dokunulmaz ve ayni zamanda mukaddes oldugu Vesika’da var mi yok mu? Ayni hakikatler baska bir dille, baska bir anlatma üslubu ve edasi ile Veda Hutbesi’nde tekrar ediliyor mu edilmiyor mu? Medine Vesikasi ile Veda Hutbesi arasinda yaklasik on yil vardir. Demek bu on yilda bir çizgi degisikligi yok; aksine bu konuda tahsidat var ve bu haklari tahkim var. Bu kabuller sadece Medine Vesikasi’nda ve Veda Hutbesi’nde zikredilmekle kalmamis, edebiyat tarihine edebi bir risale olarak tevdi edilmemis; agizdan çikan bu hakikatler ayni zamanda hayat olmustur. Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) bunlari bizzat yasadigi gibi takip eden dönemlerde Rasit Halifeler, tâbiîn ve tebe-i tâbiîn yasamistir. Fetih dönemlerinde, Müslümanlar nerede kilise ve havralari yikmislardir? Nerede azinliklarin haklarina dokunmuslardir? Nerede vicdan hürriyetine kisitlama getirmislerdir? Ve nerede düsünce hürriyetini tahdit etmislerdir? Tarihte Müslümanlarin vesayeti altinda yasayan azinliklar, Müslümanlarin kendilerine neler bahsettiklerini, kendilerine taninan bu haklar baska isgal güçleri tarafindan ellerinden alindigi zaman ancak anlamislardir. Demek ki bizim mazimizin özü, üsaresi budur. Dolayisiyla bu, bizimle baslayan bir süreç degildir. Efendimiz (sav) ve diyalog... Fakat sunu da kabullenmek gerekir ki, bu hakikatler 15 asirlik Islam tarihinde her zaman Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem)’in, Rasid Halifeler’in gözettigi hassasiyet içinde uygulanmamistir. Uygulanmamistir çünkü isin özünü hazmedemeyen, içine sindiremeyen insanlar üst makamlari tutmus, Islam ile bagdastiramayacagimiz dünyevi düsünceler ön plana çikmis, makam sevdasi, menfaat duygusu, kabile taassubu ve benzeri nice menfilikler ortaya çikmistir. Buna bagli olarak gün gelmis nasslar farkli yorumlamalara konu olmus, gün gelmis bu farkli yorumlar pratige yansimistir. Dolayisiyla -halk tabiriyle ifade edelim- Islam adina nice kabaliklar yapilmistir; ama bunlar, esasinda Islam’in degil, Müslümanligi hazmedememis insanlarin tavirlarina ait kabaliklardir. Meseleye bu zaviyeden bakinca anlasilacaktir ki, biz hosgörü, diyalog, herkese saygi, herkesi kendi konumunda kabullenme derken, Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem)’in Medine Vesikasi’ni seslendiriyor, Veda Hutbesi’nde beyan buyurdugu hakikatleri haykiriyoruz. Böylece vazifemizi ve vecibemizi yapiyoruz. Bizden öncekiler bu noktada kusur yapmis, dâhilî veya hâricî sebeplerle, hakli ya da haksiz nedenlerle farkli bir yolda yürümüs olabilirler. Bunlar bizi alakadar etmiyor, biz yapabilirsek, yapabiliyorsak vazifemizi yapiyoruz. Dikkat edin vazife ve vecibe diyorum. Dolayisiyla bunu bir fazilet saymayin. Bundan fazilete terettüp eden seyleri beklemeyin. “Hiç mi kiymeti yok?” diye aklinizdan geçirebilirsiniz. Evet, sizin öncülügünü yaptiginiz bu süreç belki bir kiymet ifade ediyor olabilir ama bu kiymet çoklari bu düsünceye uyanmadigi ya da bunu yapmadigi içindir. Yani nedretten dolayi bir kiymet-i harbiyesi vardir. Yoksa vazifenin zati degerinden dolayi degil. Bir baska ifadeyle; nasil ki, piyasada nedret oldugu zaman birden bire emtianin degeri yükseliverir, bu da öyledir. Hosgörü ve diyalog diyen bu insanlara “faziletli”, “erdemli” denmesi, el üstünde tutulmalari, baris kahramanlari gibi isimlerle anilmalari hep bu sebepledir. Burada bir baska hususa isaret edeyim: Bana kalirsa bu süreci isimlendirmemek en iyisi. Hosgörü süreci, diyalog süreci gibi seyler de demeyelim. En iyisi neticesi henüz belirlenmemis, nereye varacagi henüz kestirilememis bir meseleye ad koymamaktir. Birakalim onu zaman koysun veya zamani gelince biz koyalim. Kim bilir bu süreçte daha nice yumusak ve kucaklayici mülahazalar olacak, bu mülahazalar herkesi umudumuzun üstünde yumusatacak, o zaman hosgörü, diyalog kavramlari bile mevcut durumu tarif etmek için yetmeyecektir. Kim bilir? Evet, girilen bu süreci bütünüyle bizim temel kaynaklarimiza baglayabilir, onlardan akip geldigini söyleyebiliriz. Ben bu konuda çok israrliyim. Çünkü bu mesele falanin-filanin iç inceliginin ifadesi degildir. “Böyle davranirsam kendi düsüncem, kendi gayem adina yol alirim, mesafe kat ederim.” mülahazasina bagli bir tavir da degildir. Böyle olmadigi için dünya elli defa hallaç olsa, yüz defa degisse biz hep ayni düsünceleri ifade edecegiz; edecegiz zira temel kaynaklarimiz farkli düsünmeye müsaade etmemektedir. Öte yandan, kaynaklarimiz bunun böyle olmasini söylüyorsa, bunu bir vazife ve vecibe olarak müntesiplerinin omuzlarina yüklüyorsa bu süreci biz kendimize mal edemeyiz. Hiç kimse de edemez. O sizin sefkatinizin, merhametinizin ürünü degildir. Aksine Islam’in sefkati, merhametidir. Yalniz her meselede oldugu gibi bu süreçte de bazen olur ki konjonktürün gerektirdigi bazi farkliliklar zuhur edebilir. Mesela, küçük çapta ve aksi istikametteki irade ve gayretlerimize ragmen sartlar öyle gerektirir ve bir devlet devletimize savas açarsa o zaman biz yine dinimizin belirledigi sekilde, savas hukuku adina ortaya koydugu disiplinlere göre hareket ederiz. Daha dogrusu hareket etmek mecburiyetinde kaliriz. Nitekim bu o dönemin yükümlülügüdür. Fakat sunu unutmamak lazim, savas kisilerin ve kurumlarin degil ancak devletin/devletlerin karar verecegi bir hadisedir. Bir diger önemli konu da; bir gerçegi ortaya koyma, hakkini teslim etme mevzuunda siz ve sizin disinizda birileri bu süreçte rol alanlara bir isim koyuyorsa mübalaga etmemelilerdir. Bahsi edilen sürece öncülük yapanlara “fikir mimarlarimiz, gelecegin fikir isçileri, baris kahramanlari..” gibi seyler denirken mübalaga edilmemesi gerekir. Evet, isterseniz tekrar basa dönelim ve tekrarlayalim; artik bu sürecin kurallari ortaya konmus ve yaklasik 10 yildir islene islene bir seviyeye gelmistir. Bu bir ibdâ (öncesi olmadan yeni ortaya konmus bir sey) degil, ihyadir. Sifirdan insa degil kullanilmaya kullanilmaya körelmis kuyulardaki suyu tekrar gün yüzüne çikartma gibi, kullanilmaya kullanilmaya bize yabanci olmus, hakkinda “yok” hükmü verilmis ama aslinda zatinda mevcut olan bir seyleri yeniden ortaya çikartmadir. “Insan hayvan degildir. O ne bir hayvan-i nâtiktir (konusan hayvan), ne bir hayvan-i hassas (hisseden), ne hayvan-i mâsî (yürüyen), ne de hayvan-i müteharriktir (hareket eden). O insandir. Konusan, duyan ve hisseden, yürüyen, hareket eden ve her seyin suurunda olan, akliyla muhakeme yapan, bugünü yarinla beraber mukayese eden, kendini yarinlara göre hazirlayan, çok genis ve engin ufuklu hatta ufku kâinatlari da asip nâmütenâhîye ulasan, fizigin, kimyanin kurallarinin geçmedigi yerlerde dolasan, ta Allah’a, Esmâ-i ilahiye’ye, sifât-i sübhaniye’ye kadar varan, ulasan bir varliktir. Öyleyse buna göre davranisimiz farkli bir çizgide olmali, farkli kistaslar ihtiva etmelidir. Insanlarla olan münasebetlerimiz de elbette insan olma esprisine bagli cereyan edecektir.” diyoruz. Pekâlâ hiç mi yoktu sizden evvel bunlari telaffuz edenler? Elbette vardi; vardi ama bugünkü oldugu kadar yayginlasmamisti. Bunlar, fikir planinda ortaya konulan, kitap sayfalari arasinda kalan, genis uygulama alani bulamayan düsüncelerdi. Bilemem belki bu yüzden yakin ve uzak dost çevrelerden bunu anlamayan, anlamamakta israr eden kisiler olmustur. Belki hasetten, kiskançliktan, kendileri bu ise öncülük yapmadigi için olumsuz mülahazalar ile yaklasanlar oldu, hâlâ da var. “Gavurlasma” saydilar bu girilen süreci. Fakat her seye ragmen girilen bu yolda veya yukaridaki yaklasimimiz içinde neticede alacagi veya bizim verecegimiz isim, unvan ne ise iste onda mesafenin yarisi kat edilmistir. Motor çalismis, araç harekete geçmistir, geriye dönülmesi artik mümkün degildir. Sadece sartlara, konjonktüre göre bir kisim koordinatlarin degistirilmesi olabilir. Bunda da biraz sabirli olmak ve beklemesini bilmek gerek. Elektrikle isleyen aletlerde veya elektronik sistemlerin harekete geçmesinde bile bir bekleme süresi vardir. Burada da bekleme süresine ihtiyaç duyulmasi gayet tabiidir. “Yolun yarisi alinmistir” dedik ama bu is bundan sonra ters yüz edilemez, dagitilamaz, kimse bozamaz iddiasinda da degiliz. Her seyden evvel biz Allah’in inayetiyle kendimizi böyle bir tabiyede bulduk. Allah’in inayetiyle geç kalmis olsak bile durumu iyi okuma, imkanlari degerlendirme zemini bulduk. Ümidimiz yine Allah’in inayetiyle bunun devam edecegi istikametindedir. Tek tarafli yani bizim cânibimizden bir ahdi bozma olmazsa bu is devam eder. Ama bizden bir ihanet olursa, Allah’a karsi münasebetlerimiz bozulursa, O da muamelesini degistirir. Bir baska tabirle muhlisînden (ihlâsli kullardan) olmazsak Allah bugüne kadar meccanen (karsiliksiz) verdigi lütuflari çeker alir elimizden. Dua edelim, bizi ihlâstan ayirmasin, verdigi lütuflari elimizden almasin. Çünkü dünyanin esasen bu türlü bir anlayisa, bu türlü bir mülâhazaya, eskilerin ifadesiyle, esedd-i ihtiyaç ile ihtiyaci var. Allah’imiz bize yeter... Sözün basinda iki çevreden bahsettim. Bunlarin ikisi de dost çevredendi. Bir de düsmanlar var. Düsman demek de istemiyorum; istemiyorum çünkü Allah tanimaz, Peygamber kabul etmez, manevi veya kudsi kavrami içine girecek her seye kapali bir çevrenin dahi bu süreçte bir yeri var. Tipki Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm)’in müsriklerle münasebetlerinde oldugu gibi. Ama onlar bu sürece karsi almis olduklari tavirlarla o ismi kendilerine kendileri veriyor ve “Düsmaniz biz! Sizden gelecek her türlü hayra ve iyilige hayir!” diyorlar. Bu, alabildigine mütemerrid, kendi menfaatlerinin ötesinde ne milleti, ne devleti, ne de insanligi düsünmeyen paranoyak bir çevredir. Evet, bizim bunlara karsi bir yaptirim gücümüz yok ama Allah’imiz var. “Hasbünallâhu ve ni’me’l-vekîl. Ni’me’l-Mevlâ ve ni’me’n-Nasîr”imiz var. “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh” gibi bir hazinemiz var; dopdolu, hiç bitmeyen, kullandikça artan bir hazine. Korkmayin Allah yaninizda ise size kimse bir sey yapamaz. Asrin Beyin Yapicisi’nin sik sik vurguladigi gibi: “Endise etmeyin kardeslerim! Biz inayet altindayiz.” Bir serçe bir kartali Salladi vurdu yere Yalan degil dogrudur Ben de gördüm tozunu diyor ya Yunus. Öyle de gün gelecek kartal yuvarlanacak, serçe de gülecek. Çünkü küçüge büyük seyler yaptiran Allah’tir. Ye’se düsmeyin. Yeis “mâni-i her kemâldir”. Bir bataktir o. Akif’in ifadesi ile düserseniz bogulursunuz. Azminize simsiki sarilin; sarilin çünkü önünüzde kat edeceginiz yol daha çok uzun. Geçilmesi gereken derin sular var. Yine Yunusça diyelim: Bu yol uzaktir Menzili çoktur Geçidi yoktur Derin sular var. Fakat o sulardan bogulmadan geçen, öteki vadiyi, öteki kiyiyi kendilerine yurt edinmis, halden siyrilmis, sahib-i makam olmus o kadar çok insan var ki. Siz niçin bunlardan birisi olmayasiniz? |
||||||||||
|
||||||||||
|
Misafir
Misafir
Kayitli üye degil |
![]() Gönderim Zamanı: 12 Nisan 2005 Saat 09:25 |
|||||||||
|
ORTA ASYADA 2.5 SENE KALDIM. OKULLARDA COCUKLAR 4 DIL OGRENMIS OLUYORLAR. 1)KENDI YEREL DILLERI 2)RUSCA 3)INGILIZCE 4) TURKCE OGRENCILERLE DERSLERIN BITIMINDE BELLETMENLER ILGILENIYORLAR. BELLETMENLER INGILIZCE BILMEZLER. DOLAYISIYLA COCUKLAR TURKCEYI EN IYI SEKILDE PRATIK YAPARAK OGRENIYORLAR. DUNYANIN HER YERINDE TURKCE EN GUZEL SEKILDE OGRETILIYOR. KESINLIKLE SADECE BIRKAC SARKIDAN IBARET KALMIYOR. |
||||||||||
|
||||||||||
|
Misafir
Misafir
Kayitli üye degil |
![]() Gönderim Zamanı: 12 Nisan 2005 Saat 10:00 |
|||||||||
|
SAKIRT KELIMESINI BIR AZARBEYCAN TÜRKÜNE SOR MANASINI SOYLESIN. SAID NURSIYE ISNAD EDILEN KITAP VE CUMLELER KESINLIKLE ONA AIT DEGILDIR, ONUNLA ALAKASI YOKTUR. BU SAHIS BELKI DEVAMLI KENDISIYLE KARISTIRILAN SEYH SAID OLABILIR. PAPAYA VERILEN (KI ADAM MUSLUMAN OLARAK OLMEDIGINDEN CEHENNEME GITMISTIR) MEKTUBUNDA KAYNAGINI RICA EDIYORUM. DIYALOGLA ALAKALI YUKARIDAKI YAZI HOCAEFENDININ KENDISINE AITTIR.
|
||||||||||
|
||||||||||
|
Misafir
Misafir
Kayitli üye degil |
![]() Gönderim Zamanı: 12 Nisan 2005 Saat 10:03 |
|||||||||
|
SAID NURSI VE KÜRTLÜK DURUMU MEHMET KUTLULAR CEVAP VERMIS : Kürt sorununu sormak istiyorum. Bu soruna nasil bakiyorsunuz? |
||||||||||
|
||||||||||
|
ASINA
ORGENERAL
Türk olmasa Tarihte yazilacak ne vardi? Kayıt Tarihi: 21 Mayis 2004 Konum: ERGENEKON Aktif Durum: Aktif Değil Gönderilenler: 1540 |
![]() Gönderim Zamanı: 12 Nisan 2005 Saat 19:20 |
|||||||||
|
Kimse saidin fikirlerini yumusatmaya falan kalkmasin ne ,kim,oldugunu ve fikirlerini biliyoruz o ülkemiz için bir kanser baslangicidir . ayrica fetosun ,H.bas,ecevit ,Türkes ile olan dialoglari onun Türkiye Cumhurriyetinin altini oymaya çalistigi gerçegini degistirmez. |
||||||||||
|
||||||||||
|
||||||||||
|
ASINA
ORGENERAL
Türk olmasa Tarihte yazilacak ne vardi? Kayıt Tarihi: 21 Mayis 2004 Konum: ERGENEKON Aktif Durum: Aktif Değil Gönderilenler: 1540 |
![]() Gönderim Zamanı: 12 Nisan 2005 Saat 22:10 |
|||||||||
|
Ha iyi sen bizden kaynak iste biz senin "yukaridaki yazi hoca efendinin kendisine aittir " dedigini kabullenelim ,ayrica bizi ilgilendiren yukaridaki yazi falan degil papa ya sunulan talihsiz yazidir,madem kabul etmiyorsun sen bize su mektubun gerçegini (sana göre) yaz ve kaynaginida belirt. |
||||||||||
|
||||||||||
|
||||||||||
|
ASINA
ORGENERAL
Türk olmasa Tarihte yazilacak ne vardi? Kayıt Tarihi: 21 Mayis 2004 Konum: ERGENEKON Aktif Durum: Aktif Değil Gönderilenler: 1540 |
![]() Gönderim Zamanı: 12 Nisan 2005 Saat 22:12 |
|||||||||
Orta asya zaten Türk lehçelerinin konusuldugu bir yerdir oralarda okullarda Türkce okunmasi dogal,bize diger yerlerde de Türkce okutuluyor diyebilirmisin ? |
||||||||||
|
||||||||||
|
||||||||||
|
ASINA
ORGENERAL
Türk olmasa Tarihte yazilacak ne vardi? Kayıt Tarihi: 21 Mayis 2004 Konum: ERGENEKON Aktif Durum: Aktif Değil Gönderilenler: 1540 |
![]() Gönderim Zamanı: 12 Nisan 2005 Saat 22:15 |
|||||||||
|
saidi KÜRDI ye isnat edilen yazilarin altinda hangi paçavrasinin kaçinci sayfasinda oldugu verilir girer bakarsin ,olan birseyi göz göre göre hayir yoktur yalandir ,demekte ancak bir takiye ciye yakisacak bir girisimdir ama surayi unutmamalisin baya bir takiye ustasi geçti elimizden. |
||||||||||
|
||||||||||
|
||||||||||
|
ALPEREN
ORGENERAL
Kayıt Tarihi: 21 Mayis 2004 Konum: ERGENEKON Aktif Durum: Aktif Değil Gönderilenler: 1173 |
![]() Gönderim Zamanı: 13 Nisan 2005 Saat 01:07 |
|||||||||
|
Vay be takkiyeciligin daniskasi iste buna denir...peki diger sayfada belgeler'i ile sundugum resimler'i ile açikladigim..dinler arasi dialog masali için..sen kimi kandirmaya çalisiyorsun...dikkatli'ce inceledinmi resimler montajjjjjjjjjjjjjjj falan degil istersen asli var .........ve gerçek hakikisi'de var.. resimlerin karsisin'da belirtilen Yuce ALLAH Kelam'i KUR'AN dan ayetler var....ayertler'i inkar yoluna gidiyorsan(tovbe tovbe) o senin sorunun ........simdi o ayet'i kerimeler'e bir açiklama getir...!!!!!!!!!! Gelelim su sakirt meselesine ...sana yazdim..sakirt ""Islam lugatin'da hiç kullanilmaz""sakirt'i yahudiler katolik'ler ve son zamanlar'in misyoner bozuntulari kullanir....yahovanin sahitler'i gibi... Simdi bak yine belge birikim ile cevap veriyorum..."""ihtiyarlik risalesi""said'i nursi(kurdi)nin..yeni asya nesriyat'tan...yani senin ovguyle bahsettigin mehmet kutlular'in basim evi...den çikan sayiklama'nin 120'inci sayfasin'da ""risalaeyi nur ve sakirtlerine....bla bla bla....127'inci sayfa..sakirt bla bla bla...133'uncu sayfa sakirt bla bla bla ... vs vs simdi bana açikla....""sakirt'i"""kim kullaniyormus ...said'i nurs'i mi yoksa iftirami.. |
||||||||||
|
||||||||||
|
||||||||||
| << Önceki Sayfa 4 Sonraki >> |
|
||
Otağ Atla |
Kapalı Otağ'a Yeni Konu Gönderme Kapalı Otağ'daki Konulara Cevap Yazma Kapalı Otağ'da Cevapları Silme Kapalı Otağ'daki Cevapları Düzenleme Kapalı Otağ'da Anket Açma Kapalı Otağ'da Anketlerde Oy Kullanma |
|