Türkçü Kapak Fotoğrafları
Timur DikR.Sağ

Dursun Önkuzu’nun Şehadetini Hüseyin Nihal Atsız ve Selahattin Ulubaş Anlatıyor

23 Kasım 2014 Pazar, 17:30
Dursun Önkuzu

Atsız’ın diliyle Dursun Önkuzu’nun şahadeti:

Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı’nın Radyo’da birkaç kere okunan, gazetelere de geçen bildirisi, iki yıl önce intihar ettiği ileri sürülen “Dursun Önkuzu” adlı milliyetçi öğrencinin ölümündeki korkunç gerçeği aydınlığa çıkardı.

Sıkıyönetimin aralıksız o
larak yakalamayı başardığı kömünistlerden birisinin itirafina göre Dursun önce kaçırılarak feci şekilde dövülmüş, sonra bilek damarları kesilmiş ve daha ölmeden ağzına sokulan lastik boruya pompa ile hava verilmek suretiyle, şüphesiz akciğerleri patlayarak, korkunç şekilde öldürülmüştür. Sonra da, ölüme intihar süsü vermek için okulun üçüncü katından aşağı atılmıştır.

Bu kadar alçakça bir cinayet, zannederim, artık Rusya’da bile işlenmemektedir. Bunu yapanlar vicdanı, beyni, gönlü satılmış, belki de Türk soyundan olmayan soysuz vatan hainleridir.

Bir fikir savaşını bu hâle getirmelerine bakarak bunlardaki fikrin ne olduğu artık pek kolayca anlaşılabilir. Bunların yanında, hapishaneleri dolduran âdi caniler birer evliya kadar masum veya kahraman gibi asil kalmaktadır.

“Dursun” milliyetçi olduğu için öldürülmüştür. Kinin son haddine vardığı bir anda birisi, ötekine bir kurşun sıkarak veya bir hançer vurarak öldürebilir. Bu da bir cinayet ve her cinayet gibi vahset olmakla beraber insana kendisini ve suurunu kaybettiren bir ofkenin sonucu diye bakmak belki mumkun olur. Fakat ancak Mao’nun Çin’indeki iki bin yıllık profesyonel işkence metodlarına yaraşacak şekilde ciğerleri pompa ile parçalayarak soğukkanlılıkla adam öldürmek, insanlığı değil, hayvanlığı ve hayvanları bile utandıracak bir alçaklıktır.

Bu alçaklığı yapanlar, 12 Mart Muhtırası’ndan önceki “eylem”lere katılan Lâtin Amerika Don Kişotlarını taklide yeltenerek Türk Devleti’ni devirmeye kalkan, bir Sovyet Cumhuriyeti kurarak Rusya’ya eklemeye çalışan güruhun bir bölümüdür.

Bizim burada dokunmak istediğimiz nokta, bu cinayetin hesabını şüphesiz kendi hayatlarıyla ödeyecek olan canilerden çok o canilerden ölüme mahkûm edilmiş üç kişiyi kurtarmaya çabalayan ihtiyar adam, yani bir zamanların Millî Şefi İsmet İnönü’dür. İnönü bütün hayatında siyasî idamların aleyhinde bulunduğu hakkında, bu trajediler arasında güldürecek iddialar ileri sürerek, idamların hiçbir meseleyi halletmeyeceğini telkine çalışmaktadır. Oparlörü olan damadı da Türkiye’nin en dinamik unsuru olan bu gençlerin affa lâyık olduğunu, çünkü adam öldürmediklerini öne sürmektedir. Peki, İsrail Konsolosu ne idi? Bir apartmanda ölü bulunup katili hâlâ yakalanmayan şöför ne idi? İki İngilizle bir Kanada’lı mühendis ne idi?Dursun ne idi? İmamoğlu ve Özmen ne idi?

Dinamizm bu ise bi anakonda yahut bir köpek balığı daha dinamiktir. Fakat bu dinamizm onları yılan ve canavar olmaktan kurtarmaz. Sâbık ve sâkıt Millî Şef’in dediği gibi idamlar hiçbir şeyi halletmeyecekse Talât Aydemir ile Fethi Gürcan niçin asıldı?

İdam bir şeyi halletmezmiş. Caniyi bağışlamak neyi halleder? Aklı ermiyorsa öğretelim: En azından, adaleti yerine getirir ve devleti ortadan kaldırmaya kalkışanların cür’etlenmesini önler.

Bir de, siyasî suçla vatan aleyhindeki suçu birbirine karıştırmamak lâzımdır. İzmir suikastında idam olunanların suçu siyasî idi. Bunlar iktidara geldikleri takdirde Türkiye’yi başka bir devlete peşkeş çekecek değillerdi.

Bugün bir muarız partilinin çıkıp İsmet Paşa’yi öldürmesi de siyasî suç olur. Çünkü İsmet Paşa öldürülmekle Türkiye, yabancı bir devletin hâkimiyetine girmez.

Fakat gazetelerin “anarşist” diye bahsettikleri kömünistlerin hareketi siyasî değil, ihanet suçudur. Çünkü sosyal düzeni bozup yüz binlerce insanı öldürdükten sonra Türkiye’yi Sovyetlere katmak hedefini gütmektedir.

İşte, Bay İsmet İnönü’nün bağışlatmak için uğraştığı adamlar bu yaratıklardir ve Damad Efendi’nin “adam öldürmediler” diye savunduğu kişiler de “Dursun”u cinayetler tarihine geçecek şekilde öldüren ve Niksar’da imha edilen yahut hapishanelerde bekleyenlerin fikir ve aksiyon arkadaşlarıdır.

Azizim Bay Mustafa İsmet!

İdamdan kurtarabilirsen, ilerde, kalırsa, partiden mebus adayı çıkarmak üzere o dinamikleri alda Pembe Köşk’te, yahut Taşlık’ta, yahut Ada’da yahut Maltepe’de bir kokteyl ver. Onlara ortanın solundaki erdemleri anlat ve ırkçı, Turancı, kafatasçı, faşist Türkçü’lere karşı yeni düzen kurarak, vaktiyle Türk-Moskof dostluğunu kurduğun gibi(ki bunu Podgorni 14 Nisan’da sana söyledi), şimdi de Mao ile yarınki Türk-Çin dostluğunun temellerini at.

Kafandaki plânlarla idamdan kurtarmaya çalıştığın vatan evlâtları uğurlu, kademli olsun ve elli yıl sonraki tarihler senin için ne yazarsa yazsın. Zaten senden sonra tufan… Sen tarih değil, kös dinlemeye alışkınsın..

Hüseyin Nihâl Atsız Ötüken, 1972, Sayı: 5


Selahattin Ulubaş’ın diliyle Dursun Önkuzu’nun şahadeti:

1970 yıllan ülkücü hareket açısından en zor dönemlerdi, hareketin günden güne geliştiğini gören kızıllar saldırılarını arttırıyorlardı. Ülkücü okuması ve okula gelip gitmesi engellenmek isteniyordu.
İşte rahmetli Dursun’da bu dönemlerde Ankara’da Erkek Teknik sek Öğretmen Okulu’nda okuyordu. Arasıra mektupları gelirdi, mektuplarında devamlı olarak komünistlerin saldırılarını artırdığını yazardı, hatta bu saldırıların iyice artması sonucu anasının aşırı isteği sonucu Zile’ye gelmişti Ama duramamış ve geldiğinin ertesi günü hemen geri dönmüştü… Babası bakkal dükkanı işletiyordu, küçüğü olan bacısını çok sevdiğini bilirdik…
23 Kasım 1970 günü şahadet haberi ilçeye geldiğinde sarsıldık. Dursun,: komünistlerin okulu istila ve işgal etmeleri sonucu Selahattin Mazman, Hasan Gürül ile birlikte rehin alınıyorlar ve üç gün boyunca aç, susuz bırakılıyorlar. Günlerce süren işkenceden sonra da ciğerlerine hava basıp 4’üncü kattan atıyorlardı.
Cenazesi Zile’ye getirildiğinde mahşeri bir topluluk yaşandı, cenazeyi Zile Genç Ülkücüler Teşkilatı’nın önünden kaldırdık… Bu olaydan dolayı Türkiye’de çok büyük infialler yaşandı. “Mekânı cennet olsun, nur içinde yatsın” diye anlatırken gözleri dolu dolu oluyordu.
Evet; Dursun Önkuzu’nun şahadetinin sonrasında Ankara’da olağanüstü bir ortam yaşanıyor, emniyet teşkilatı cenazeyi teslim etmeyi istemiyordu, sonrasında ülkücüler alıyorlardı ama Türk ocakları kapatılıyor yüzlerce ülkücü genç tutuklanıyordu. Önkuzu’nun tabutunun başında nöbet tutanlar, emniyet güçlerince alınıp Emniyet Müdürlüğü’ne götürülüyordu. Amaç Önkuzu’nun cenazesi için yapılacak töreni engellemekti… Her türlü zorluklara rağmen cenazeye mahşeri bir kalabalık toplanıyor ve cenaze şehidimizin memleketi olan Zile’ye getirilip defnediliyordu.
Önkuzu’nun şahadet haberi o günlerde bütün gazetelerde manşet haber olarak veriliyordu, bütün ülkücü kuruluşlar ve dernekler yayınladıkları bildirilerde olayı nefretle kınıyor ve suçluların yanısıra sorumlu olan okul idarecilerinin de gerekli şekilde cezalandırılmasını istiyorlardı.
Ama o günlerde yayımlanan 28 Kasım 1970 tarihli Anadolu Gazetesi’nde, Türkiye Milli Talebe Federasyonu’nun yayınladığı bildiri, vurdumduymazlığa olan tepkisini Genel Başkan Soner Karaman’ın diliyle şöyle ortaya koyuyordu: “Kaç milliyetçi öğrenci daha vurulacak? Milliyetçi ülkücü kardeşimiz olan Dursun Önkuzu’nun cenazesinde polis çıkartılan hadiseler üzüntümüzü bir kat daha artırmıştır. Komünist t Kürtçü işbirliğinin her gün bir milliyetçi katletmesinin önüne ne zaman geçilecektir. Nedense kızıl yürüyüşlere hiç ses çıkarmayan polis, bizim cenazemizi sahiplenmemize engel olmuştur, bizler her şeyin farkındayız ve sabrediyoruz ama sabrımızın sınırına gelmek üzere olduğumuzun da bilinmesi gerekir!..”

You must be logged in to post a comment Login

Yorum yazın...

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz

Sayac