Türkçü Kapak Fotoğrafları
Timur DikR.Sağ

Ayasofya’ya Önce Biz Saygı Duymalıyız – Prof. İlber ORTAYLI

31 Ekim 2014 Cuma, 16:51
İlber ORTAYLI

Dünya, Atatürk Türkiye’sinin aldığı Ayasofya’yı müze yapma kararını saygıyla karşılıyor mu acaba? Sanmıyorum çünkü ona önce biz saygı duymalıyız Ayasofya klasik Roma mimarisinin son büyük eseridir.

532 ve 537 yılları arasında İmparator Justinian’ın emriyle yapıldı. Miletoslu İsidoros ve matematikçi Trallesli (Aydın) Anthemius’un eseridir. Bilhassa Anthemius, İskenderiye Kitaplığı’ndaki son bazı eserleri özetlemiş, özellikle İskenderiyeli Heron’un statik üzerindeki görüşlerini zikretmiştir ve bugün kaybolan bu eserlerin hem zamanımıza kadar yaşaması hem de Ayasofya’nın strüktürünün bunlardan etkilendiği açıkça ortaya konmuştur. Bir müddet sonra Ayasofya’nın kubbesi çöktüyse de kendisinden sonra bu, bizce aşılamamıştır. 900 yıl sonra mimar Bruneleschi’nin Floransa Katedrali’nde ortaya koyduğu mühendislik harikası kubbe, estetik bakımından ve ana binayla olan bağlantı açısından Ayasofya’yla mukayese edilemez. En geniş kubbe Ayasofya değildir ama miladın birinci asrında Roma’daki Pantheon kubbesi (yani bütün Roma İmparatorluğu’nun tanrılarını bir araya getiren mabet) yapı olarak bir silindir üstüne konmuş bir yarım elma gibidir ve statik bakımdan Ayasofya gibi bir harika sayılamaz. Ayasofya kemerler ve sütunlar üzerinde duran bir eserdir. Bu sütunlar, imparatorluğun dört bir yanından getirilmiştir. Bu bir mali tasarruf sayılmaktan çok, emperyal bir hâkimiyetin görülmesi olarak düşünülmelidir. Benzer tavrı ve malzeme naklini Kanuni Sultan Süleyman devrinde de Mimar Sinan’ın büyük eseri için söylemek mümkündür.

Roma İmparatorluk ve mimarisinin son parlak eseridir Ayasofya

Ayasofya doğrudan doğruya ilahi hikmet anlamına gelir. Bu nedenle de Fatih Sultan Mehmed Han ismi değiştirmedi, hususi bir vakfiye meydana getirdi, birtakım eserleri bu vakfa bağışladı. 1204’te artık kiliseler arasındaki ayrılıktan sonra Roma Katolik diye ayıracağımız Batı’dan gelen Haçlılar Ayasofya’yı feci şekilde yağmaladılar ve bir Katolik katedrali haline getirdiler. Bu 1261’e kadar devam etti. 553, 557 ve 558 yıllarında kubbelerde çatlak ve çöküntü ve özellikle sonuncuda da binanın muhtelif yerlerinde çatlaklar meydana gelmiştir. İmparator Justinian bu dönemde sözü geçen; Baalbek başta olmak üzere, imparatorluğun muhtelif eski merkezlerinden devasa sütunları getirerek binada destek olarak kullandırttı. Ama asıl önemlisi bu tamirlerden sonra büyük mimar ve mühendis Sinan’ın Ayasofya’nın yan taraflarına dâhiyane bir buluşla koyduğu binayı ebedileştiren statik destektir. Ayasofya Roma İmparatorluk ve mimarisinin son parlak eseridir ve Osmanlı asırlarını bir numaralı cami olarak tamamlamıştır. 1931’de ciddi bir restorasyon geçirdi, daha evvelki ciddi restorasyon ise Sultan Abdülmecid Han devrinde Fossatiler’e yaptırılandır. Bu restorasyon sırasında Ayasofya’nın ilk pahalı baskılı anıtsal kitabı da padişahın cömert bağışıyla Londra’da basıldı. Rus çarının bu kitap için gereken bağışı yapmaktan imtina ettiğini belirtelim.

Uluslararası baskılarla baş etmemiz acaba mümkün olacak mı?

1934’te kasım ayı başında, Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün başkanlığındaki hükümet Ayasofya’yı müze yapma kararını aldı. Roma mozaikleri üzerinde camiden kalma nefis hatlar ve tabii ki 15’inci asrın ilavesi minareler muhafaza ediliyor. Bir zaman önce yan galerilerden birinde mescid de açıldı ve cuma namazları kılınıyor. Binlerce insanın katıldığı son toplu sabah namazı olayından sonra gazetelerde çeşitli yorumlar var. Bir tanesi Murat Bardakçı’ya ait. “Cami olmasında mantık vardır” demeye getiriyor ama “Bunun müzeye çevrilmesindeki şartlar değişti mi, beynelmilel baskılarla baş edebilecek misiniz?” sorusunu da ortaya koyuyor. Galiba bütün mesele bu. Ülke içinde kitleleri harekete geçiren iktidarlar beynelmilel hareketleri hesaba katmıyorlar. Endülüs’ün büyük eseri Kurtuba Camii’ni katedral olarak kullanan, Mostar Köprüsü’nün yanına acayip, kocaman bir çan kulesi diktiren İspanya’nın dahil olduğu dünya Ayasofya için aynı duyarlılığı gösterir mi? Dünya, Atatürk Türkiye’sinin aldığı kararı saygıyla karşılıyor mu acaba? Hiç zannetmiyorum çünkü ona önce bizim saygı duymamız gerekir.

Yeni çıkan bir tarih dergisi

Gezi olayları sırasında çıkardığı sayıyla NTV’nin oto-sansürüne takılarak kapatılan dergi, bu ay genel yayın yönetmeni Gürsel Göncü’nün önsözüyle, #tarih adıyla yeniden hayata girdi. Birinci sayının ana konusu Soma ve tarihteki madenciliğin geçirdiği trajik safhalar, “İnsanlığın en kara sayfaları” diye ele alındı. “Hasta Adam’dan Rusya’ya Sevgilerle” diye Silistre zaferi, Dünya Kupası üzerine ilginç bir makale ve asıl önemlisi, arkeologya ve tarih dünyasından ilginç haberlerle dolu bir dergi. Son Gezi nüshası da “NTV’siz Tarih” başlığıyla yeniden hediye olarak veriliyor. Tarih yayınları dünyasına yeni doğan bebek hoşgeldin. Herkesin kendine göre çarpıtarak naklettiği tarih yorumlarının arasında hayatına başarılarınla devam et.

You must be logged in to post a comment Login

Yorum yazın...

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz

Sayac